Cumhurbaşkanı Seçimi ve Nikos Hristodulidis
Güney Kıbrıs’ta son zamanlarda gözlemlenebilen siyasi tıkanıklığın temeli 2023 yılında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimine dayanıyor. Eski Dışişleri Bakanı olan Nikos Hristodulidis’in, hükûmet partisi DISY’den ayrılarak, federasyona karşı olan merkez sol EDEK Partisi ve merkez sağ DIKO Partisi’nin desteğiyle adaylığını açıklamasının ardından seçimden beklentiler değişti. Hristodulidis, kampanya sürecinin başından beri anketlerde açık ara önde olan isimdi. Popülerliğinin temel nedenlerinden biri de iktidar partisi DISY’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve Genel Başkanı Averof Neofytou’nun partisinden daha bağımsız hareket ediyor olmasıydı. Parti içindeki muhafazakâr kanada rağmen Neofytou, sol seçmeni uzaklaştırmamaya çalışıyor ve eleştirilerini daha çok Hristodulidis’e yöneltiyordu. Ana muhalefet Emekçi Halkın İlerici Partisi’nin (AKEL) desteklediği bağımsız aday Andreas Mavroyiannis ise bu durumdan faydalanarak seçime doğru geçen her günde desteğini daha da artıyordu. Nitekim kampanya sürecinin başında seçimlerin ikinci turu için iktidarın adayı Neofytou önde gözüküyorken son haftalarda solun adayı Mavroyiannis momentumu arkasına aldı ve 5 Şubat 2023’te gerçekleşen seçimde Hristodulidis ile ikinci tur yarışına girme hakkını kazandı.
Bu sonuç, iktidar partisi DISY için bir yıkım oldu. Tarihinde ilk defa cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalamamasıyla birlikte parti içi karışıklık devam etti. Genel Başkan ve Cumhurbaşkanı Adayı Neofytou, ikinci turda kimseyi desteklemeyeceğini açıklasa da Hristodulidis’e yönelik eleştirilerini tekrar vurguladı. Öte yandan partinin önemli otoriteleri, dolaylı yollarla Hristodulidis’i destekledi. Sosyalist AKEL Partisi’nin hükûmet olması kaygısıyla benimsenen bu söylem, partinin kamuoyu üzerindeki etkisini kırdı. Bütün bunlara rağmen Hristodulidis, ikinci turda oyların yaklaşık yüzde 52’sini alıp cumhurbaşkanı seçildi. Bu sonuç önemli bir başarı gibi görünse de radikal solun adayı Mavroyiannis’in yüzde 48 civarı bir oy alması beklentinin dışı bir olaydı. 2008 yılından beri ilk kez AKEL’in desteklediği aday yüzde 45 bandını aşmıştı. Ayrıca bu tablo, Hristodulidis’in siyasi olarak parçalı bir meşruiyetle göreve başladığını gösteriyordu. Bu nedenle sonuçlar, meclis çoğunluğu olmayan bir hükûmeti beraberinde getirdi. Yeni hükûmetin içinde eski iktidar partisi DISY üyesi olan isimler yer alsa da federasyona mesafeli ve dış politikada daha bağımsızlıkçı olan DIKO ve EDEK Partileri yönetimin gövdesini oluşturuyordu.
Hristodulidis göreve geldiği ilk günden itibaren DISY ile iş birliği içinde olmaya dikkat etti. Kendisini destekleyen DIKO’nun aksine daha liberal bir pozisyon benimsedi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin uluslararası bir aktör hâline gelmesi gerektiğini destekleyerek hem Avrupa Birliği ile hem de Amerika Birleşik Devletleri’yle pragmatik bir ilişki geliştirdi. Öte yandan, seçimin ardından ana muhalefet olması beklenen DISY’de seçimi kaybeden Genel Başkan Neofytou’nun yerine Meclis Başkanı Annita Demetriou seçildi. Bununla birlikte Hristodulidis, Meclis’te de siyasi gücünü artırdı. Artık dış politikadaki pozisyonunun ve meclis aritmetiğinin kendisine sağladığı bir siyasi esneklik bulunuyordu. Bütün bunlar üzerine, 2025’in Ekim ayında gerçekleşen KKTC Cumhurbaşkanlığı Seçimini muhalif aday Tufan Erhürman’ın büyük bir farkla kazanması Güney Kıbrıs siyasetini hareketlendirdi. Hristodulidis’in göreve geldiğinden beri izlediği pragmatik ve uluslararası görünürlüğü artırmaya yönelik dış politikası, KKTC’de daha uzlaşmacı bir liderin seçilmesiyle yeni bir diplomatik fırsat olarak görünüyordu. Lakin bulunduğumuz aşamada, iç politikadaki tutarsızlıklar ve adada giderek ağır basan güvenlik kaygıları gözetildiğinde bu fırsatın GKRY tarafınca karşılanabilir olmadığı anlaşıldı.
