Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Trump’ın ötesi: Bölüm sonu canavarı JD Vance mi?

Trump’ın ötesi: Bölüm sonu canavarı JD Vance mi?

Trump ara seçimleri kaybedip azledilirse, direksiyona geçecek başkan yardımcısı JD Vance. İran Savaşı uzadıkça Vance’nin önündeki tüm engeller temizleniyor, dünya Vance’nin hayalindeki düzene evriliyor.
11

1 Nisan’ın en trajik şakalarından birini ABD Başkanı Donald Trump yaptı. Şakanın muhatabı İran ile müzakereleri yürüten başkan yardımcısı JD Vance’di. Trump müzakereler başarıyla sonuçlanırsa krediyi üstüne alacağını, aksi durumda bütün suçu Vance’nin üzerine yıkacağını söyledi. Tüm salon kahkaya boğuldu. Trump da kendi şakasından epey keyif aldı. Fakat konuşmanın yer aldığı video kısa bir süre resmi hesaplardan silindi. 

Tabii videonun silinmesinin sebebi bu şaka değildi. Trump’ın evanjelist akıl hocası ve resmi danışmanı Paula White’nin 1 Nisan’ın ruhuna aykırı bir şekilde bütün ciddiyetiyle Trump’ı Hz. İsa’ya benzetmişti. Cennete giremeyeceğinden emin olan Trump’ı bile şaşırtan bu benzetme evanjelistler için pek tuhaf bir çıkış değil. Paula White gibi Siyonist Evanjelistler Trump’ın Mesih’in geleceği kıyamet savaşını hızlandırdığını düşünüyorlar. 

Bu savaşın bir an önce yaşanması için İsrail ve savaşlarını şevkle destekliyorlar. Trump’ı övmeleri, ofisinde toplu dua etmelerinin de sebebi bu. Trump onlar için pis işlerini ve günahlarını üstlenecek, Mesih’in gelişini hızlandıracak bir “araç”. 

Trump’ın bu tuhaf danışmanı dışında İran Savaşı’nı büyük bir iştahla destekleyen bir başka isim de eski adıyla Savunma, yeni adıyla Savaş Bakanı Pete Hegseth. Çok değil iki sene öncesinde her sabah Fox’ta elinde oklavayla Hamas tünellerini magazin diliyle anlatıp, ellerini yıkayanların erkek olmadığını söyleyen, sıkılınca üstünü çıkarıp kendi kameralar önünde bir nehre atan ve Haçlı Seferi sembolleriyle dolu dövmeleriyle övünen Hegseth için İran Savaşı “dini bir cihat”. Geçmişte Mescid-i Aksa’nın yıkılmasını savunan Hegseth de Paula White gibi Siyonist bir evanjelist. 

Hegseth ve en az 1 Nisan şakası kadar cringe bu ekibin savaşa dair bu derin tutkular, başkanlığa bir adım uzaklıkta olan JD Vance nezdinde oldukça sığ.  

Lindsey Graham gibi birçok Cumhuriyetçi senatör yıllardır İran Savaşı’nı savunurken, JD Vance kısa siyasi kariyeri boyunca bu savaşa karşı çıkan nadir isimlerden biri. 

JD Vance, görüşlerini savaş başladığından beri ABD halkıyla paylaşmadı. Söyleşilerini iptal etti, başkanın “kararını desteklediğini” söylemekle yetindi. Görevinin gereğini yerine getirdi. Başkan’ı rezil etmedi. 

Fakat arka kapılar ardında bu savaşa en çok karşı çıkan yetkili olduğunu bizzat Trump ortaya döktü. ABD Başkanı savaş boyunca sık sık JD Vance ile teoride aynı sayfada olmadığını söyledi, söylemekten öte savaşın başlangıç anında bu farklılığı tüm dünyaya gösterdi.

İran Savaşı’na başlama emrini Florida’daki malikanesinden veren Trump, bu geziye JD Vance’i götürmedi. Trump Mar-a-Lago’da kurduğu özel acil durum odasında Dışişleri Bakanı gibi bu savaşı destekleyenlerle birlikteyken JD Vance Beyaz Saray’da kendisi gibi savaşa en başından beri karşı olan Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard ile “çocuklar masasından” gelişmeleri takip etti. 

JD Vance her ne kadar İran’ın bir günde yıkılması hesabı üzerinden başlatılan bir savaşın ilk dakikalarında çocuk masasında bırakılsa da savaşın beşinci haftasında birden kendisini sahnenin en önünde buldu.

