SerbestiyetSerbestiyet
Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / “Silah bırakacağım” diyen örgüte, “hayır, bırakamazsın” demek….

“Silah bırakacağım” diyen örgüte, “hayır, bırakamazsın” demek….

Bu yasayı okuyunca devlet cephesinden bakan birinin itiraz edecek bir şey bulmak için çok çabalaması gerek. Esas örgüt cephesi için kabul edilmesi daha zor bir yasa bu.

Bahçeli kendi kendine yapıyor, Erdoğan’ın onayı yok, PKK Öcalan’ı dinlemez, PKK silah bırakmaz, Suriye’de SDG silah bırakmaz, devlet adım atmaz, her şey seçim için derken nihayet sürecin ilk kök yasası da çıktı:

Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”

Kendini fesh eden PKK mensuplarının hukuki olarak nasıl ve hangi şartlarda Türkiye’ye geleceklerini düzenleyen bir yasa için özenle seçilmiş bir ad bu.

Bazılarının savunduğu gibi bunun kimse için zafer ya da yenilgi olmadığını söylüyor bu isimdeki özen.

Barış zaten ancak birbirinin hukukunu gözeterek kuruluyor.

100 bin kişinin öldüğü, 48 yıllık çatışmayı bitiren iki taraf için de tatmin edici bir orta nokta bulunmuş bir yasayı kim isterse yenilgi, teslimiyet, teröristlerle pazarlık diye halka satabilir.

Dünyanın hiçbir barış yasası referandumlarda halkın onayını alamazdı.

Lozan da referanduma gitseydi muhtemelen reddedilirdi. Nitekim Annan Planı, Kolombiya’da Farc’la barış referandumlarda reddedilmişti.

Dünyanın çatışmaları bitiren barış yasaları, çözüm adımları genelde mevcut yasalara da aykırıdır.

Çünkü mevcut yasalara göre karşı tarafın tanımı ya düşmandır ya da yok edilmesi gereken terörist.

O yüzden yasa ancak yeni bir fiili hukuk oluşturarak yaratılır.

O yüzden bu yasa karşısında referandumcu popülizm ne kadar kötücülse, anayasaya aykırılık iddiasından hareketle itiraz edenler o kadar gülünç.

Halbuki makul bir gözle bakıldığında karşımızda devletin kendini garantiye aldığı bir hukuki çerçeve var.

Geri dönenlerle ilgili ilk ve geleceğe dönük tasarruf hakları, hapishanelerde kapsam dışı kalanlarla ilgili karar mekanizması, teyit ve tespit mekanizması tamamen devletin inisiyatifinde.

230’a yakın örgüt lideri geri dönmüyor. 1000’in üstünde doğrudan şiddet eylemine katılmış mahkum kapsam dışı.

Yani bu yasayı okuyunca devlet cephesinden bakan birinin itiraz edecek bir şey bulmak için çok çabalaması gerek.

Esas örgüt cephesi için kabul edilmesi daha zor bir yasa bu.

Devletin inisiyatifine güven üzerine inşa edilmiş.

Bunu da örgütüne ve Kürt toplumuna Öcalan’dan başkası kabul ettiremezdi.

İşte tam bu noktada en baştan beri ihmal edilen bir boyutu tekrar hatırlatmak gerek.

Evet Öcalan hapiste, MİT onunla görüşüyor, Devlet Bahçeli çağrı yaptı ama Öcalan 30 yıldır örgütünün silahının anlamını yitirdiğini düşünen ve bu silahlı aşamayı bitirmek için son 30 yılda bugün pek çoğu hayatta olmayan Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Genelkurmauy Başkanları, MİT Başkanları ile pazarlık masasına oturmuş biri.

Yani örgütüne kafasına silah dayandığı için değil, bunu sürdürmenin artık bir anlamı kalmadığı için gönüllü olarak, bile isteye ve ideolojik olarak bunu temellendirerek silah bıraktırıyor.

Örgütü de bu perspektifi kabul ediyor.

Devletin yaptığı bu adımı mümkün kılan bir hukuki çerçeve yaratmak.

Zaten böyle bir kararı alan bir örgüte söylenecek iki şey var:

Ya artık silahın devri geçti, silah anlamını yitirdi, siyasi alana geçiyoruz diyen Öcalan’a “çok iyi, biz de bunun gereğini yaparız” demek.

