Türkiye’de free lance gazetecilik yapmış olan gazeteci ve Erdoğan Rising kitabının yazarı Hannah Lucinda Smith, Epstein belgelerinde 2017’den itibaren Epstein ve çevresinin Türkiye’de kur kriziyle ilgisinin izlerini sürdü. Yazısının çevirisini yayınlıyoruz
Binlerce başka gazeteci gibi ben de geçen haftanın büyük bölümünü Epstein dosyalarının son yayımlanan bölümünü didik didik arayarak geçirdim. Adalet Bakanlığı’nın (DoJ) sitesindeki son derece temel, üstelik sık sık takılan arama fonksiyonuyla boğuşup, bu iğrenç küresel operasyonun hikâyesinden küçücük bir parçayı birleştirmeye çalıştım. Birkaç gün önce X’te gezinirken “jmail.com” hakkında bir paylaşıma rastladım: Epstein’in tüm e-postalarını, tıpkı Gmail gibi görünen ve çalışan bir arayüze yükleyen bir program. Epstein’in yerine geçip e-postalarda arama yapabiliyorsunuz. Harika bir isim, harika bir arayüz, harika bir kamu hizmeti.
Jmail, DoJ’nin orijinal veritabanında arama yapmaktan kesinlikle daha göz yormayan, daha az beyin tüketen bir araç. Ama bir uyarı: ciddi bir iş yapıyorsanız, kesinlikle orijinal belgelerin yerini tutmuyor. Jmail’de, DoJ verisinde yaptığım aramaların aynısını çalıştırdığımda, çok sayıda önemli şeyi kaçırdığını gördüm. Muhtemelen bunun nedeni, e-postalardaki sayısız yazım hatası ve yanlış yazımlar.
Yine de jmail’in orijinal dosyalara göre bir üstünlüğü var: e-posta başlıklarını çok net gösteriyor ve mesajları kolay anlaşılır biçimde kronolojik sıraya diziyor. Ve jmail’de baktığımda, DoJ veritabanında fark etmediğim bir şeye rastladım. Bir e-posta başlığı gözüme çarptı çünkü “The Battle for Turkey” diye başlıyordu — Erdoğan Rising adlı kitabımın alt başlığıyla neredeyse birebir aynıydı.
Açtığımda bunun, Eylül 2019’da Londra’da kitabı tanıtmak için yaptığım canlı bir etkinliğin tanıtım maili olduğunu gördüm: Times’tan meslektaşım Anthony Loyd ile Türk siyaseti ve ekonomisi üzerine bir sohbet. Bu tanıtım e-postası, muhtemelen jeopolitik danışman olan (adı karartılmış) biri tarafından Epstein’in kişisel adresi olan jeevacation@gmail.com’a iletilmişti.
Bu, en dolaylı biçimde geçiyor olsa da midemi bulandırdı. Epstein’in aldığı son e-postalardan biriydi: 25 Haziran 2019. Ölümünden altı hafta önce ve tutuklanıp reşit olmayanların seks ticaretiyle suçlanmasından iki hafta önce.
Şimdiye kadar yayımlanan belge paketleri, Epstein’in Türkiye’ye hem profesyonel hem kişisel düzeyde sürekli bir ilgi duyduğunu gösteriyor. Son dökümde, Epstein’in iki kızı — kimi yerlerde kişisel masöz, kimi yerlerde asistan olarak tanımlanan — on gün boyunca spa’da masaj eğitimi almaları için Antalya’daki Rixos Land of Legends’a götürdüğünü gösteren e-posta zincirleri var. Kızlar, Türkiye’ye uçmadan önce Epstein’le ABD’deydi; Türkiye’den ise doğrudan Paris’e uçtular — planlanandan dört gün erken — ve sonrasında tekrar onunla buluşmak üzere.
Epstein’in Türkiye içinden herhangi bir ayrıcalıklı bilgi alıp almadığı ve bunu nasıl yaptığı ise daha belirsiz. Ama 2010’ların çalkantılı döneminde lira ve Türk tahvilleri üzerinde spekülasyonla kesin biçimde ilgilendiği, bunu hem Steve Bannon hem de Epstein bağlantıları nedeniyle Kasım 2025’te istifa etmek zorunda kalan eski Harvard ekonomisti Larry Summers’la konuştuğu açık.
(Summers, 1983’te Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü oldu. 1991’de Harvard’dan ayrıldı ve 1991’den 1993’e kadar Dünya Bankası’nın Baş Ekonomisti olarak çalıştı. Eski ABD Başkanı Bill Clinton döneminde Hazine Bakanı, Barack Obama döneminde ise Ulusal Ekonomik Konsey Direktörü oldu. Harvard Üniversitesi Rektörü olarak 2001-2006 yıllarında görev yapan Summers, Epstein belgeleri sonrası Harvard’dan istifa etmişti.)
20 Şubat 2017’de Epstein, Summers’a şöyle yazıyor:
“Their currency is in the toilet”
(“Para birimleri tuvalette / yerlerde sürünüyor.”)
Summers aynı gün cevap veriyor:
“What’s issue. Do I have to go there R they stooges of Erdogan.”
(“Sorun ne. Oraya gitmem mi gerekiyor? Erdoğan’ın kuklası mı bunlar?”)
21 Şubat’ta Epstein geri yazıyor:
“do you want to work with turkish central bank to discuss currency issue i told them 250k”
(“Kur meselesini konuşmak için Türk Merkez Bankası’yla çalışmak ister misin? Onlara 250 bin dedim.”)
Şubat 2017’de Türk lirası, ABD doları karşısında tarihî bir dip seviyeye gerilemişti — yani “kur meselesi”. Hazine’nin bu ödemeler dengesi bülteni, Merkez Bankası rezervlerinin 2016’nın Ocak-Haziran dönemindeki 8.462 milyon dolardan, 2017 Ocak-Haziran döneminde -2.400’e düştüğünü gösteriyor. Bu düşüş, bankanın uluslararası piyasalarda lira almak ve kuru tutmak için döviz ve altın rezervlerini yakıp tüketmesinin sonucuydu. Ancak Ocak ile Şubat 2017 arasında — yani Epstein’in Summers’ı kur krizini görüşmek üzere Merkez Bankası’na göndermek istediği tam dönemde — resmî rezervler (14. satır) -2.055 milyon dolardan 576 milyona sıçrıyor: 2.631 milyon dolarlık bir giriş. Bu, Epstein’in e-postada bahsettiği 250 binle ilişkili olabilir mi?
Aynı dönemde Türk yatırımcıları arasında “Herif” lakaplı gölgemsi bir süper yatırımcıya dair söylentiler dolaşıyordu. Kelime anlamıyla “eşek” gibi bir şey ama İngilizce çevirilerde “The Dude” diye geçiyordu. O, ya da o, ya da onlar, ya da bir otomatik algoritmik trader topluluğu; 2016 ve 2017’de Borsa’yı, diğer tüm oyuncuları cüceleştiren giriş-çıkışlarla manipüle ediyor gibiydi — 2016’da tek bir günde 450 milyon dolarlık hareketler dahil. Türk basınının bazı bölümleri, Dude’un Londra’dan işlem yapan bir Hintli olduğunu iddia etmişti.
Bir yıldan biraz fazla sonra, Mayıs 2018’de Steve Bannon, Epstein’ın çevresinden bir isim, belgelerde yer alan mesajlaşmalarda adı karartılmış biriyle yazışıyor. Mesajlar önce okul bahçesi seviyesinde bir kadın düşmanlığıyla başlıyor:
“Başka bir not: feminist bir etkinlikte kadın sunucuya, bazı erkeklerin artık yaşlı beyaz adamların saltanatını bitirmenin zamanı geldiğine inandığını söylemesini önermiştim. Erkekler buna ‘We Too Movement’ diyor. Kadınlar ayağa fırlayıp alkışladı. Çok komik.” diye yazıyor karartılmış kişi.
Ama kısa süre sonra konu para kazanmaya dönüyor:
“Türkiye parası fena çakılıyor. Mükemmel.” diye yazıyor bu kişi.
Bannon cevap veriyor:
“Bannon vurur; Tanrı shortlar.”
Shortlamak, düşen bir para birimine karşı bahis oynayıp, düşüşten para kazanmak demek. Ve Bannon ile karartılmış muhatabı bu mesajları, Türk lirasının dolara karşı bir kez daha rekor dip gördüğü gün paylaşıyorlar.
Shortlayanlar çok para kazandı. Lira, bir sonraki ay yapılan seçimlerden ve “damat” Berak Albayrak’ın hazine ve maliye bakanı olarak atanmasından sonra daha da çöktü.
Temmuz 2018’de Türk parası, sanki sürekli bir spekülatif saldırı altındaydı. Ağustos 2018’de ise ABD, Evanjelik Amerikalı rahip Andrew Brunson’un “Türk devletine karşı komplo” suçlamasıyla tutuklu olması nedeniyle Türkiye’ye yaptırım uyguladı. Donald Trump, Türk çelik ve alüminyumuna gümrük vergilerini iki katına çıkardı; Borsa İstanbul yüzde 17 düştü.
Ağustos 2018’de, bu yaptırımların üzerinden iki haftadan az zaman geçmişken, Epstein Türk tahvilleri almayı Richard Kahn’la tartışıyor. Kahn, hem Epstein’in kişisel “kriz kredilerini” tahsil etme işlerinde, hem de doğum günü hediyelerinin ulaştırılmasında rol almış görünen bir servet danışmanı.
Epstein, 13 Ağustos’ta şöyle yazıyor:
“lets look at some turky or russain or bail trade. at the right time bonds will be great”
(“Biraz Türkiye ya da Rusya ya da kurtarma ticaretine bakalım. Doğru zamanda tahviller harika olacak.”)
Kahn cevap veriyor:
“Yes agree.. I have been watching TUR and RSX which arc equity indexes for each country.. Will Russia bail out turkey when they go bankrupt?”
(“Evet katılıyorum. TUR ve RSX’i izliyorum; her ülkenin hisse endeksleri. Türkiye iflas ettiğinde Rusya kurtarır mı?”)
Türkiye’de, içeriden bilgiye sahip birinin Ankara’da bir “Mandelson” tipi figürün özellikle Haziran 2018 seçimlerinden sonra, yakın zamanda alınacak kararlarla ilgili ayrıcalıklı bilgileri iletmesi mümkün olabilirdi. Çünkü o seçimler, Recep Tayyip Erdoğan’ı yeniden başkan seçti ve parlamenter sistemden “güçlendirilmiş yürütme başkanlığı”na geçişi tetikledi; merkezinde Erdoğan’ın her şeye hükmeden bir “Güneş Kral” gibi durduğu bir sistem.
Erdoğan, 2018’den sonra ekonomiye özel bir dikkat gösterdi; Albayrak üzerinden doğrudan yönetti, enflasyon fırlarken bile Merkez Bankası başkanlarını defalarca faiz indirmeye zorladı, karşı çıkanları görevden aldı. Erdoğan, yüksek faizin yüksek enflasyona yol açtığını ve İslam’a aykırı olduğunu kamuoyu önünde ısrarla savundu. Düşük faiz, tüketici kredilerinin gerekenden çok daha uzun süre akmasını sağladı; seçmen için bir tür tatlandırıcıydı. Ani faiz indirimleri lirayı zıplatıp düşürürken, önceden haberi olan trader’lar shortla servet kazanabilirdi.
Bu belgelerde hiçbir şey kanıtlanmış değil. Ama 2016’dan 2019’a kadar aynı anda iki şeyin yaşandığı açık: Türkiye piyasaları hem siyasi kötü yönetimle hem de fırsatçı spekülasyonla hırpalanıyordu ve Epstein, Türk lirasıyla öyle bir ilgileniyordu ki, kur krizini konuşmak üzere yüksek düzeyli bağlantılarını Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na göndermeye çalışıyordu. Henüz bir “smoking gun” yok, ama kesinlikle bazı işaretler var: Epstein ve çevresi en azından Türkiye’nin çalkantısı üzerine bahis oynuyor gibiydi. Ve daha fazla belge yayımlandıkça, daha fazla gazeteci kendi taramasını yaptıkça, Epstein’in liraya ilgisi ve ona kimlerin bilgi aktardığı hakkında daha fazlası mutlaka ortaya çıkacak.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.