Nasreddin Hoca’nın kazanı misali, mutfakla ilgili planladığım üç bölümlük yazı dizim aniden doğurdu. İkinci bölümü elimdeki malzemeyle -nostaljinin güvecinde- pişirirken, her şey fena halde güncellendi. Biraz sızlanınca “Burası Türkiye olur öyle şeyler” diye mırıldandı yaşça büyük benliğim.
Üstelik nostaljik deyişiyle “haber değerinde” bir konu… “Taş fırın”dan taze çıkarılıp 20 Ekim’de sosyal medyada servis edilen, soğudukça da ısıtılan bir mevzu aslında. (“Taş fırın” deyimini önceki pazar değindiğim “Çocuklar Duymasın” dizisinden aldım. Kavga etmek için gittikleri yer de “Mutfaaak” olduğu için tam yerine denk geldi.)
“Aileyi korumanın ilk şartı”
Vaiz, ilahiyatçı, yazar İhsan Şenocak’ın“@ihsanhocaresmi” hesabından attığı “twit”… Yazı dizimle doğrudan ilgili. Zira Şenocak, mutfağı da ıslah etmeyi şart görüyor. Büyük harfleri (büyük ayıpları) dâhil paylaştığı mesaj aynen şöyle:
“Eskiden bir kadının evinde yemek yapmaması AYIP kabul edilir, kadınlar en az kendi elbiseleri kadar eşlerinin kıyafetlerinin temizliğine ihtimam gösterirdi. Şimdi ise ev işlerini yapmayı AYIP gören başörtülü bir taife zuhur etti. Aileyi korumanın ilk şartı bu zihniyeti ıslahtır.”
Bence kendisinin AYIBI
Öncelikle, evde bir kez yemek yap(a)madığı, “mecburi görev”lerinden birisini aksattığı
için aşağılamaya, hakarete, küfre, ölümcül şiddete maruz kalarak “ayıplanan” kadınlar sayıya gelmez de… Ev işlerini ayıp gören, ayıp gördüğü için yapmayan kadınlara pek rastlamadım. Bence o kendisinin AYIBI… Diğer bir deyişle “kendi icat ettiği yeni bir ayıp” da diyebilirim.
Aile yuvası değil “ıslâh evi”
Evde, mutfakta -umarım- karşılaştığı o karşı duruş, itiraz da olsa olsa onun ayıbına ortak olmama, boyun eğmeme çabasıdır fikrimce… Vardır elbet bir (çok) nedeni.
Kelimelerini işi, mahareti gereği özellikle seçtiğini, anca bu kadar filtrelediğini düşündüğüm “başörtülü taifede zuhur eden (baş gösteren) zihniyetinin ıslahı” ifadesi de derin. Derinden rahatsız edici… “Zihniyet ıslahı”nı görev edinen, üstüne vazife gören zihniyet, “düşünce mutfağı” konusunda da fikir veriyor insana.
Bu arada kendimce bir düzeltme; “Aileyi korumanın ilk şartının ıslahtan geçtiği” haneye yuva filan değil ıslâhhâne, ıslâh evi deniyor. Oradaki görevlilere de “İnfaz ve Koruma Memuru”… Bugünkü adıyla, “gardiyan”dan bile mânâlı, teferruatlı.
“Uyarmak isyancı bir tavır mı?”
Şenocak gelen tepkiler üzerine 22 Ekim’de de üç yıl önceki bir videosunu paylaşıyor. Biraz bunalsam da aktarayım. Video muhtemelen yardımcısı bir gencin gülümseyerek tane tane okuduğu kadın izleyicinin sorusuyla başlıyor:
“Aile hayatında her işe koşuşturan kişinin kadın olması gerektiği düşüncesi dinimizde var mıdır, bir bardak suyunu bile almaktan üşenen erkeği bu konuda uyarmak, hak talep etmek isyancı bir tavır mıdır?”
Şenocak son soruyu anında, en baştan “Bu beyefendi bu hanım kardeşimizi isyan ettirmişyani…” diyerek, gönülden yanıtlıyor. İzleyicinin beklediği ya da umduğu yanıt bu mudur, derdine derman mıdır bilemiyorum tabii.
“Hanım kardeşimizin maruzatı”
Sonra Hazreti Muhammed’den örnek veriyor: “Hazreti Ayşe ‘kendi işlerini yapardı’ diyordu fakat Resulullah evde sürekli kendi işini kendi yapardı, değil. Zaman zaman yapardı… Zaten annelerimiz onun işlerini yapmak için neredeyse birbiriyle yarışırdı”.
Devam ediyor, “Bu erkek kardeşim de zaman zaman kendi suyunu alırsa, kendi işlerini yaparsa bu hanım kardeşimizden bu şekilde bir maruzat gelmeyecek”… Özenle seçtiği kelimelere gayet vâkıf bir hatip olduğu için bu kez de “maruzat”a takılıyorum: “Küçükten büyüğe yâhut üst bir makama sözlü veya yazılı olarak bildirilen istek”!
Kadını çalıştırma suçu ve cezası
Ardından kadınların “alakadar olduğu ev işlerinden” de örnek veriyor: “Hem o zaman ne kadar zordu. Taş değirmeni çevirecek, un yapacak, uzaktan su getirecek. Bütün bunlar kerimesi (kız evlâdı) Fatıma’nın uhdesindeydi (sorumluluğundaydı). Ezcümle erkek dışarda çalışıyor, yoruluyor, evde bir parça dinlenmek ister.”
Sonra da noktayı koyuyor: “Bu adam o hanımı da dışarıda çalıştırmayacak tabii.Çalıştırıyorsa, kalkacak sofrayı birlikte kuracak, hanımıyla birlikte yemeği hazırlayacak, bulaşıkları da yıkasın…” Anladığım kadarıyla öyle adamların suç ve cezası da bu.
Yazıma ya da bana gelenler böyle geliyor… Erkeğin mutfağa böyle girmesi, bence sözlerinin bereketini etkiliyor ama o ayrı. Satır arasında mutfağın da “beş şartı”nı açıklıyor sanki… “İlk şartı”nın altını çizerek: “Zihniyet ıslahı…” Sözlükte “ıslah”ın “yola getirme” dâhil çok anlamı var ama birisini seçmek benim üzerime vazife değil. Gayet net anladığıma göre onun üstüne vazife…
Kadın istihdamı ve çöken aile
Bu çıkarımlarım, bu iki açıklamasına dayanmıyor sadece. Bu yılın nisan ayında da gündemi“kadın istihdamı”. Üstelik hükümetin politikası… Yani böyle mevzular nereden gelirse gelsin, hoş gelmiyor Şenocak’a.
Orada “başörtülü taife”den öte “namaz kılan idareciler” de var: “Ah namaz kılan idareciler ah! Tarih sizi İslam kadınını annelik ve ev hanımlığı dışında tır şoförlüğüne kadar hemen her alanda çalışmaya teşvik ederek aileyi çökerten insanlar olarak hatırlayacak!”
“Musibete müstahak olmak”
Sosyal medyadan Şenocak’ın böyle mevzularda başka çıkışlarına da rastlıyorum bu vesileyle. Üç yıl önce “Kadına karşı şiddetin önlenmesine dair 6284 sayılı kanun”un kaldırılmasıtartışmalarına “Kırmızı çizgimizdir” diyerek itiraz eden AKP TBMM Grup BaşkanvekiliÖzlem Zengin meselesi…
Kendi deyimiyle “içerden, tabandan gelen” çok ağır tepkiler üzerine açıklamasını “Tartışılamaz demedim, tabii ki tartışılabilir” sözleriyle yumuşatması da nafile. O koroda da Şenocak’ın sesi yüksek. Sosyal medya hesabından yine zehir zemberek açıklamalar:
“Musibet yağıyor. Allah Teala bize acziyetimizi gösteriyor. İbret alıp, istiğfar etme yerine kadın cinayetlerini artıran, boşanma oranlarını patlatan hasılı Allah Teala’ya -haşa- ‘hükümlerin ailede geçmez’ diyen kanun maddelerine kırmızı çizgi dersek daha çok belâya müstahak oluruz.”
Diyanet’ten “ayrılma” nedeni
Maskülen vecizeler, taş fırından taze çıkarılmış “vecibe”ler kuşkusuz onun hesabıyla sınırlı değil. Sosyal medyada da az değil öyle hesaplar, iki tarafı da blok taştan münazaralar… Haber değeri görmem kendisinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görev yapmış bir vaiz, ilahiyatçı, yazar olması. Kamuya mal olmuş kişi…
Diyanet’ten ayrılmasının nedenleri de olaylı… Sekiz yıl önce vaazına cemaate “Hepiniz çobansınız, hepiniz de güttüğünüz sürülerden mesulsünüz” diyerek başlıyor. Ardından koyunlarını ateşe atan çoban örneğini vererek şöyle devam ediyor:
“Peki kardeşlerim Cenab-ı Hak seni kızına, oğluna çoban yaptı… (…) Kendini ateşten koruduğun gibi kızını da ateşten koru. Yani kızın şu sokaktan geçip de okula pantolonla giderken yüreğin parçalanıyor mu senin?
Kadın eşine mahkûm olmazsa…
18 yaşında kaşını aldıran kızın üniversiteye giderken o halde… Yüreğin parçalanmıyorsa vallahi kıyamet günü cehennem seni parçalayacak. (…) Sevindin mi üniversiteyi kazanınca… ODTÜ’ye, Boğaziçi’ne gidince sevindin. Doktor olacak, mühendis olacak, 5 milyar aylık alacak, arabaya binecek eşine mecbur olmayacak, mahkûm olmayacak. (Bkz: Feminizmin Temel İlkeleri.)
(…) Peki kot pantolonuyla erkek bakışı arasında giden kızının arkasından bakıyorlar, arkasından gidiyorlar… Yavrunu cehenneme attın cehenneme…” Bu vaazının kıyamet koparmasının ardından önce açığa alınıyor. Ardından göreve iade edilerek Sinop’a atanınca da istifa ediyor.
Mutfak bereketi kaçtığı için de “bereket”li bir mevzu olduğu için bu konuda medyada gündeme gelen haberler, hatta böyle manifesto kisveli akıl fikirler sonsuz elbette. Gelecek pazar “üretim merkezi”ne, emektar bir gazetecilik deyimi olarak “mutfak”a değinmeye çalışacağım.
YAZI RESMİ: 18. Yüzyıl’ın sonlarından iki tabloyla Osmanlı’da mutfak.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