Genel Seçimler ve Siyasi Uyuşmazlık
Öncelikle, Mayıs ayında gerçekleşecek olan Genel Seçimlerin Güney Kıbrıs’ın bu atmosferinde önemli bir payı olduğu anlaşılıyor. Yıllar boyunca ülkenin yönetiminde söz sahibi olmuş muhafazakar liberal DISY’nin yeni yönetiminin Cumhurbaşkanı Hristodulidis ile kurduğu ilişki nedeniyle seçmen desteğini bir hayli kaybettiği görülüyor. Hükûmet partileri DIKO ve EDEK’in de oy oranlarının önceki genel seçimlere göre anketlerde görünür şekilde azaldığı gözlemleniyor. Hristodulidis yönetiminin parçalarını oluşturan bu bileşenlerin toplamının önümüzdeki seçim sonrası meclis çoğunluğunu bulamaması ise güçlü bir ihtimal. Bu durum da cumhurbaşkanının politik esnekliğini bir ölçüde kısıtlıyor.
Muhalefette ise belirgin şekilde kendini gösteren parti Ulusal Halk Cephesi (ELAM), DISY’den kopan sağ seçmenin desteğini alıyor. Fakat bu partinin Yunanistan’daki aşırı sağcı Altın Şafak Partisi ile bağlantıları, ırkçı temelli federasyon karşıtlığı ve siyasi şiddet vakaları kendisinin hükûmet ortağı olmasını engelliyor. Yine de parti, anketlerde yüzde 15 bandında bir destekle üçüncü parti konumunda. Öte yandan muhalefetin en güçlü partilerinden Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL), önceki genel seçime kıyasla anketlerde oyunu koruyor. Federasyon fikrinin en güçlü destekçisi olan bu parti, dış politikada ise eski Sovyet bağlantılarından da gelen gelenek ile NATO ve AB’ye karşı olan tavrını sürdürüyor. Partinin yüzde 22-23 civarı bir destekle muhafazakar liberal DISY ile birincilik yarışı vereceği tahmin ediliyor. Yükselişi net bir şekilde görülen bir diğer parti Kıbrıs Doğrudan Demokrasi Partisi (ADK), sosyal medya influencerı Fidias Panayiotou tarafından kuruldu. Popülist bir söylem ile özellikle genç seçmene hitap eden parti, İsrail’e eleştirel bir çizgide dururken NATO’ya üyeliğine de karşı çıkıyor. Parti, federasyon konusunda ise ılımlı bir çizgide. Anketlerde kendini gösteren son güç, Vatandaşlar için Kıbrıs Partisi (ALMA) ise ADK kadar popülist olmayan merkezci bir siyaset izliyor. NATO, AB ve federasyon başlıklarında ılımlı bir söylem benimsiyor. ALMA hakkında bir diğer önemli bilgi ise partinin kurucusu Odysseas Michaelides’in Yüksek Anayasa Mahkemesi kararıyla Sayıştay Başkanlığı görevinden alınmasının ardından polise verdiği ifadede, görevden uzaklaştırılmasının “siyasi baskı” sonucu olduğunu söylemesi. Bu durum da ALMA’yı Cumhurbaşkanı Hristodulidis ile fazlasıyla mesafeli bir ilişkiye itiyor.
Hükûmet partileri DIKO ve EDEK, iç ve dış politika konularında büyük oranda uzlaşsa da de facto olarak yönetime destek veren DISY, bu partilere göre daha Atlantikçi ve federasyon taraftarı bir çizgi benimsiyor. Cumhurbaşkanı Hristodulidis ise kendisini iktidara taşıyan, federasyon fikrine eleştirel yaklaşan DIKO-EDEK koalisyonuna göre diyaloga daha açık. Bu durum hükûmet içi uyuşmazlığı belirginleştiriyor. Muhalefet partileri analiz edildiğinde kimi konularda ortak yaklaşımlar görülse de muhalefetin birlik hâlinde hareket etmesinin mümkün olmadığı görülüyor. Buradaki temel sorunlardan biri Kıbrıs Sorunundaki ayrı yaklaşımlar. Sosyalist AKEL ve siyasi merkezde duran ALMA ve ADK federasyon fikrine, farklı biçimlerde, sıcak yaklaşsa da aşırı sağcı ELAM federasyon fikrine tamamen karşı. Diğer yandan dış politika yaklaşımında da ayrılıklar bulunuyor. Aşırı sağcı ELAM ve sosyalist AKEL, AB ve NATO konusunda sert eleştirilere sahipken genç politikacı Fidias’ın partisi ADK daha ılımlı eleştiriler yapıyor, merkez parti ALMA ise hem AB’ye hem de NATO’ya sıcak yaklaşıyor. Bu tabloda, ülkenin en önemli iki başlığında muhalefet kanadının ortak paydada buluşamayacağı görülüyor. Hükûmet partileri içinde de muhalefette olduğu kadar olmasa da benzer bir uzlaşmazlık mevcut.
Savaş ve Diplomasi
Yaklaşan genel seçimler öncesinde başlayan İsrail-İran Savaşı ise bizlere Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin uzun bir süredir devam eden tavizsiz diplomasisini sürdürdüğünü gösteriyor. Cumhurbaşkanı Hristodulidis’in dış tehditlere karşı daha savunulabilir olma amacıyla NATO’ya katılmak için ellerinden geleni yapacaklarını söylemesi, adadaki çözümsüzlüğü tekrar derinleştirdi. Fakat Hristodulidis’in de farkında olduğu gibi NATO’ya katılma sürecinde gerekli olan oy birliğinde Türkiye’nin bu sürecin karşısında tavır alacağı beklenen bir tutum. Bu nedenle Almanya Şansölyesi Friedrich Merz aracılığıyla bir diplomasi yürütmek isteyen Hristodulidis, ayrıca AB Dönem Başkanlığı kimliğini de kullanarak, Türkiye’nin AB ilişkilerinde GKRY’nin ise NATO’ya katılma sürecinde karşılıklı fırsatlar kazanabilecekleri bir diplomasi yaratmaya çalışıyor. Kurulmaya çalışılan bu diplomatik kanat ise iç siyasette antipati topluyor. Bunun en temel nedeni Türkiye’nin AB’ye katılmasına ve NATO’ya katılma aşamasında Türkiye ile kurulacak diplomasiye karşı olan sağ seçmenin bu tip pragmatist bir yaklaşıma tamamen karşı olması. Bu durum da aşırı sağcı ve ırkçı ELAM Partisi’nin güç kazanıp anketlerde üçüncü parti olmasının önünü açıyor. İktidarın sol kanadı olan EDEK siyasi geçmişindeki Bağlantısızlar Hareketi sempatisi, ana muhalefet partisi AKEL ise NATO’ya yaptıkları Marksist-Leninist eleştiriler nedeniyle hâli hazırda sürece karşı. Bu üç parti dahi, bulundukları kritik konum nedeniyle siyasi sistemde istikrarsızlık yaratıyor.
Diplomasinin diğer yüzüne bakıldığında ise savaşın ardından Yunanistan’ın adaya konuşlandırma kararı aldığı fırkateyn ve savaş uçakları ise KKTC tarafından olumsuz bir adım olarak değerlendiriliyor. Güney Kıbrıs hükûmeti güvenlik gerekçeleriyle konuşlandırmayı savunmasına rağmen, bu kararda özellikle İsrail – Güney Kıbrıs – Yunanistan üçgeninde planlanan EastMed Boru Hattının güçlü destekçisi olan DISY Partisinin Cumhurbaşkanı Hristodulidis’e verdiği destek dikkat çekiyor. Eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis de bu konuşlandırmanın adayı korumak değil İsrail’in adadaki nüfuzunu güvence altına alma amaçlı Yunan otoriteler tarafından planlandığını öne sürüyor. Cumhurbaşkanı Hristodulidis bunlara rağmen; Türkiye’nin, NATO üyesi bir ülke olarak, KKTC’ye hava savunma sistemleri ve altı adet F-16 uçağı göndermesini Türkiye’nin adada işgalci bir tutumda bulunması olarak yorumluyor. ABD’nin savaşta bulundukları konuma rağmen GKRY’nin NATO üyesi bir ülke olan Türkiye’ye karşı benimsediği bu tavır, kurulacak olan diplomatik kanalların sahiciliğini sorgulatıyor. Türkiye ve KKTC yetkililerinden gelen açıklamalardan da anlaşıldığı üzere bu ülkeler, Hristodulidis yönetiminin tutumundaki bu ikili tavır nedeniyle kendisiyle bir süreç yürütmeye sıcak yaklaşmıyor.
Sonuç olarak gelinen noktada Güney Kıbrıs’ın diplomatik pozisyonunda çözüm perspektifinden ziyade pragmatik hesapların ve iç siyasi dinamiklerin belirleyici olduğu görülüyor. Bölgesel gerilimlerin artması ve yaklaşan seçimler, taraflar arasındaki uzlaşma ihtimalini zayıflatıyor. Bu nedenle yakın gelecekte adada yeni bir diplomasi sürecinden çok mevcut statükonun korunacağı bir dönemin yaşanması muhtemel görünüyor. Bununla birlikte uluslararası siyasette artan belirsizlik ortamının Rum iç siyasetinde daha radikal eğilimleri güçlendirmesi de ihtimal dahilinde. Bu eğilimin Kıbrıs Sorunu’nda uzlaşmayı kolaylaştıran mı yoksa milliyetçi refleksleri güçlendiren bir çizgi mi oluşturacağı ise şimdilik açık bir soru olarak duruyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.