Trump’ın “sorumluluk artık sende” şakası bu nedenle pek de 1 Nisan jesti değil. Oldukça gergin bir dönüşümün habercisi. Anketleri sürekli bir şekilde takip eden, sosyal medya ve medyadaki yorumları dikkatlice okuyan Trump ortalama bir Amerikalıyı en iyi tanıyan ve analiz eden insanlardan biri. 

ABD’nin yaşadığı ve yaşayacağı rejim değişikliğini de bu yüzden erkenden kokladı. 

İran Savaşı’nda ABD’nin çaresizliğinin arşa çıktığı bir dönemde JD Vance’i parmakla göstermesi bu yüzden tesadüf değil. 

Trump, 2028’de veya daha öncesinde direksiyona geçmeye hazırlanan JD Vance’nin önünde ne kadar engel, müesses nizam, kural varsa yıkan bir gülle.

JD Vance ise Trump’ın üzerinde ne varsa yıktığı araziye şevkle inşaat yapmak isteyen hırslı bir müteahhit. 

Olmaması gereken yerlerde olan adam

1984’te doğan J.D. Vance’nin memleketi Ohio Middletown. Middletown, %90’u beyaz Amerikalılardan oluşan eski bir sanayi kenti. Ortabatı Amerika’da bulunan Michigan, Pennslyvania, Wisconsin gibi Ohio da eskiden geniş hacimli çelik fabrikalarına ev sahipliği yapıyordu. Vance’nin anneannesi 13 yaşında hamile kalmış, sonradan evleneceği erkek arkadaşıyla birlikte Kentucky’den Ohio’ya göç etmiş, evden kaçmıştı. Vance’nin dedesi de Middletown’daki bir çelik fabrikasında çalışıyordu. Şehrin büyük çoğunluğunu ABD’nin kuzeydoğusuna uzanan Appalachian Dağlarının eteklerinden göç eden beyaz “hillbilly” lakaplı beyazlar (dağ insanları) oluşturuyordu. Sanayileşme dalgası, hillbillylerin sınıf atlamasını sağlamış, geniş iş imkanları sunmuştu. J.D.’nin dedesi de bu dalgadan payına düşeni almış, 2 katlı müstakil bir ev satın almış, çocuklarını okula yollamış, sakin bir orta sınıf hayatı kurmuştu.

Dedesinin çalıştığı fabrika 1985 yılında kapandı, başka bir şehre taşındı. Middletown, Asya’daki çelik üretiminin artması, çeliğe yönelik talebin düşmesi nedeniyle çelik fabrikalarının çeperinde büyüyen birçok Ortabatı şehriyle aynı kaderi paylaşmış, şehir zamanla hayalet bir kasabaya dönüşmüştü. İş imkanları azalmış, genç şehri terk etmiş, uyuşturucu bağımlılığı artmıştı. Küreselleşme Vance’nin memleketini boğmuştu.

Şehirdeki uyuşturucu bağımlılarından biri de J. D. Vance’nin annesiydi. Bev Vance, lise birincisi olan başarılı bir öğrenciyken 19 yaşında evlenip çocuk sahibi olmuştu. Erken anneliğinin üstesinden doğal olarak gelemeyen Bev Vance, iki çocuk doğurduktan sonra eşinden ayrıldı ve hemşire olarak çalıştığı hastanede ağrı kesicilerle tanıştı, bağımlı oldu. 5 kez evlenip ayrıldığı, ailesiyle ve çocuklarıyla sık sık karşı karşıya geldiği zor bir hayat geçiren Bev, sinir krizleriyle dolu bir uyuşturucu sarmalının içine girmişti. Çalıştığı işlerden kovuluyor, stabil bir hayat kuramıyor, kısa süreli tedavilerin ardından yeniden uyuşturucuya başlıyor, kendi çocuklarına şiddet uyguluyordu. Bir sinir krizinde arabada J. D. Vance varken son sürat arabayı sürmüş, kendi çocuğunu dahi öldürmekle tehdit edip oğlunu öldüresiye dövmüştü.

J. D. Vance’i bu çalkantılı hayattan çekip kurtaran “Mamaw” şeklinde seslendiği anneannesiydi. Sıkı bir Demokrat Partili olan Bonnie Blanton Vance, J. D.’yi himayesine aldı ve eğitimiyle bizzat ilgilendi. İlaçlarından kıstığı parayla torununa hesap makinesi aldı, sosyal yardımlarla karnını doyurdu. Ekonomik sorunlar nedeniyle yoksullaşan Vance ailesi, artık orta sınıf değil, geçim sıkıntısı yaşayan yoksul ve parçalanmış bir aileydi. J.D.’nin annesinin bağımlılık motifinin de kaynağı alkolik babasıydı. “Mamaw” sık sık eve sarhoş gelip kendisini döven eşini alkolü bırakmadığı için sızdığı bir gece yakmış, öldürmeye çalışmıştı. Bu olay üzerine boşanan çift, başta J.D.’nin annesi olmak üzere çocuklarının psikolojisini de etkilemişti. Bu yoksulluk ve istismar sarmalını kırmak ise J.D. Vance’e nasip olmuştu. 

