İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, 22 Haziran’da Batı Kudüs’te Bosna Hersek Devlet Başkanlığı’nın Sırp üyesi Željka Cvijanović’le bir araya geldi. Görüşmede yalnızca Sırp Cumhuriyeti (Republika Srpska) bayrağı yer alırken, Bosna Hersek’in devlet bayrağı sergilenmedi.
Cvijanović görüşmeyi sosyal medya hesabından “başarılı ziyaretimin tacı” sözleriyle duyurdu ve İsrail ile Sırp Cumhuriyeti arasında siyasi, kurumsal ve ekonomik iş birliğini güçlendirme konusunda karşılıklı isteklilik bulunduğunu belirtti. Cvijanović ziyaret kapsamında İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar ve Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile de görüştü.
İsrail Dışişleri Bakanı da Cvijanović’le görüşerek Sırpları “İsrail’in gerçek dostları” olarak nitelendirdi. Sa’ar ayrıca görüşmede Bosna Hersek’teki “Hristiyan azınlıkların korunması” gereğini ele aldıklarını söyledi.
Sa’ar’ın açıklamalarına Demokratik Eylem Partisi (SDA) sert tepki gösterdi.
Parti, açıklamaları “Boşnaklara yönelik koordineli propaganda baskısının” bir parçası olarak değerlendirdi ve İsrailli bakanın tutumunun “Dodik rejiminin ve lobicilerinin ‘Hristiyanları tehdit eden Müslümanlar’ yönündeki sahte, İslamofobik anlatılarıyla örtüştüğünü” öne sürdü.
SDA, Bosna Hersek’te “Hristiyan azınlıklar” değil, anayasayla tanımlanmış kurucu halklar bulunduğunu vurguladı.
Cvijanović’in geçmişi de görüşmeye ek bir boyut katıyor. Cvijanović, Bosna Hersek’in meşruiyetini zayıflatmak, Sırp Cumhuriyeti’nin fiili ayrılığını teşvik etmek ve Srebrenitsa soykırımını inkâr etmek gerekçesiyle Nisan 2022’de Birleşik Krallık tarafından yaptırıma uğramıştı.
ANALİZ
Bu görüşme tek başına küçük bir diplomatik jest gibi görünebilir; ancak son aylarda belirginleşen bir örüntünün parçası.
İsrail giderek egemen devletlerle değil, devlet-altı, ayrılıkçı ve tanınmamış aktörlerle ilişki kuruyor: Somaliland’in tanınması, Suriye Dürzilerine verilen askeri destek, İranlı Kürt gruplarla temaslar ve şimdi Balkanlar’daki Sırp entitesi.
Mossad’ın kurucularından Reuven Shiloah’ın temellerini attığı “Çevre Paktı” ve “Azınlıklar İttifakı” projeleri, “düşmanımın düşmanı müttefikimdir” mantığına dayanıyordu .
Stratejinin söylemle sınırlı kalmadığı en açık biçimde Suriye’de görüldü.
Aralık 2024’te Esad rejiminin çöküşünden bu yana İsrail, güney Suriye’deki Dürziler arasında ayaklanmayı körüklemeye çalıştı ve yerel bir mezhepsel milise silah ve mühimmat sağladı.
Bu çabaların, İsrail’in Suriye’yi parçalama, merkezi otoriteyi işlevsizleştiren özerk bölgeler yaratma ve birleşik bir devletin ortaya çıkmasını engelleme stratejisiyle örtüştüğü değerlendiriliyor.
Somaliland ise Afrika Boynuzu’nda bir köprübaşı: Aden Körfezi kıyısında yer alan ülke, İsrail’e operasyonel kapasitesini Körfez ülkeleri boyunca genişletecek askeri ileri karakollar kurma fırsatı sunuyor.
Bütün bu vakalar tek bir mantıkta buluşuyor: merkezi, egemen devletleri zayıflatmak ve içlerindeki ayrılıkçı aktörleri İsrail’in çıkarlarına bağlamak. İran’ın “direniş ekseni” üzerinden yürüttüğü vekâlet stratejisini onlarca yıldır kınayan İsrail’in, bugün benzer bir mantığı kendi çıkarları doğrultusunda işlettiği görülüyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.