Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Ambalajındaki değerler ve Yorgun Demokrat

Ambalajındaki değerler ve Yorgun Demokrat

Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel bu aralar en çok “Yorgun Demokrat” şarkısını dinlediğini söylüyor. İlk çıktığında, 1987’de Ahmet Kaya seçkilerimde pek olmayan o şarkı, yıllar sonra Enes&Mehmet Kılınç’ın yorumuyla beni yakalamıştı. Esasında o şarkı Kaya’nın da, ömrü “müzikal” darbelerle, marşlarla geçen demokrasiye aç milyonların da yaralı, yorgun, notalı tarihi. Bugün dinlenme rekorları kırması, dilerim artık her an ağırlaşan yükünü taşıyamayan bu ortak hafızanın tezâhürüdür.

Hayatı -şanslıysa- radyoyla geçen “bir neslin ahfadıyız”. Bizim de çocukluğumuz öyle… Şarkılarla, sabahları uyandıran “Yurttan Sesler”le-türkülerle ve elbette marşlarla büyüdük. Cümlemi okkalı kılan son üç kelime de bir zamanların ünlü Harbiye Marşı’ndan devşirme. Kalıp gibi ezberimde… Nağmesini mırıldandığımda sözlerini de ânında hatırlıyorum: “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız (torunlarıyız)”.

Marşın finali de başlangıcına uygun: “Bize ‘Ölmez Türk’ derler”. Günler uygun adım 1960 askerî darbesine yürürken o marş caddelerde, meydanlarda… Ardından 27 Mayıs’ta radyolardaki darbe bildirisinin de fon müziği.

Müzikal asker kulağı

“Yaşa varol Harbiye, yıkılmaz satvetinle (‘ezici kuvvet, sindirici, boyun eğdirici güç’)” herkesin dilinde. Harp Okulu birinci sınıf öğrencisi Cevdet Şakir Çetinel’in bestesi müzik kulağı da gerektirmiyor.

Askerî yürüyüşe uygun 2/4’lük basit ritim. Siviller için de “Sol, sağ, rap rap” diye gidiyor. İşler karışınca/karıştırılınca -“askerî tedrisat”ın da etkisiyle- toplumun “asker kulağı” zaten hep açık. Anında “rahat”tan “hazırol”a geçiyorsun. Hemen herkes ritmi bozmadan, güftesini kaydırmadan eşlikçi…

“Müjdeler var marşı”

O ritimle sonsuz tekrarlanan, her yerde karşına çıkan marşların bünyeye etkisi öyle oluyor. Hiç unutmam, 1973’de radyodan, tek kanal televizyondan döne döne yayınlanan 50. Yıl Marşı, kamusal deyişiyle “Müjdeler var marşı” mesela.

Yeni marşların pek tutulmadığı bir dönemde -en azından ilk dizesiyle- herkesin beynine nakşediyor, herkesin dilinde. Bir yanda darbe üstü az partilerüstü “ara rejim hükümetleri”, bir yanda radyofonik marşlar… İçinden durma girişteki o dizeyi mırıldanıyorsun: “Müjdeler var yurdumun toprağına taşına…” İnsandan fazla bahis yok.

Engellemen mümkün değil. Bizzat yaşadım; iç sesimi meydana çıksa 50 pırpırlı onursal başçavuş rütbesi alacağım. Bir yıl sonra da şarkı marşı “Memleketim”. Hazıra konuyor bir bakıma. Daha ilk dizesinde pekişmişi, ezberi hazır: “Havasına suyuna taşına toprağına”. “Kıbrıs Barış Harekâtı” ile listelerde birinci. Savaşa ezelden hazırız.

Kendini evinde hisseden darbeciler

Tesadüf, darbelerin ilk hedeflerinden İstanbul Radyoevi’nin tarihi binası da “Harbiye”de… Darbeciler kendini evinde hissediyor. Radyo dersen zaten darbeler davulla zurnayla… “Davulun sesi uzaktan hoş gelir”in açıklamalı, uygulamalı, yaşayan izahı. Yakından, başında gümleyince darbesi ömrünce kulaklarını çınlatıyor.

12 Eylül darbesi de sabaha karşı radyodan, televizyondan önce İstiklâl Marşı, ardından Harbiye Marşı ile ilan ediliyor halka. Müzikal sıkıyönetim bildirileri… Milli marşta ayağa fırlayanlar, “Hâzırrr ol!”a geçip detone olanlar, sonunu getiremeyenler, ikinci marşla rahatlıyor.

Kenan Evren’in “playlist”i

Kenan Evren’in “playlist”i de geniş. Hitler misali sanatçı diktatör, neredeyse ressam nihayetinde. Ölçü boyadığı resimlerin milyonluk, milyarlık satış değeri olsa, nice ressama ağrısıyla taş döktürür.

Daldan dala müzikal darbe seçkisi… Hasan Mutlucan’ın “Yine de şahlanıyor, aman”ı, “Davullar çalsın, aman”la şehirlerden köylere veriyor “ihtilâl” coşkusunu… Ayten Alpman’ın geleneksel Yidiş müziğinden aranje “Memleketim”i de Türk Hafif Müziği olarak listede elbet.

Darbenin ayarsız solisti Evren bile ekranlarda “İncecikten bir kar yağar” diye türkü tozutuyor. “Bekledim de gelmedin” de şarkıları arasında; ömrünce neyi beklediğini oradan da acıyla öğreniyoruz.

Çocukluğumun, gençliğimin radyo günlerine 10 yılda bir damgasını vuran müzikal sıkıyönetimbildirileri, o günlerde çocuk, genç, orta yaşlı olup da hayatta kalanların da, bugün “yorgun demokratlar”ın da, demokrasiye aç milyonların da yaralı, notalı tarihi.

“Sürekli devrim”in en inanılmazı

Neyse ki çocukluğumun, ilk gençliğimin (çocukken ergenliği öyle anardık), gençliğimin radyo günleri onlardan ibaret değil. TRT FM’in “Dinleyici İstekleri” o günlerin “pop”tan “rock”a dizi dizi incisi.

Pikaplarla haneye, kişiye özel müziklerle biraz çeşitlenen, cep radyolarıyla taşınan müzik yelpazemiz, teyplerle, siparişe uygun doldurma kasetlerle genişliyor. Profesyonelce hazırlanan “anonslu asker kasetleri” de piyasada tabii. Ardından CD’ler, parmak kadar flashdiskler…

Ama bizim kuşakların müzikal “sürekli devrim” sürecinde en inanılmazı dijital müzik platformları olmalı. Abonelerine 100-400 milyon şarkıyla, yüz milyonlarca kullanıcının kişiye özel “çalma listeleri”yle ulaşıyor. Dünyanın müziği önünde… Herkes gönlünce DJ. Sansür, yasak da pek işlemiyor o (el)âleme. (Erişim engeli nedeniyle 2021’de çekip giden TIDAL hariç.)

Yorumlardan yorum beğen…

Hemen her dönemin yasaklı kasetlerindeki Türkçe, Kürtçe, Moskofça, dünyanın dilinde tüm marşları, türkü marşları, devrimci türküleri de listelerinde mesela. Ne istersen var.

İster eşeği Cem Karaca’nın, Ruhi Su’nun, Erkan Oğur’un, Kıraç’ın sesiyle çayıra sal, ister Zülfü Livaneli, Gülden Karaböcek’le “Çiçek topla”, olmadı onca yorumuyla “dağlar dağlar”.

Ajdar’ın, Banu Alkan’ın seçkilerine bakıp “Benim niye yok?” dersen, o da mümkün. “Dijital dağıtımcı” kullanarak kolayca yüklüyorsun nağmeni. Lâkin güftene dikkat etmen lazım. Bulunup buluşturulan tek kelimenle, cümlenle durduk yere darbe yemen de mümkün.

Yol yorgunluğunu alan şarkılar

Ruhun gıdası müzik insanın yol yorgunluğunu da alıyor. O yüzden çalma listelerindeki her türden “Yol Şarkıları” da uzun yolda iyi gidiyor. Arabada da, hayat yolculuğunda da… Çocukluğumda piknik yolunda mutlaka söylenen “Otomobil uçar gider/Ömrüm gibi geçer gider” hâlâ aklımda. Nostalji gecesi yaparsan farklı sanatçıların yorumlarıyla çalma listelerinde.

Cem Karaca’nın 1980’lerde Nâzım Hikmet’in “Mavi Liman” şiirinden bestelediği şarkı da 40 yıldır listelerimde: “Çok yorgunum beni bekleme kaptan /Seyir defterini başkası yazsın”… Şebnem Ferah’tan, Ferhat Göçer’e, Halit Ergenç’e onlarca yorumu listelerde. “Yok, ben Nâzım’ın sesinden şiirini dinlemek istiyorum” dersen o da hazır.

Nâzım’ın geçirdiği ilk büyük kalp krizinin ardından yazdığı o yorgun şarkının panzehiri de çok.  “Yok öyle yağma, susma!” diyeni de… Ahmet Kaya’nın Yusuf Hayaloğlu’yla birlikte sözlerini yazdığı, yine o yıllarda çıkan “Yorgun Demokrat” misal.

Bence “Yılın Şarkısı” o…

Doğrusu, ilk çıktığında (1987) Ahmet Kaya seçkilerimde pek yok. Bazı dizeleri köşeli geliyor sanki. Yıllar sonra o şarkının “cover”ı, Enes&Mehmet Kılınç kardeşlerden yorumu ise yüreğimden yakalıyor beni. Ayağa kaldırıyor, gerçekten…

Hatta Serbestiyet’in birkaç yıl önceki Yılbaşı Anketi’nde “Yılın Şarkısı” sorusuna da yanıtım o. Sadece bana has bir duygu değil, sosyal medyada dinlenme rekorları kırıyor. Silkiniyor, diriliyor, bir bakıma.

İlaç niyetine doping etkisi

YouTube’da yayınladıkları ilk -amatör- kaydını defalarca seyrettim, dinledim, arada hâlâ dinliyorum. Seslerinin, yorumlarının, bence harika, olduğu gibi çekimlerinin yoğun etkisinden öte, yeri zamanı da gelmiş herhal. İlaç niyetine mi desem, doping etkisi mi; içimde bir kıpırtı, zıp zıp duygular… Klip siyah beyaz, çok yakışıyor. Odalarındaki bilgisayarın karşısındaki “oyun(cu) koltukları”na oturmuşlar, önlerinde enerji içecekleri, gönüllerince söylüyorlar. İçe dokunan sesleri, ekranda parlayan gençlikleri, küçücük odalarındaki gönülden gönüle yankısı, hüznü, tebessümü, coşkusuyla dinlemeye doyamıyorum. Yüksek “volume”da tabii…

“Tutsakmış da ne olmuş”

Duygularımı 16 Kasım 2025’de yayınlanan “Örtmek, itibar, şarkılar, türküler ve Yorgun Demokrat” yazımdan aynen aktarıyorum: “Yineleniyor içimde nidası: ‘Artık susma, yorgun demokrat…’ O ‘demokrat’ın bugün kim olduğunu, nerede, nasıl durduğunu pek de düşünmüyorum doğrusu.

O gencecik çağrılarıyla var’sayıyorum hemen, çok sayıyorum, herkese görev sayıyorum. Öyle ya da böyle, “ora”dan “bura”dan yeterince çok… Yeter ki nabzını tutan olsun.

Ardından Enes Kılınç’ın yine Ahmet Kaya’dan yorumladığı ‘Benden Selam Söyleyin’e rastlıyorum YouTube’da. Hatta Kaya’nın o şarkısını ilk kez Kılınç’dan duyuyorum… Sözleri yine “şimdiki zaman çekimli fiil” geliyor bana. Her gün güncelleniyor.

Onu hâlâ çok ama çok seven ama artık haberlerini uzaktan alabildiği sevgilisine selam söylüyor cezaevinden. Yâri de onu bekliyormuş zaten: “Tutsakmış, hapismiş de ne olmuş /Demiş birisine…

“Zorlu günler”in şarkısı

O yazımda yeri zamanıyla güncellenen o şarkı, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in HalkTV’de bu hafta yaptığı canlı söyleşiyle de gündemde. Özel’in “Bu zorlu günlerde en çok neler dinlediniz?” sorusuna yanıtı, yüzümü güldürüyor:

En çok Yorgun Demokrat dinliyorum. Ahmet Kaya’nın paramla aldığım ilk kaseti esasında. Sonra çok sevdiğim, değerli bir dostum gitti İstanbul’dan -jelatini soyulmamış olması marifetmiş onun- o Yorgun Demokrat’ın bir kasetini de hediye getirdi. Duruyor ama onu açmadım daha… Bu aralar çok dinliyorum.”

“Yorulmaya hakkımız yok”

Ardından “Yorgun musunuz?” sorusunu da şöyle yanıtlıyor: “Yok… Önceki dönem Muğla belediye başkanımıza sorardık, “Nasılsın Başkanım?”, “Kötü olmaya hakkımız yok” derdi. Benim de yorulmaya hakkım yok

Yorgun filan değilim hatta birazcık hafif tempoda geçen günlerde suçluluk duyuyorum, az mı çalıştık bugün diye. Çalışmadığım her dakikayı kötü geçen bir zaman gibi düşünüyorum. Ama yorgun filan değilim yani… Seçime kadar da yorulmaya hiç niyetim yok.”

Son cümlesi demokratik çağrı

Program kapanırken “Ekleyeceğiniz başka bir cümle var mı?” sorusuna yanıtı ise bir çağrı; “Tek cümlem şu: Ekimin ortasına kadar 60 günlük bir sürede, partiyi Anadolu’da birlikte ete kemiğe büründüreceğiz. Ortak gelecek toplantıları yapacağız, ortak geleceğimizi arayacağız.

Bütün CHP’lileri bekliyoruz, firesiz. Bütün demokratları bekliyoruz. Muhafazakâr demokratlar, milliyetçi demokratlar, liberal demokratlar, sosyalist demokratlar, Kürt demokratlar, ülkesini seven herkesi bekliyoruz.

Ortak geleceği birlikte kuracağız. Sonra da ortak gelecek için benzer düşünen, ülkesini seven bütün partililerle birlikte her alanda ortaklaşacağız. Kimseyi dışlamayan herkesle birlikte olabilen bir anlayışla…”

Ambalajında duran değerler

Özel’in ambalajında, açılmadan muhafaza ettiği, belki günü gelince yıllanmış bir şarap misâli açacağı “orijinal” Yorgun Demokrat kaseti, bana ambalajında açılmadan duran temel değerleri, ilkeleri hatırlıyor. Sıkı sıkı ambalajında duran sözleri açıkça söylediği için genç yaşında, sürgünde ölen Ahmet Kaya’yı da…

“Bir sen kaldın geride” diyor iki kez. Sonra da “Ah, akıp gidiyor hayat /Yüreğim anlıyor seni /Artık susma, yorgun demokrat”. Finale giderken, o dize de iki kez. İki kulağa iki küpe… O “albüm”den çağrışımla, adalete, demokrasiye, özgürlüğe, eşitliğe, şeffaflığa, hoşgörüye, emeğe saygıya dair tüm değerlerin artık ambalajından çıkması dileğiyle…

Dileğimin fon müziği de YouTube’da 11 milyon insanın dinlediği Ferdi Özbeğen’in sesiyle “Dilek Taşı” olabilir. Neden olmasın: “Gözümde canlanır koskoca mazi” diyor, soruyor ardından; “Suçumuz neydi ki… /Kaybolmuş benliğim, ben ne hâldeyim /Efkârım birikti, sığmaz içime /Bin sitem etsem de, azdır kadere /Gülmeyi unutan, yaşlı gözlere /Mutluluktan haber ver dilek taşı”.

YAZI FOTOĞRAFI: Yeni Parti Başkanı Özgür Özel’le Enes&Mehmet Kılınç’ın fotoğraflarını yazım bağlamında Photoshop ile yan yana getirdim. Kılınç kardeşlerin ilk, amatör kayıtlarından aldığım görüntünün netliğini ise yapay zekâ iyileştirdi. Aslında montajı da yapay zekâ marifetiyle kusursuz yapabilir, iki fotoğrafı tümüyle bütünleştirebilirdim ama onu istemedim. Zira aması çok kuvvetli; “kötüye kullanımı”nı, mitinglerde photoshopla geçiştirilenini, “insan zekâsı”yla alay eden en pespaye örneklerini bile görebiliyoruz.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın