2015 yılında kazandığı seçimle dünyadaki sol hareketlere ilham veren, Türkiye’de de “kendi Çipras’ımızı bulma” tartışmalarına sebep olan eski Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’ın siyasete geri döneceği söylentileri geçtiğimiz haftalarda Yunan medyasında önemli bir yer buldu. Çipras’ın yeni kuracağı bir parti ile seçime girmesi durumuna ilişkin yapılan anketlerde, bu yeni siyasi hareketin yüzde 15 civarında bir destek ile siyasi hayatına başlayacağının görülmesi üzerine Yunanistan’daki siyasi partilerden çeşitli açıklamalar gelmeye başladı. Hükümetteki merkez sağ Yeni Demokrasi Partisi, Çipras’ın dönüş çabasını kibirli bir hamle olarak görürken sosyal demokrat PASOK-KINAL Partileri ise kendisini geçmişin krizleri ile ilişkilendiriyor. Çipras’ın dönüşünün nedenleri ve olası sonuçları incelenmeye değer.
Borç Krizi
Yunanistan’da 1967 yılında başlayan askeri cunta rejimi ile birlikte uygulanan baskıcı uygulamalar, ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak hayli negatif etkilemişti. 1967-1974 arasında birçok siyasi kriz ve iç darbe nedeniyle bir milyon civarı Yunan ülkeden göç etmişti. Göç ve siyasi krizler nedeniyle ekonomik sorunları giderek artan Yunanistan’da cunta rejimi, 1974 yılında gerçekleşen Kıbrıs Barış Harekatı’nın ardından demokrasiye geçiş kararı almış tekrar yetkiyi halka devretmişti. Bunun üzerine Üçüncü Yunan Cumhuriyeti dönemi başlamıştı.
Yunanistan, tekrar demokrasiye geçişinin ardından dominant iki parti tarafından dönüşümlü olarak yönetilmeye başlandı: sosyal demokrat PASOK ve merkez sağ Yeni Demokrasi Partisi. Bu iki partinin yıllar içinde oluşan rekabetinin içinde Yunanistan ekonomisi büyümeye başlamıştı. Fakat buradaki büyümede dikkat çeken şey ise aynı şekilde borçların da artıyor oluşuydu. 1970’li yıllarda gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 20 civarı kadar olan toplam borç, 2000’li yılların ortalarında yüzde 110’u aşkın bir seviyeye yükselmişti. Borçlarla finanse edilen mega yatırımlarla Yunan ekonomisi ise hâlâ büyümeye devam ediyordu. 2008 Dünya Ekonomik Bunalımı ile bu durum tepetaklak oldu. Ülkeye borç veren bankaların ödemelerini talep etmesi ve Almanya başta olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinin Yunanistan’daki krizin Euro’nun ve ardından AB’nin geleceğini tehdit edeceği korkusu nedeniyle Yunanistan, gayet katı kemer sıkma politikaları uygulamaya başladı.
Sosyal demokrat PASOK döneminde maaş kesintileri, kamu çalışanı azaltımı, emeklilik reformlarıyla başlayan süreç, 2009 yılından itibaren ülkedeki sosyal ve siyasal gerginliği giderek artırdı. GSYİH yüzde 25 civarı azaldı, işsizlik yüzde 27’leri bulurken genç işsizlik oranı yüzde 50’yi geçti, yüzlerce şirket battı, intihar oranları yüzde 35 arttı ve de 350 bini aşkın kişi ülkeden göç etti. Bütün bu sürecin sonunda, ülkede AB karşıtı siyasi akımlar yükselirken kemer sıkma politikalarına karşı olan merkez sol seçmen, partileri PASOK’un bu politikalara düzenli olarak destek vermesi nedeniyle yeni bir alternatif arıyordu. Aleksis Çipras işte bu aşamada parladı.