Ya da silah bırakacağım diyen bir örgüte “silah bırakamazsın, bu hukuki değil, son terörist öldürülüne kadar sizinle savaşacağız, milletimiz senin silah bırakmanı asla kabul etmez, şimdi silah bırakmanın zamanı mı, bu hükümetle mi anlaştın” diye çıkışmak.

Gerçekten anlaması çok güç.

Üstelik karşımızda bir silahlı gangster örgütü de yok.

48 yıldır bu bölgede dört ülkede varolmayı başarmış, Türkiye’de siyasi kanadı olan parti son seçimlerde 6.5 milyon oy almış, Meclis’in üçüncü partisi olmuş, halen sınırımızın az ötesinde 6 binden fazla militanı olan, Suriye’deki uzantısı merkezi hükümetle anlaşma imzalayan, İran’daki uzantısı uluslararası denklemin içinde yer alan, Avrupa’da en az 100 bin aktif sempatizanı olan bir sosyal vakadan bahsediyoruz.

Koca koca siyasetçilerin, akademisyenlerin bu sosyal vakayla, Türkiye’nin en büyük güvenlik tehdidiyle mücadele için tek önerdiği mevcut statükonun sürdürülmesi.

Yani bununla yaşamaya devam etmek.

Halbuki sadece son bir yılda Suriye’de ve İran’da olanlar bunun böyle sürdürülemeyeceğini herkese göstermiş olmalı.

Eğer Türkiye, Suriye’de Esad’ın devrilmesine çözüm süreçsiz yakalansaydı, Şam-SDG kavgasında hem Türkiye hem de Suriye’de neler yaşanırdı?

Eğer Türkiye’nin elinde çözüm süreciyle mümkün olan Kürt aktörlerle konuşma kartı olmasaydı, İran savaşında İsrail ve ABD Kürt grupları İran’a sokmaya çalışırken Türkiye’nin bunu engelleyecek bir gücü olur muydu?

Ve bu iki kriz ne hale gelir, Kürt meselesi nasıl bir küresel meseleye dönüşür, Türkiye’nin içini nasıl karıştırabilirdi?

Muhaliflerin bir kısmının böyle ciddi meselelerden daha büyük meseleleri var.

Bu iktidarın elini güçlendirir mi?

Güçlendirebilir. İktidar bunu yaparsa, DEM Parti’den üçüncü kez Cumhurbaşkanlığı adaylığı için ya da ülkeyi seçime götürmek için gerekli oyu da alabilir.

Zaten siyasetçiler köprüden, askeri operasyona herşeyi kendi siyasi çıkarları için de yaparlar.

Günün sonunda iyi bir şey yaparlarsa bu onlara oy, siyasi destek de getirebilir.

Bu böyle diye, iktidar 48 yıllık bir meseleyi çözmesin mi?

Bunun sonunda siyaseten de bir çıkar elde edecek diye neden bu riski alıp ciddi bir meseleyi çözme ihtimali değersiz, siyasi, art niyetli olsun?

Üstelik devlet ve örgüt anlaşmışken, bütün uluslararası denklem, bölgesel konjenktür bu çözümü desteklerken bu akıntıya karşı yüzmek hem faydasız hem de siyaseten anlamsız.

Muhaliflerin yapacağı bu çözümün içinde olup, bunun daha geniş bir hukuk ve demokratikleşmeye doğru evrilmesini zorlamak olmalı.

Zaten şu anda iktidar kayasını yerinden oynatacak, mevcut statükoyu değiştirebilecek başka bir ihtimal de görünmüyor.

Muhtemelen Öcalan, eğer şartları idari düzenlemelerle biraz daha iyileştirilmişse bu tartışmaları şaşkınlıkla izliyordur.

Örgütüne silah bıraktırırken, hayır bırakamazsın diyenler, boşalacak dağlara çıkmayı göze alamayan milliyetçi bazı Kürtler dışında Kürtler değil.

İktidarla kavgalarında bunu şu anda yapmasından memnun olmayan bazı muhalifler, başka bir dünyayı bilmeyen ulusalcılar ve şeytan devletle onlar adına kavgaya devam etmesini bekleyen, PKK bundan vazgeçince PKK’ya küsen bir grup Kürtlerden Kürtçüler.

Ve Öcalan’ın bu kararına en sağlam ve şartsız desteği veren ise MHP lideri.

İmralı Adası’nda üstü açık uyurken bile görülmeyecek türden tuhaf bir rüya bu.

Hayırlara gitsin demekten başka elden ne gelir.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın