PATRONUMUZ OL
İlhami Işık
Nasıl ve neden bölgede PKK’nin boşluğunu çeteler dolduruyor?
Şiddeti reddeden bir siyasetin “sorunları sonra çözeriz” lüksü yoktur; çünkü hayat boşluk kabul etmiyor. Sur’dan Kızıltepe’ye, Gazi Mahallesi’nden Sarıgazi’ye, silahlı örgütlerin geri çekildiği yerlerde oluşan boşluğu uyuşturucu çeteleri ve yeni nesil suç örgütleri dolduruyor. DEM bu boşluğu somut adımlarla doldurmazsa, en büyük gücü olan geniş tabanını yitirir.
Erkan Baş’ın açıklaması ve siyasal zemindeki yeni dengelere hazırlık
Erkan Baş’ın DEM Parti ile ittifak konusundaki açıklaması sert tepkiler topladı. Ancak bu çıkış, Kürt karşıtlığından çok; yükselen milliyetçi dalga ve CHP’nin iç krizinin yarattığı boşlukta TİP’in yeni pozisyon arayışını gösteriyor olabilir.
Kaybedecek bir 45 yılımız daha yok
Şubat 2025’te İmralı’dan gelen çağrıyla açılan barış kapısı, 1993’ten 2013’e kaçırılan fırsatların kaderini paylaşmamalı. Dönüş yasası, infaz düzenlemeleri ve anayasal güvenceler beklemeye gelmez; çünkü bu ülkenin kaybedecek bir 45 yılı daha yok.
DEM Parti’ yasal adımları bekliyor ama…
Her ne kadar DEM Parti yöneticileri, yasal adımların Haziran ayında atılacağına dair kararlı ve tekrar eden açıklamalar yapıyorlarsa da, ben bunun ne Haziran’da ne de Temmuz’da gerçekleşeceğini hiç düşünmüyorum.
Çözüm mü, oyalama mı?
"Nisan olmadı, Temmuz'a bakalım" denilerek yönetilen bir süreç, strateji değil ancak sorumluluktan kaçıştır. Gerçek çözüm erteleme değil, kararlılık gerektirir.
Öncelikli ve sahici soru örgüte değil, devlete sorulmalıdır
Örgüt, büyük ölçüde devletin yarattığı bu olumsuz zeminde güç bulmuş, varlığını ve toplumsal meşruiyetini bu zeminden beslemiştir. Dolayısıyla öncelikli ve sahici dönüşüm örgütten değil, devletten beklenmelidir.
Kürt Sorunu’nda siyasetsizlik tehlikesi
Kırk yıl boyunca şiddetin gölgesinde yalnızca bir güvenlik meselesine indirgenen Kürt sorunu, şimdi silahların sustuğu bir eşikte bu kez siyasetsizlik tehlikesiyle karşı karşıya. Asıl sınav, şiddetsiz dönemi suskunlukla değil; cesur, demokratik ve çoğulcu bir siyasetle karşılayabilmek.
Çözüm Süreci arafta asılı duruyor
Türk-Kürt birliği, siyasetsiz bırakılmış bir denklemde yaşayamaz. Bu birlik, ancak demokratik siyasetin, ortak aklın ve karşılıklı meşruiyetin zemininde güçlenebilir.
Ankara İran sonrası Ortadoğu’ya oynuyor
Türkiye, PKK süreciyle iç cepheyi tahkim ederken Suriye, Irak ve Körfez hattında İran’ın gerilemesiyle doğan boşluğu dolduracak yeni bir Kürt-Türk-Arap ekseni kurmaya çalışıyor. Ancak Trump’ın savrulan politikaları, Batı’daki çatlak ve bölgesel rekabet bu büyük hesabı her an bozabilir.
PKK feshedildi, siyaset hâlâ bekliyor
PKK’nin kendini feshetmesi ve silahlı mücadeleyi sonlandırdığını açıklaması, Türkiye için tarihsel bir eşik. Ancak süreç, “teyit” ve “tam tasfiye” gerekçeleriyle uzatılırken, yasal ve demokratik adımlar hâlâ erteleniyor. Güvenlik–özgürlük dengesi bir kez daha “bekle-gör” politikasına mı kurban ediliyor?
Ölüleri diriltemezsiniz
PKK’nin silahtan vazgeçmesiyle beraber Türk solunun uzun yıllar önce hayatlarını kaybeden aktörleri üzerinden bir hikaye üretilmeye çalışılıyor. Türk solu kabul etmese de ideolojiler, tıpkı insanlar gibi doğar,büyür ve nihayetinde ölürler.
2026 Newrozu: Kürtlerin bastırılmış duygusunun kitlesel dönüşü
Bu yılki Newroz, sıradan bir bayram değil; Rojava’daki kırılmanın ardından Kürtlerde biriken yas, kayıp, birlik ve yeniden doğuş duygusunun sınırları aşan en kitlesel dışavurumu oldu.
Sadece bir örgütün kendisini feshetmesi değil bu
Evet, Kürt meselesindeki silah ve şiddet son buluyor, bu doğru. Ama aynı zamanda Kürt meselesi hiç bu kadar toplumsallaşmamıştı ve hiç bu kadar meşru bir zemine oturduğu da kabul görmemişti.
Kırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler
Son 14 yılda yaşanan iki büyük siyasal kırılma yaşandı: 2012 Bingazi saldırısı ve 7 Ekim 2024 Hamas saldırısı. İlkini kaçıran Türkiye yeni sürece hızla adapte oldu. Kürtler bir kırılma yaşanmamış gibi davranıp inisiyatif alamadı.
Kürtler nereden koptu?
Son 45 yıldır örgüt ve partiler parantezine sıkıştırılmış Kürtlük bilinci, zincirlerden kurtulup kendi var olma duygusuna doğru baraj kapakları açılmış gibi akıyor
Eve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek
En son Bese Hozat’ın "biz eve dönmek değil, siyaset yapmak istiyoruz" çıkışı "bakın eve dönüş istemiyorlar " diye lanse edildi. Halbuki eve siyaset yapmak için dönmek istiyoruz demişti. Bundan daha doğal ne olabilir ki? Ama dün PKK’yi ve legal Kürt siyasetini şeytanlaştırarak seçim kazanma stratejisi, bugün ayak bağı hâline geldi. Kamuoyu çözümden teslim olmayı bekleyince karşı taraf da öyle olmadığını hatırlatıyor. Bu da “hani silah bırakmışlardı” itirazlarına neden oluyor. Bunu düzeltmek için sürece bazı nefes boruları açılması. Bunlardan ilk Demirtaş’ın bırakılması olmalı.
Bir sürecin anatomisi
Yasal düzenlemeler için verilen tarihlerin sürekli ertelenmesi ve yüz binlerce insanın umutla beklediği infaz düzenlemesi veya adı af olmayan ama af gibi kapsamı geniş olan düzenlemenin adeta unutulmaya bırakılması, sürece yönelik zaten çok az olan güvenin daha da azalmasına neden oluyor ve anlamakta zorlandığım bir soğuklukla soruna bakılması, kuşkulardan beslenen yorumlara yol açıyor.
Dünyanın araf dönemine denk gelen Türkiye’nin çözümü
Trump yönetiminin Gazze ve Suriye merkezli stratejisi, aslında yeni bir “kontrollü kriz” dönemine işaret ediyor. Bu tür krizlerde kazananlar, sahayı değil, zamanı iyi yönetenler oluyor. Dolayısıyla Türkiye ve bölgedeki tüm aktörler artık askeri değil, diplomatik refleksleriyle öne çıkmak zorunda. Belki de çağımızın en büyük sınavı, savaşsız kalabilmek olacak.
Süreç Suriye’yi, Suriye süreci bekliyor. Peki bu kısırdöngü nasıl aşılacak?
Bu süreç her ne kadar Suriye’deki olağanüstü gelişmelerden ötürü başlayan bir süreç olmuş olsa da, sürecin herkesin kazanacağı bir evreye evrilmesini sağlayacak Türkiye’nin kendi Kürt meselesinde atacağı adım olacak. Sürecin Türkiye’de bir çözüm yoluna sokulması, Suriye’deki gelişmeleri de doğrudan etkileyecek bir atmosfer yaratacaktır.
Kıyamet saatini durdurmak
Bu artık sadece bölgesel bir kaosun ya da bölgesel bir savaşın ayak sesleri değil. Gidişat, bir dünya savaşının saatini kurmaya hazırlanıyor. Bu kıyamet saatini durduracak yegâne hamle ise, ne yazık ki Hamas’ın elinde.
Barış süreci bozulmaz, bozulamaz
Yara bere içindeki demokrasisi, diken üstünde duran ekonomisi ve sadece Suriye’de oyun kurucu kalmış haliyle iktidarı sürdüren mevcut yönetim, görünürde ağır aksak ilerleyen ama perde arkasında çetin müzakerelerle devam eden bu barış sürecini bozmaz ve bozamaz.
Bir Demokrasi Kurultayı hikâyesi
26–27 Aralık 1993 günlerinde, iki gün süren ve Hilton Oteli’nde verilen bir akşam yemeğiyle son bulan Demokrasi Kurultayı’na binlerce insan katıldı. O dönemin DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya, milletvekilleri, Sadun Aren, Zülfü Livaneli gibi pek çok aydın ve sanatçı burada yer aldı.
Bu aslında, iki insanın doğru zamanda ve doğru yerde yapmak istediği görkemli bir kurultayın hikâyesiydi. Korkunun ve şiddetin kol gezdiği bir dönemde, tünelin ucunda bir ışık olma hayali Aralık 1993’te gerçeğe dönüştü
Gerçekten emperyalist güçler bölgede Kürdistan istiyor mu? Irak ve Suriye’de olanlar bu tezi yalanlıyor
Türkiye’de sıkça dile getirildiği gibi “emperyalist güçlerin” bölgede bir Kürt devleti kurma planı olsaydı son 10 yılda ellerine iki somut fırsat geçmişti. Suriye iç savaşında ya da HTŞ Şam’a yürürken SDG’nin bir Kürt devleti kurmasına izin verebilirlerdi. Yine 2017’de Irak Kürdistan bölgesinin bağımsızlık referandumuna destek verip, Kürdistan’ın önünü açabilirlerdi. Ancak, bu fırsatların hiçbirinde Batı, bir Kürt devletini desteklemedi. Bunun yerine, bölgedeki mevcut devletlerin toprak bütünlüğünü koruma politikası izledi.
CHP’ye operasyonlar ırkçı dalgayı tetikliyor, ırkçı dalga barış sürecini tehdit ediyor
CHP’li belediyelere ve parti yönetimine yönelik yoğunlaşan yargı operasyonları, yalnızca siyasi bir hesaplaşma olarak değil, aynı zamanda toplumsal barış ve demokratikleşme çabalarını tehdit eden bir olguya döndü. CHP’ye yönelik bu operasyonlar, muhalif kesimlerde ırkçı bir dalgayı tetikleyerek barış sürecini riske atıyor.
Yeni Süreç, korkular ve umutlar
Emperyalist güçler tarafından parçalanma ve bölünme korkusu Türkiye’de sürekli diri tutuldu.
Şimdiye kadar iktidar olmuş tüm sağ ve sol partiler ile "sivil toplum" adı altındaki devlet destekli birçok yapı, bu korkunun canlı kalmasına katkı sundular. PKK’nin şiddete başvurması ve bu sürecin 40 yıla yayılması ise korkuyu adeta toplumsal hafızaya kazıdı. Bu, kolay kolay sönümlenecek bir duygu değil. Bu korkuyu asgari düzeye indirmenin yolu; samimi, sahici ve sabırlı bir duruş sergilemekten geçiyor. Kürtlerin kazanımıyla birlikte, Türkiye’nin daha fazla hak ve özgürlüğe kavuşması; aynı zamanda Türklerin de bu ülkede daha güçlü ve güvenli olmasını sağlayacaktır.
İktidarın soğuk matematiği
AK Parti iktidarı uzun süredir empati yeteneğini kaybetti. Soğuk bir matematiksel iktidar hesabıyla meselelere bakıyor. Bu da attığı adımların toplumda karşılık bulmasını ve bir duygu yaratmasını engelliyor. Çözüm Süreci bunun son örneği oluyor. Zamanında bırakılmayan bir Demirtaş, aylar sonra bırakılacak bir Demirtaş’ın yapabileceklerini de sınırlıyor. Süreçte güvensizlik DEM Parti üzerindeki basıncı da artırıyor. Zamana yayılan her adım kutuplaştırılmış böylesine bir toplumda ve her an bir yerin patladığı bu bölgede değersizleşmeye mahkum.
11 Temmuz’dan sonra sıra neye geldi?
PKK’nın sürecin ciddiyetini vurgulayan silahlara veda gösterisi toplumun büyük çoğunluğunun derin bir nefes alınmasına neden oldu. Ama zaman daralıyor artık. Bunu anlamak için sadece 7 Ekim’deki Hamas saldırısı sonrası bölgenin siyasal haritasının ne hâle geldiğine bakmak yeterlidir. Bu yeni harita kalıcı değildir. Bugünkü durgunluk kimseyi aldatmasın. Bu durgunluk bir şans olabilir. Bu şansı kaçırmak, yalnızca bu ülkeye değil, bütün bölge halklarına yazık etmek olur.
Sıcak bir yaz, serin bir sonbahar ve belirsiz bir kış
Topluma, terörün bittiğine dair somut mesajlar vermek amacıyla hayata geçirilecek silah bırakma görüntüleri, çözüm komisyonlarının oluşması ve ardından getirilecek hukuksal düzenlemelerle birlikte, Temmuz ayından itibaren her ay faizlerin düşmesi gibi adımlar da eklenince, iktidar 2025 Aralık ayı ile 2026 Nisan ayı arasında bir erken seçime hazırlanıyor gibi görünüyor. En önemli rakibi Ekrem İmamoğlu’nun aday olma şansının ortadan kalkması da bu ihtimali daha da güçlendiriyor.
İç cepheyi tahkim slogan olarak kaldı ama acil bir güvenlik ihtiyacına dönüştü
Ateşin tam yanı başındayız ve bu ateşi körükleyen güçler, dünyayı yöneten güçlere ve artık bir zayıf halkaya dönüşmekte olan İran gibi devasa bir devlete yöneliyor.
Böylesine yaralı bir devlet her an her şeyi göze alabilir çünkü yönetme kabiliyetine ağır darbeler vuruldu; yönetim zincirleri arasındaki hiyerarşik bağ koparıldı. Bu durum, öngörülemez gelişmelere gebe olabilir. Siz, fırtınadan kasırgaya dönüşme ihtimali olan bu süreci sadece PKK’ye silah bıraktırmakla göğüsleyebileceğinizi düşünüyorsanız, fena halde yanılıyorsunuz. Halâ içinde ne olduğunu bilmediğimiz “iç cepheyi tahkim” sözünün hızlı bir şekilde eskidiğini bilmek lazım.
PKK neden silahlı mücadeleye son verdi?
1978 yılında Marksist-Leninist formatla silahlı mücadeleye başlayan PKK ile 2025 yılındaki PKK arasında hiçbir benzerlik kalmamıştır. PKK, artık sadece silahlı bir örgüt değil, yerleşik alana geçmiş ve belli bir toprak parçasını yönetmeye çalışan bir aktör haline gelmiştir. PKK, bunun farkında olmakla yetinmiyor; aynı zamanda bu farkındalığın gereklerini de yerine getirmek için kendini feshederek silahlı mücadeleye son verdiğini ilan ediyor.
EN SON HABERLER