Siyasi Kriz
Ocak 2015’te gerçekleşen genel seçimlerde Aleksis Çipras’ın demokratik sosyalist Syriza partisi yüzde 36’lık bir oy oranı ile seçimin kazananı oldu. Kemer sıkma politikalarına karşı bir duruşla sosyal demokrat PASOK seçmeninden de gelen destekle Çipras, sadece ulusal bir figür değil global bir figüre dönüştü. Çipras’ın simgeleşmesine neden olan olay ise Temmuz 2015’te gerçekleşen Kurtarma Paketi Referandumu’ydu. Bu referandumla Çipras; Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF troykasının “dayattığı” kemer sıkma politikalarını kabul etmeyeceklerini göstermeyi hedefliyordu. Oylama sonucunda halkın yüzde 61’i kemer sıkma uygulamalarını ve Troyka’nın taleplerini reddetmişti.
Fakat gerçekleşen politikalar bu sonucun tam tersiydi. Çipras, kendi sunduğu referanduma rağmen, Troyka ile anlaşmaya karar verdi. Meclis oylamasında merkez sağ Yeni Demokrasi Partisi ve sosyal demokrat PASOK vekillerinin de destek oyuyla yeni kemer sıkma politikaları yürürlüğe girdi. Dönemin Maliye Bakanı Yanis Varoufakis bu kararın ardından görevinden istifa ederken partinin içindeki çatlak büyüyordu. Çipras, parti içi desteğini kaybetmesi nedeniyle erken seçimlere gitme kararı aldı. Eylül 2015’te gerçekleşen seçimlerde Syriza yüzde 1’lik bir oy kaybı alsa da Yunan milliyetçisi Bağımsız Yunanlar Partisi ile koalisyon hükümetini tekrar kurdu.
Sağ partiyle kurulan koalisyon, kemer sıkma politikaları, partiden sürekli şekilde gerçekleşen kopuşlar, göçmen krizi ve dış politikada yaşanan sorunlar nedeniyle Syriza; 26 Mayıs 2019’da gerçekleşen yerel seçimlerde büyük bir yenilgi aldı. Bu yenilgi üzerine Çipras, genel seçim çağrısı yaptı. Oylarını yüzde 11 artıran Kiriakos Miçotakis’in merkez sağ Yeni Demokrasi Partisi, 2009 yılından beri koalisyonlarla yönetilen Yunanistan’da meclis çoğunluğunu sağlayarak seçimin kazananı oldu. Çipras tekrar muhalefetteydi.
Solun Krizi
Dünyada anket firmalarının pek çok ülkede yanıldığı 2023 senesinde Yunanistan, genel seçime gidiyordu. Anketlerde hükümette olan Yeni Demokrasi Partisi’nin oyları maksimum yüzde 36 civarında gösterilirken Çipras’ın Syriza’sı yüzde 30 bandındaydı. Nitekim sonuçlar beklendiği gibi olmadı. Yeni Demokrasi Partisi oylarını yüzde 1 civarı artırırken Syriza, büyük bir çöküş ile yüzde 20 bandına düştü. Başbakan Miçotakis’in beklenenin üzerinde destek görmesine rağmen meclis çoğunluğuna sahip olamaması nedeniyle Haziran ayında tekrar seçime gidildi ve Miçotakis bir kez daha partisini tek başına iktidara taşıdı. Seçimden 4 gün sonra Çipras, Syriza’nın genel başkanlığından istifa ettiğini duyurdu.
Peki bütün bu olanların ardından Çipras’ın dönüşü nasıl bir önem taşıyor? Burada en temel problem Syriza’nın çözülüşünde yatıyor. Aleksis Çipras’ın istifasının ardından partinin lideri seçilen Stefanos Kasselakis öncülüğünde Syriza, bir değişim sürecine girdi. ABD’deki Cumhuriyetçi Parti ile bağlantıları bulunan, Çipras’ı Varoufakis’i Maliye Bakanı seçmesi nedeniyle eleştiren bir iş adamı olan Kasselakis; Syriza’yı liberal bir yapıya dönüştürmek istiyordu. Parti içindeki sol muhalefet sebebiyle oluşan yönetimsizlik, eski dönemin kemer sıkma politikalarıyla oluşan seçmene ihanet imajı gibi nedenlerle Syriza; artık iyice ruhsuz bir parti hâline gelmişti. 2024 yılında gerçekleşen Avrupa Parlamentosu Seçimleri’nde partinin oy oranının yüzde 40’ını kaybetmesiyle artık çözülme resmen tamamlanmıştı. Bugün bulunduğumuz noktada ise eski Maliye Bakanı Yanis Varoufakis’in, eski Meclis Başkanı Zoe Konstantopoulou’nun, Kasselakis’in lider seçilmesinden sonra Syriza’dan ayrılan sosyal demokrat grubun ve son olarak Kasselakis’in de liderlikten istifa edip kendi oluşumunu kurmasıyla birlikte beş farklı siyasi parti sosyalist seçmenin oylarını almaya çalışıyor. Buna rağmen bu beş partinin kamuoyu yoklamalarındaki oy oranı toplamda yüzde 15 civarında gözüküyor. Syriza ise yüzde 4 bandına kadar gerilemiş durumda. Sosyal demokrat PASOK’un da halktan beklenen ilgiyi görmediği, destek oranının yüzde 15 bandında gözüktüğü bildiriliyor.
Bu aşamada Çipras’ın siyasetteki anılarını anlatan bir kitap yazmasıyla tekrar siyaset sahnesine çıkışı, önemli bir dönüm noktasını işaret ediyor. Ülkedeki sol muhalefetin çok bölünmüş olması nedeniyle mevcut hükümete karşı etkili bir mücadele ortaya koyamadığını belirten Çipras, “normalleşmenin ve istikrarın yeniden sağlanmasında benim de sorumluluğum var” şeklinde yaptığı bir açıklamayla geri dönüşünün sinyalini seçmene verdi. Kemer sıkma politikaları, parti kimliğinin kaybı, Syriza’nın çöküşüne rağmen Çipras’ın hâlen halkta bir karşılığının olmasının birkaç nedeni var. Çipras’ın ekonomi politikasındaki manevrası hâlen bir ihanet olarak görülse de AB kurumlarının baskısının inanılmaz seviyede olduğu, Euro’dan çıkışın riskleri, bankacılık sisteminin çökme tehlikesi geçirmesi gibi nedenlerle Çipras’ın “daha az kötü” olan seçeneği seçtiği düşünülüyor. Öte yandan Çipras döneminde kemer sıkmaya rağmen sosyal devletin savunulmaya çalışıldığı ve mevcut Miçotakis iktidarında ekonomi büyüse de insanların alım gücünün düştüğü belirtiliyor. Ülkede giderek normalleşen nüfus sorunu ve dış politikada bir pozisyon çizememe gibi başlıklarda diğer sol partilerin önerileri de halkta önemli bir karşılık bulmuyor. Solun bu kadar bölünmüşlükte bir lider çıkartamamasının da etkisiyle birlikte, ilerici seçmenin Çipras ile tekrar bir helalleşmeye gidip gitmeyeceği belirsiz olsa da bu yeni oluşumun şimdilik anketlerde gözüken oy oranı yüzde 15 bandında.
Yola çıktığı kadroları büyük ölçüde kaybetmiş, geçmişin yükünü hâlâ omuzlarında taşıyan Çipras’ın dönüşü yalnızca bir liderin geri dönüş hikâyesi değil. Bu aynı zamanda, “sistemi değiştirme vaadiyle iktidara gelen bir hareket, sistemin sınırlarına çarptığında neye dönüşür” sorusunun tekrar siyaset sahnesine açılması anlamına geliyor. Siyasal bir nostaljiyle çıkılacak yolda kendisine yönelik pek çok eleştiri yapılabilecekken muhalefetin dağınık durumu, hayat pahalılığı ve karizmatik lider arayışı nedeniyle yeniden kurgulanacak bir ideolojik pozisyon ile Çipras hâlâ ciddi bir siyasal potansiyel taşıyor. Eski radikal imajın yumuşadığı, deneyim ve özeleştirinin halkçı tonla birleştiği bir dönüşle Çipras yeniden etkili bir figüre dönüşebilir. Ancak bunun gerçek bir siyasal yeniden doğuş mu yoksa geçmişe duyulan nostaljinin geçici bir yansıması mı olacağı henüz belirsiz.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.