“Hajra Tisza! Arad a Tisza! Hajra Tisza! Arad a Tisza!”
12 Nisan gecesi Macaristan Parlamento Binası önünde toplanan Macar halkı, muhalefetin galibiyetini bu sloganlarla kutluyordu. Kısaltmasını Tisza nehrininden alan Tisza Partisi için “Haydi Tisza! Nehir taşıyor!” anlamına gelen bu sloganlar 16 yılın ardından iktidara veda eden Orban iktidarını uğurluyordu. Burada muhalefet lideri Peter Magyar ve partisi Tisza’nın başarısı dikkat çekse de Orban’ın mağlubiyetinin arka planı daha dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Seçim sistemindeki avantajına, medya gücüne ve partisinin senelerdir oluşturduğu güçlü örgüte rağmen Orban’ın aldığı bu kayıp incelenmeye değer.
Söylem ve Çelişkiler
Başbakan Viktor Orban ve Fidesz Partisi ilk kurulduğu günden bu yana siyasi söylemini oldukça değiştirdi. Soros bursuyla eğitim alan, siyasete girdiği ilk senelerde liberal bir söylem benimseyen Orban; 2010 yılında 16 yıl boyunca sürecek iktidarına başlamadan önce söylemini muhafazakar bir çizgiye taşıdı. Lideri olduğu Fidesz, dönemin Avrupa’sının muhafazakar çizgisinde açıkça görülen Hristiyan Demokrat söylemi benimseyerek hâlen Avrupa Parlamentosu’nda da güçlü bir şekilde temsil edilen Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) üyesiydi. Lakin seneler geçtikçe Orban ve partisi, bu çizgiden ayrılıp daha muhafazakar milliyetçi bir söylem benimsedi. 2015 Avrupa Sığınmacı Krizi sırasında AB’nin önerdiği göç kotasını reddetmek için Macaristan referanduma gitti ve 2016’da gerçekleştirilen referandumda -muhalefetin de boykot çağrısı nedeniyle- yüzde 98 oy ile Macaristan bu kotayı reddetti. Orban bu süreçte “Hristiyan Avrupa’yı koruma” misyonunda olduğunu belirtmişti. Bu referandumun ardından söylem oldukça değişmeye başladı. Süreç, ülke içinde kültürel milliyetçilik trendini öyle körüklemişti ki 2018 Genel Seçimleri’nde aşırı sağcı Jobbik Partisi ana muhalefet konumuna yükselmişti. Bu nedenle Orban bu söyleme daha da tutundu.
Nitekim bu söylemi benimserken eş zamanlı olarak yürüttüğü politikalar birbiriyle uyumlu değildi. Burada en etkili faktör Rusya-Ukrayna Savaşı oldu. Savaş sürecinde tarafsız kalma hedefinde olduğunu belirten Orban, ne söylemde ne de siyasette bu tarafsızlığı sağlayamadı. Bir tarafta Brüksel bürokrasisine direnen bağımsız lider imajı yaratılmaya çalışıldı. Fakat diğer tarafta ise bir muhabirin “Rusya Avrupa için bir tehdit değil mi?” sorusuna “Hepimiz birlik olursak Rusya’nın hem ekonomik olarak hem de nüfus olarak ilerisindeyiz. Niçin bizim için bir tehdit olsun?” diyebilen bir başkan vardı. Hem Avrupa’nın içinde hem de dışında olan bu görünümün üstü “AB artık eskisi gibi değil, biz eski hâlini savunuyoruz” söylemiyle kapatılmaya çalışılsa da dış politikada bu da uygulanamadı. Orban’ın yaratmaya çalıştığı güçlü lider imajı, Trump ile olan videolarını sık sık sosyal medyada paylaşmasıyla ve de seçim kampanyasının son zamanlarında düzenli olarak AB eleştirisi yapmasıyla bulanık bir hâl aldı. Güçlü liderden çok bağımlı bir lider görünümü vardı.
Bütün seçim sürecinde Ukrayna lehine Macaristan’ın savaşa girmeyeceğine yönelik propaganda yapan Fidesz, son haftalarda özellikle Zelenski ve Ukrayna hükümeti ile tartışmalara girdi. Ukrayna’nın Rusya’dan Macaristan’a gelen petrol boru hattına Macar ekonomisini yıpratmak için zarar verdiği öne sürüldü. Bu tartışmalar büyürken ülkede adeta bir savaş hazırlığı havası yaratıldı. Bu tablo, muhalefet tarafından çok iyi bir şekilde kullanıldı. Hükümetin iş bilmez bir şekilde diplomatik kanalları kapattığı söylenerek Fidesz’e yakın olan tarafsız seçmeni ikna edilmeye çalışıldı. Hâliyle Avrupa Birliği içinde kapattığı diplomasi kanallarıyla, dünya kamuoyu tarafından her geçen gün daha da antipati toplayan Putin, Trump ve Netenyahu ile olan yakınlığı nedeniyle Orban; kararsız seçmenden ve kendisine destek veren ılımlı muhafazakar seçmenden önemli bir kısmını kaybetti. Senelerce ilmek ilmek örülen muhafazakar milliyetçi imaj, partinin iş bilmez ve panik içinde olan insan grubu olarak görülmesiyle parçalanmıştı.
Peter Magyar’ın Mesajı
Önceki muhalefet partilerinin aksine Peter Magyar, başka bir kimlikten geliyordu. Senelerce Orban ve Fidesz ile yakın olan Magyar, eski Adalet Bakanı olan eski eşi ve dönemin Cumhurbaşkanı’nın bir çocuk istismarcısını af ile hapisten çıkarması ile siyasete girdi. Kurduğu Tisza Partisi, geçmiş siyasi partilerden gelen isimlerden çok yeni siyasilerden oluşuyordu. Senelerce başarısız olmuş bu isimlerin yokluğu seçmende önemli bir sempati yaratıyordu. Nitekim, sosyal liberal Demokratik Koalisyon’un bu seçimde yüzde bir alarak yüzde beş barajına yaklaşamaması da seçmenin eski partilere olan tepkisini bize net bir şekilde gösterdi.
Tisza Partisi’nin bir diğer avantajı ise Orban’ın partisi Fidesz’in senelerce üyesi olduğu Avrupa Halk Partisi’ne üye olması oldu. Orban’ın 20 sene önceki çizgisi bu dönemin şartlarına uyarlanıp daha kapsayıcı bir söylemle benimsendi. Bu durum senelerce muhalefet içinde adı Sovyet geçmişiyle anılan sol veya sosyal demokrat partilere oy vermek istemeyen liberal muhafazakar seçmende ilgi uyandırdı. Sol partiler ya başarısızlıkla ya da büyük bürokratik rejimlerle ilişkilendirildiğinden Tisza ve Peter Magyar daha güçlü bir alternatif olarak görüldü. Taşrada hiçbir varlık gösteremeyen sol partilerin aksine Peter Magyar burada düzenlediği mitinglerle muhafazakar seçmenin desteğini aldı. Muhafazakar ve Fidesz destekçisi ailelerin çocukları, büyük bir liberal bakışları olmamalarına rağmen, değişim istedikleri için ilk defa muhalefete bu kadar yakın oldu. Bu nedenle muhalefetin başarısı uzun yıllarında ardından büyükşehirlerin dışına taştı ve 106 seçim bölgesinin 93’ünü muhalefet kazandı.
Gençlik
Orban’ın göz ardı ettiği bir diğer grup gençlik oldu. İktidar medyası, muhalif mitinglere katılan gençleri radikal gruplar olarak gösterdi. Özellikle seçim gününden hemen önce düzenlenen büyük muhalefet konserinde sanatçıların kullandığı argo kelimeler, Filistin’e ve Ukrayna’ya destek veren sloganlar nedeniyle eğer iktidar bu seçimi kaybederse ülkenin bir grup radikal tarafından yönetileceği imajı yaratılmaya çalışıldı. Partinin çekirdek seçmeni tarafınca bu tablo kabul edilse de genç seçmen bu duruma daha da öfkelendi. Bir diğer faktör ise hükümetin farklı yaşam biçimlerine yönelik negatif tutumu oldu. LGBTI+ların Onur Yürüyüşü’nün yasaklanmaya çalışılmasının ardından Budapeşte’nin Yeşiller Partisi üyesi olan Belediye Başkanı Gergely Karacsony tarafından Avrupa’nın en büyük yürüyüşü gerçekleştirildi. Muhalefet ise seslendiği muhafazakar seçmeni de kaybetmemek için bu yürüyüşlere net bir destek vermese de Macaristan’da her yaşam tarzına eşit bir şekilde muamele edilmesi gerektiğini savundu. Hem muhafazakar ailelerin çocuklarına hem de muhalif ailelere bu sayede olumlu bir imaj yaratıldı. Bütün bunlar sayesinde yüzde 78’e varan rekor bir katılımın gerçekleştirildiği seçimde, özellikle büyükşehirlerde genç seçmen muhalefet tarafında büyük bir mobilizasyon gerçekleştirdi.
Pek çok anket firmasının da bekletisinin aksine muhalefetin 3’te 2 meclis çoğunluğu kazandığı bu seçim yalnızca bir iktidar değişimi değil, aynı zamanda siyaset içinde seçmen davranışının nasıl dönüşebileceğine dair güçlü bir işaret oldu. Orban’ın yıllar içinde inşa ettiği söylemin kendi iç çelişkileriyle aşınması ve muhalefetin bu boşluğu yeni, daha kapsayıcı bir dil ile doldurabilmesi en belirleyici etken oldu. Ancak bu tablo, muhalefet için bir son değil başlangıç niteliği taşıyor. Elde edilen başarıyı kalıcı kılmak; farklı toplumsal kesimlerin beklentilerini dengeleyen, kurumsallaşmış ve güven veren bir siyaset inşa etmekle mümkün olacak. Aksi halde bugün biriken değişim enerjisi, yarının hayal kırıklığına da dönüşebilir. Bu nedenle Tisza’nın önündeki asıl sınav, kazandığı seçimin sonrasını yönetebilme kapasitesinde yatıyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.