Batı basınını izlerken hop oturup hop kalkıyoruz. O “çok güvenilir” kabul edilen yayın organları, olayları çarpıtıyorlar. Hakaret ve alaycılık içeren sıfatlarla yorumlar yapılıyor. Bu yayın çizgisi; batılı siyasetçilerin ve kamuoyunun hissiyatıyla, Türkiye'ye yönelik tepkileriyle, paralellik taşıyor. Hatta, sosyal medyadaki sıradan Avrupalıların yorumları, ana akım Batı medyasından da daha olumsuz. Neredeyse “darbe destekçisi” sayılabilecek bir havanın, Batı semalarını kapladığını söyleyebiliriz.
Önce olumluydular
Batı, başta AK Parti iktidarı için, “demokratik Müslümanlık” açısından olumlu bir örnek ortaya çıktığını düşündü. Destek verdi. Büyü zamanla bozuldu. Erdoğan’ın onların umduğu ve beklediği siyasetçi olmadığı fikri yaygınlaştı. Batının geleneksel “İslamofobi”si depreşiyor. Batıdaki yeni yetişen kuşak, eskiye oranla daha farklı bir demokrasi kavramına, daha sert laiklik ölçütlerine sahip. Son 10 yılda, bizim Batıya bakışımız da, onların bize bakışı da, her açıdan çok değişti. Gazze nedeniyle tırmanan gerginlik, Mavi Marmara katliamıyla bir kutuplaşmaya dönüştü… 17-25 Aralık operasyonuyla birlikte, içerdeki gerilim de farklı boyutlar kazandı. Erdoğan, Türkiye’nin içinde oluşan muhalefetin de etkisiyle ve yürütülen çok yönlü propagandayla; Batı kamuyouna, kısmen Putinvari, kısmen de radikal İslamcı bir çerçeve içinde sunuldu. Öyle bir Türkiye imgesi gelişti ki, “darbe iyidir” psikolojisi zemin kazandı.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.