J. D. liseyi bitirince orduya yazıldı, işgal sırasında 6 aylığına halkla ilişkiler görevlisi olarak Irak’ta görevlendirildi. Hiçbir askeri çatışma tecrübesi olmayan Vance, Irak’tan sonra eyalet tarafından desteklenen bir kamu üniversitesi olan Ohio Eyalet Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve felsefe okudu. Ailesinde üniversite bitiren ilk kişiydi. J. D. Vance, ailesi için en önemli sıçramayı ise lisans mezuniyetinden sonra yaşadı ve tam burslu olarak Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Yale Üniversitesi’nde Hint asıllı sınıf arkadaşı Usha ile tanıştı, çift mezun olur olmaz evlendi.

J.D.’nin hayatını değiştiren kişi sadece anneannesi değildi. Yale’de öğrenciyken fakülteye bir söyleşi için gelen PayPal kurucusu milyarder girişimci Peter Thiel ile tanışmıştı. J.D.’nin sınıf arkadaşları gibi yaz stajları, üniversite sonrası kariyer için referans isteyebileceği aile dostları, akrabaları, uzak kuzenleri, yani sosyal bir sermayesi yoktu. Peter Thiel gibi tesadüf eseri tanıştığı isimler kısa zamanda J.D.’nin kendi elleriyle yarattığı sosyal sermayesi olmuştu. J.D. kendine özgü hayat hikayesiyle insanları kısa bir sürede etkileyebiliyordu. Vance bir hukuk firmasında çalıştıktan sonra Thiel’in şirketlerinden birinde işe girdi. Kısa bir sürede Peter Thiel ile ilişkisi gelişti, ikili birlikte yatırım yapmaya, siyasi konuları sık sık değerlendirmeye başladı. Peter Thiel’in önerdiği isimler ve  kitaplar vesilesiyle mezhebini bile değiştirdi, Katolik oldu.

Peter Thiel, Trump’ın ilk milyoner bağışçılarından. Dünyanın kıyamet savaşına yaklaştığını düşünen, Birleşmiş Milletler, Greta gibi isimlerin “duyarbaz/woke” ideolojiyle baskıcı bir dünya hükümeti kurmaya çalıştığına inanıyor. Bunu engellemek adına da nükleer anlaşmalar, dünya barışı girişimleri, küresel organizasyonları baltalıyor. Milyonlarca insanın verisine sahip olan savaş teknolojisi şirketi Palantir ile hem ABD, İngiltere gibi ülkelerle data paylaşım ve derleme anlaşmaları yapıyor hem de yapay zeka silahlarını İsrail gibi ülkelere satıyor. Palantir’in başındaki CEO ise Alex Karp adında Thiel’den çok daha deli olan bir Siyonist Batı üstünlükçüsü. Thiel’in en büyük projelerinden biri ise JD Vance’i keşfetmesi. JD Vance’i yolun başındayken bir şirketinin başına getirmesi, Ohio’dan senatör adayı olması için para vermesi ve en önemlisi 2024 seçimlerinde Trump’ın başkan yardımcısı adayı olması için baskı kurması Vance’nin önünü açan önemli eşikler. 

Yokluk içinde büyümüş Ohio’lu bir çocuğun küçükken içine bile giremeyeceğini düşündüğü Beyaz Saray’ın iki numaralı ismine çeviren ise Netflix’e konu olabilecek bir çocukluk hikayesi değil. Tam aksine bir boyun eğme, tövbe kapısında af dilenme hadisesi. 

Hitler gibi adamdan, canım başkanıma

JD Vance, çocukluğunu anlattığı kitap ve makalelerle 2016 seçimlerinde “Trump karşıtı Cumhuriyetçi muhafazakar” kontenjanından medyada kendini gösteren bir figüre dönüşmüştü. Televizyon programlarına konuk oluyor, Demokratlara muhafazakar seçmene ulaşma tavsiyeleri veriyor, “gerçek muhafazakarlara” seslenerek Trump’a oy vermemelerini söylüyordu. Vance’nin Trump için “ABD’nin Hitler’i” dediği bile ortaya çıkmıştı. Fakat Trump’ın 2016 seçimlerini kazanması, 2020 kaybından sonra anketlerde düşmemesi üzerine Vance Trump gemisine atladı, geçmişteki tüm sözlerini unuttu ve 180 derece konum değiştirdi.

Trump’ın başkan yardımcısı olması bu dönüşümün başarısının en somut kanıtı. 

JD Vance’nin bir diğer büyük başarısı ise Trump’tan çok daha iyi bir Trumpçı olması. Kültürel konularda Vatikan’ı “duyarbazlıkla” eleştirebilecek kadar muhafazakar, fakat ekonomik konularda solcu. Büyük şirketlerin dağıtılmasını, sosyal yardımların devam etmesini savunuyor. Kaçak göç konusunda Trump gibi sert. Fakat bir göçmenle evli. Bu nedenle parti içindeki ırkçıların tepkisini çekse bile beyaz olmayan Amerikalılara ailesiyle hitap edebilme potansiyeline sahip. Trump gibi hayatı boyunca miras yiyen bir milyoner değil. Yoksul bir ailede büyüyen biri. Eskiden Demokrat Parti’ye oy verirken küreselleşme ve göç nedeniyle işlerini kaybeden güvencesiz beyaz işçi sınıfı bir aileye sahip. Trump ile birlikte Demokrat Parti’yi terk eden milyonlarca insanın hikayesini paylaşıyor.

İşin ilginç kısmı, dünya görüşlerini en iyi şekilde uygulayabileceği bir döneme denk geldi. ABD’nin Ortadoğu’dan çekilmesini, Rusya ile Ukrayna’nın harcanacağı bir barışın yapılması, Asya’ya taşınan fabrikaların geri dönmesini ve Avrupa-NATO ittifakının güçsüzleşmesini istiyor. Avrupalılara gıcık oluyor. Rusya ile barışmak istiyor. Amerika’yı içe kapamak, içe odaklanmak istiyor. İlk yurtdışı gezisi Münih Güvenlik Zirvesi’nde bütün Avrupalı liderleri azarlaması nedeniyle Avrupalı liderlerin en gıcık olduğu Amerikalı.

İsrail lobisine en mesafeli Trump yetkilisi. Tabanın İsrail karşıtlığını görüyor. Bu nedenle “İsrail’i eleştirmek antisemitizm değildir” çıkışını yapabiliyor. Özellikle İran Savaşı’na mesafeli durarak İsrail’in eleştirilmesi gerektiği zaman sahneye çıkıyor. Charlie Kirk’in örgütü ve geride kalan eşiyle çok vakit geçiriyor, partinin genç kanadıyla teması kesmiyor. İsrail eleştirilerini dinliyor, not alıyor. 

Tam da bu noktada, Trump’ın İsrail lobisinin etkisiyle başlattığı bir savaş dünyayı Vance’nin ayağına getiriyor. İsrail lobisinin ABD’ye maliyeti ve İran Savaşı’na dair öngörüsüzlükleri tüm dünyaya ifşa oldu. İran’a dair masa başı hesaplar tutmadı. Avrupa ve NATO, kendilerini savaşa çağıran ABD’yi yalnız bıraktı. İran Savaşı uzadıkça, Vance’nin bir Amerikan ulusalcısı olarak tepki duyduğu küreselleşme ortadan ikiye yarıldı. Küreselleşmenin bize sunduğu ne kadar kurum varsa, parçalanıyor. 

NATO ittifakı sorgulanıyor. AB zayıflıyor. Birleşmiş Milletler Trump eliyle günden güne elden düşüyor. 

Sanki Trump bir gün Vance’nin önünde hiçbir engel kalmaması için Vance’nin ideolojisi doğrultusunda ne kadar pürüz varsa hepsini ortadan kaldırıyor, bir gülle edasıyla başkan yardımcısının önünü açıyor.

Yarın öbür gün Vance başkan olursa çok rahat bir şekilde yeni bir rejim, yeni bir dünya, yeni bir Amerika inşa edebilir. 

Zira bugün eleştirdiği ne varsa “mahallenin delisi” modunda takılarak önüne çıkan her şeyi en radikal, en olmadık şekilde yıkan bir buldozer tarafından eziliyor. Trump kendisinden başka kimsenin risk alıp yapamayacağı şeylerin altına giriyor, büyük bir dönüşümü çok hızlı bir şekilde gerçekleştiriyor. 

JD Vance dünyadaki gelişmelerin kendi lehine döndüğü bir denklemde çok kritik bir anın tadını sessiz bir şekilde bekliyor.

O an Elon Musk’ın tahmin ettiği gibi Trump’ın azledilmesi olabilir.

Kral öldü, yaşasın prens

Demokratlar tahminler doğrultusunda 2026 ara seçimlerinde Kongre’yi kazanırlarsa yapacakları ilk iş Trump’ı azletmeye çalışmak olacak. Senato’nun başkanı görevden alması için 2/3 çoğunluğa ihtiyaç var. Buna ulaşmak zor, fakat İran Savaşı’nın akıbeti ve özellikle şimdilik rafa kalkan Epstein skandalı Cumhuriyetçi senatörlerde beklenmedik bir kırılma yaratabilir. Cumhuriyetçilerin bu azil sürecinden pek bir kaybı yok. Zira Trump giderse yerine gelecek kişi Trump’tan çok daha yetenekli bir Trumpçı olan JD Vance. Vance böyle bir durumda 2028 seçimlerine kadar başkanlık yapar, hem de Cumhuriyetçi Parti’yi yeniden fabrika ayarlarına başkanlık yetkileriyle döndürebilir.

Demokratların ara seçimi kazanma şansı yüksek olsa da, özellikle İsrail, sosyal devlet, gelir adaletsizliği, kimlik meseleleri gibi konularda sol ve merkez kanadı birleştirebilecek ve Amerikan kamuoyunun vicdanına seslenen pragmatik yetenekli biri çıkmadıkça başkanlık seçimlerini kazanmaları zor. İsrail destekçisi renksiz bir aday ile JD Vance’i yenmek kolay olmaz. Sola yakın ama kimlik konularında ortalama Amerikalıyı ürkütmeyecek çok yetenekli bir adaya ihtiyaçları var. Bu kişi henüz yok. Herkesin Trump ve Cumhuriyetçilere öfke kustuğu bir önseçimden böyle bir profil çıkması da pek yüksek bir ihtimal değil. Sol hem birleşmek hem de kendini güncellemek, Zohran’ın ortalama Amerikalının evine, çeperine girebilecek bir versiyonunu bulmak zorunda. 

Cumhuriyetçilerin ise Trump sonrası Amerika için adayları şimdiden hazır. Her ne kadar Venezuela ve önümüzdeki günlerdeki Küba gaspı Dışişleri Bakanı Marco Rubio gibi Hispanik göçmen bir muhafazakarın önünü açsa da Vance’nin beyaz Amerika’ya hitap edip Cumhuriyetçi Parti’nin adayı olarak 2028’de veya azil olursa öncesinde sahneye çıkma olasılığı çok yüksek.

Nitekim Münih Güvenlik Konferansı’nda Vance’nin kibar sözleriyle Avrupalıların içini rahatlatan Rubio Amerika’dan çok Avrupa’dan, NATO’dan alkış alan biri. İsrail konusunda genç Cumhuriyetçileri tatmin etmeyecek bir karneye sahip.

Vance ise Rubio’nun aksine Amerika’dan alkış alan, Amerika’nın kalbine hitap eden biri. 

Vance’nin hedefleri net. Hayalindeki Amerika ve dünya da net. Ne tuhaf ki en başından beri karşı çıktığı İran Savaşı uzadıkça ve masa başı yapılan hesapları ters yüz ettikçe hayal ettiği dünyanın da kapıları aralandı.

Birçok insan Trump’ın gidici olduğunu görüyor, haklı olarak seviniyor. Fakat İsrail lobisinin körüklediği, Trump’ın üzerine atladığı bu savaşın bölüm sonu canavarı Trump değil; başkan azledilip elense veya Cumhuriyetçilerin desteği azalsa bile kenarda büyük bir fırsat yağmacılığıyla bekleyen Vance. 

Yaşanan bu savaş bildiğimiz dünyayı başımıza yıktı bile. İran Savaşı’nın araladığı kapının ardında ise vaadedilen bir gül bahçesi yok. Olsa bile bu bahçenin gülleri oldukça dikenli. Vance gibi. Bazısı da koklayana kadar ne çıkacağı bilinmeyecek kadar gizemli ve riskli. Vance’nin akıl hocası Palantir ve Peter Thiel gibi.

Evet, İran Savaşı Trump ve İsrail lobisinin başını yaktı. Ama bundan sonra kimin ABD ve dünyanın başını yakacağını da belirledi aslında.

İlgilisine öneri-

Netflix’te JD Vance’nin hayatını anlatan Hillbilly Elegy filmi.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın