Ali Bayramoğlu: “Olağanüstü hal ilanında ve askerlerin çalışmalara katılmasında geç bile kalındı”

“Olağanüstü hal ilanında geç bile kalındı. Olağanüstü halin o gece ilan edilmesi psikolojik olarak toplum üzerinde pozitif etki yapabilirdi. Bu koşullarda olağanüstü hal; devlet-millet-siyaset, siyaset-toplum, ne derseniz deyin adına, bütün bu güçlerin bütünleşmesi ve tek elden bir yaranın sarılmasına yönelik bir yönetme biçimidir. Asker meselesine gelince... Asker bu ülkenin önemli bir kurumu. Birliklerinde büyük imkânlar var, hiyerarşileri var. Tabii emir komuta askeri birlik komutasında kalır ama siyasetin hizmetinde, idarenin hizmetinde kamu gücü olarak devreye girer asker.”

Programın tamamını izlemek için:

Üzücü bir haftadayız. Üzücü bir gündem var. Aslında birkaç gün önce konuşuyor olsaydık konuşacağımız pek çok konu, pek çok konu başlığı vardı. Fakat şu an tüm Türkiye’nin tek bir gündemi var. O da Kahramanmaraş merkezli oluşan iki ayrı büyük deprem. İlk olarak ben size bu depremle ilgili ve bu deprem sonrasındaki süreçle ilgili gözlemlerinizi, duygu ve düşüncelerinizi sormak istiyorum.


Herhalde bir toplumun, bir ülkenin başına gelebilecek en büyük felaketlerden bir tanesi bu. Bir savaş manzarası… Yerin kıpırdaması ve 10 ilde yaşayan insanları perişan etmesi. Her bir ilde şu anda bildiğimiz binin üstünde çöküntü var. Bu çöküntülerin altında insanlar var. Ölü sayıları artacak gibi gözüküyor. İnsanlar çok uzun dayanamıyorlar biliyoruz göçük altında. Başımız sağ olsun diyeceğiz önce elbette. Bunu nasıl toplum olarak, siyaset olarak, ülke olarak göğüsleriz bunların konuşulması lazım. Türkiye hem kentsel açıdan hem siyasi açıdan büyük bir felaketle karşı karşıya.

Öyle büyük bir deprem yaşandı ki, gördüğümüz manzaraların yanında, açıklanan bilgileri de dikkate alacak olursak dünyadaki son yirmi-otuz yılın en büyük iki üç depreminden bir tanesi. Türkiye’nin üç metre yer değiştirdiğini, Bunun inanılmaz büyük bir deprem oluşturduğunu söylüyor, İtalyan bir jeolog.

Bir de gece yarısı oldu bu deprem, insanlar yataklarında uyurken oldu. Herkesin evi kafasına yıkıldı, birçok kişi göçük altında kaldı. Fırtınanın, karın en sert estiği günlerde oldu. Dolayısıyla birçok faktör bir araya gelerek büyük bir felaket yaratmış durumda. Bunun karşısında insanoğlunun aciz kalması kaçınılmaz. Büyük fırtınalarda, Kaliforniya’da örneğin, yerle bir oluyor her yer. Bir yere kadar önlem alabiliyorsunuz bazı afetlerde, burada da önce bunu teslim ederek başlamakta fayda var. Yani devlet de, insan da, imkânlar da bazen çok büyük felaketlerin karşısında aciz kalabiliyor. Çok daha iyi olsaydı bizim kent yapımız, daha dirençli kentlerimiz olsaydı, daha depreme karşı tedbir alan bir yönetim anlayışımız olsaydı muhtemelen bu kadar ağır yaşanmazdı ama yaşanırdı yine de.

Bunun arkasından şunu söylemek lazım. Hepimiz toplum olarak sorumluyuz. Kötü binalarda oturuyoruz, kötü binalar yapıyoruz. Bunlara kendimizi bırakmış bir şekilde yaşıyoruz. Türkiye’nin büyüme için harcadığı paralar, yaptırdığı havaalanları, yaptırdığı büyük köprüler, tamam bunlar faydasız işler değil belki ama, bir öncelik meselesi var ve bu öncelik bu alanda kullanılabilirdi. Bu öncelik meselesinde siyasetin büyük sorumluluğu var.

İlk gece felaketi hepimizin sinir sistemini bozdu. Birçok il kendi başına kaldı. Hatay Belediye Başkanı dün gece ağlıyordu, doktor yok, hastaneler yıkık, personelimiz zaten yaralı ve hasarlı diye. Dün daha hızlı bir şekilde kamunun imkânları ve araçları oraya doğru yönelmeye başladı. Gereken tedbirlerin biraz gecikmeyle de olsa alındığını, sistemin bir tür mobilize olduğunu düşünüyoru

Deprem sonrasındaki sürece ilişkin çeşitli tartışmalar yürütüldü. İktidarın bir an önce OHAL ilan etmesi gerektiğini savunan hukukçular oldu, siyasetçiler oldu. Onun dışında askerin, TSK’nın bu yardım çalışmalarına katılması gerektiğini söyleyenler oldu. Dün iki gelişme yaşadık. Birincisi, 2. Kolordu Komutanlığı’na bağlı askerlerin arama çalışmalarına, kurtarma çalışmalarına katıldığı bilgisi verildi. İkincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan depremden etkilenen on ilde üç ay süreyle OHAL ilan edildiğini duyurdu. Bu adımlar sizce doğru adımlar mıydı? Bu adımların, özellikle OHAL adımının siyasi olarak Türkiye’ye nasıl bir etkisi olur?

Evet, bu sorular Türkiye’de sorulur. Çünkü güvensiz bir toplumuz. Demokrasisi sınırlı, olağanüstü hallerin, özellikle toplumsal olaylar karşısında ilan edilen olağanüstü hallerin çok kötü kullanıldığı bir örnekler dizisi var arkamızda. Ama şimdi bunları bir kenara bırakalım. Öyle büyük bir felaket yaşandı ve yaşanıyor ki şu anda, yapılması gereken toplumun, ekonominin, siyasetin tüm kaynaklarını seferber etmek. Olağanüstü hal böyle bir anlam da içerir. Olağanüstü hal sadece toplumsal olaylar, ayaklanmalar vesaireler karşısında valilerin, bölge valilerinin, hükümetin temel hak ve özgürlükleri askıya alarak sorun yaşanan bölgeleri idare ettiği bir yönetim uygulaması değildir. Aynı zamanda koordinasyonu, sürati, merkezi kararları gerektiren bu tür büyük doğal afetlerde de baş vurulan bir yönetim halidir. Olağanüstü hal çalışma yükümlülüğü getirir, senin imkânını, malını kullanma hakkı verir idareye. İdarenin, bir yarayı tamir için insan faktörü de dahil bütün imkânları kullanabilmesini sağlar.

Olağanüstü hal ilanında geç bile kalındı. Olağanüstü halin o gece ilan edilmesi psikolojik olarak da toplum üzerinde pozitif etki yapabilirdi. Bu koşullarda olağanüstü hal; devlet-millet-siyaset, siyaset-toplum, ne derseniz deyin adına, bütün bu güçlerin bütünleşmesi ve tek elden bir yaranın sarılmasına yönelik bir yönetme biçimidir.

Asker meselesine gelince… Açıkçası ben de dün akşam hatta bugün gün içine kadar ‘Neden bu askeri birlikler yeteri kadar kullanılmıyor?’ diye sorguluyordum. Çünkü asker bu ülkenin önemli bir kurumu. Birliklerin de büyük imkânlar var, hiyerarşileri var. Komuta mekanizmaları var. Çok daha koordineli çalışabilecek yapılar bunlar. Bugün dediğin gibi görüyoruz ki Milli Savunma Bakanlığı yaptığı açıklama ile İkinci Kolordu’nun çalışmalara katılacağını duyurmuş. Velhasıl askeri birlikler de devreye girmiş durumdalar. Zaten olağanüstü hal ilan edildiği andan itibaren malum il valilerinin askerden yardım isteme yetkileri vardır, yani elindeki imkânlar ve güç yetmediği anda askeri birliği göreve çağırır vali. Ona ne yapacağı yönünde istikamet, talimat verir. Tabii emir komuta askeri birlik komutasında kalır ama siyasetin hizmetinde, idarenin hizmetinde kamu gücü olarak devreye girer asker.

Bugünlerde yaşadıklarımıza çok fazla içeriden bakarak gördüğümüz bir tek şeyin üzerinden büyük sonuçlar çıkarmamak lazım. İşleri mümkün olduğunca siyasallaştırmamak lazım. Ama gerektiği yerlerde de eleştirilerin, eksiklerin kuvvetli şekilde altının çizilmesinde de fayda var. Mesela sık sık kulağımıza geliyor: “Hatay’a geç kalındı. Acaba orada Alevi vatandaşlarımız oturduğu için mi oluyor bu?” gibi mırıldanmalar. Bunların hem doğru olmadığını, hem faydalı olmadığını düşünüyorum. Bu bir çocuk oyuncağı değil. Siyasetten çok daha önemli bir şey. İnsanız ve görüyoruz ki her şey rölatif. Düne kadar çok önem verdiğimiz, olmazsa olmaz dediğimiz bir şey bugünün bu felaket tablosu karşısında bütün anlamını yitirebiliyor. Dolayısıyla akıl sağlığını koruyarak düşünmek lazım. Aklı selim sahibi olarak düşünmek lazım.

Uluslararası yardımlar da gördüğüm kadarıyla kabul edildi, ediliyor. Herkese olumlu cevap verildi. 1999’da böyle olmamıştı mesela. Yunanistan’dan gelen kanları bizim kanlarımız bozulur diye reddeden bakanlar vardı. Bugün o noktaları geçmiş bulunuyoruz. Hepimize geçmiş olsun ama bunun maddi bedelini de bu ülke bir kez daha ödeyecek.

Biz hakikaten bahtsız topraklarda yaşıyoruz. Bahtı çok açık insanlar değiliz bu açıdan.

Belki konuşmak için erken fakat bu OHAL ilanıyla ilgili merak edilen konulardan birisi de 7 Mayıs itibarıyla sona erecek olması.  Siz 14 Mayıs’ta yapılacağı açıklanan seçimlerin ertelenme ihtimalini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce böyle bir ihtimal var mı?

Böyle bir ihtimal var. Deprem bölgesindeki durum üç ay içerisinde toplanabilir mi? Önümüzdeki iki ay soğuk geçecek. İnsanlar nerede yaşayacak? Şehirlerini terk edecekler belki, belki çadırlarda yaşayacaklar. Son derece zor günler bekliyor o Türkiye’yi bu açıdan. Burası on üç milyon insanın yaşadığı bir alanı kapsıyor. Şimdi bu alanda seçim sağlıklı yapılabilir mi, seçimi ertelemek mümkün olabilir mi? Sağlıklı bir siyasal sistem bunları düşünür açıkçası böyle bir felaket karşısında. Bunun parlamento tarafından masaya yatırılması lazım. Çünkü biliyoruz ki seçimlerin ertelenmesi sadece parlamentonun yetkisinde ve bir yıla kadar bunu erteleme yetkisi var. Böyle bir şey gündeme gelecek midir bilmiyorum ama bana bu koşullarda seçim yapmak çok kolay değilmiş gibi geliyor.

Bununla birlikte tabii seçim deyince siyasi hesaplar, çıkarlar devreye girer. Aktörler ne düşüneceklerdir? Deprem ortamı koşullarının kendilerine fayda ya da zarar getirip getirmeyeceğini hesap edeceklerdir. Tabii olağanüstü hal altında seçime gidilmesi söz konusu olmaz. Yani temel hak ve özgürlüklerin askıya alınmasının mümkün olduğu bir hukuki çerçevede, bir yönetim düzeninde serbest seçimlerin yapılması absürd olur. Dolayısıyla 7 Mayıs’ta olağanüstü hal bittikten sonra eğer seçim yapılacaksa bu hali uzatmayabilir cumhurbaşkanı. Tabii burada nasıl yapılacak bu seçimler? Dediğim gibi çok büyük bir soru. Askerin kontrolü altında mı? Kamu düzeni nasıl sağlanacak? O bölgeden uzaklaşan insanlar nasıl oy kullanacak? Bunlar hep soru işareti…