PATRONUMUZ OL
Oral Çalışlar
Şahin Alpay, Mehmet Altan ve AİHM kararı
AB, demokrasi standartlarmız açısından, hala bir çıta oluşturuyor. AB, üyelik müzakereleri döneminde Türkiye'ye çok haksızlıklar da yapıldı. Öte yandan, düşünce özgürlüğü meselesinde, Batı'daki hassasiyetin, haklı olduğunu, bu yöndeki eleştirilerin Türkiye'deki demokratikleşmeye olumlu etki yaptığı, bir gerçek.
Beklenen çatışma olmadı, iyi oldu
Şurası bir gerçek ki, Kürtlerle Türklerin kaderleri ortak. Anlaştıkları zaman hayat kolaylaşıyor. Bölgeye huzur ve zenginlik geliyor.Ne yazık ki, Türkiye'ye egemen irade, yıllarca, Kürtlerin hak ve hukukunu dikkate almadı. İtiraz edeni şiddetle susturdu. Çözüm süreci, bu yolun devlet tarafından terk edilmesi için bir adımdı. Kürtler, sürece en büyük desteği verdiler.
Sapıklık diyerek geçebilir miyiz?
Bizim ülkemizdeki erkekler dünyasında cahil, içe kapanmacı, kadını yalnızca hizmetçi ve faydalanılması gereken bir cins olarak gören bir birikim var. Bunlar, din adına konuştukları iddiasıyla daha fazla taratftar toplamayı umuyorlar.
“Ahlak bekçileri”
Bu çağda, ahlak bekçiliğinin, sağcılık, solculuk, dindarlık, laiklikle o kadar doğrudan bir ilgisi yok. İdeolojileri aşan bir meseleyle karşı karşıyayız.
Müslümanlık…
Her çöküş, her yıkım, düşünsel kısırlığı da beraberinde getirdiği gibi, o kültürel zenginlik günleri de geride kaldı. Uzun lafın kısası, sorun, dinde Müslümanlıkta değil, din adına konuşan cahillerde ve yobazlarda.
Karamollaoğlu’nun yükselişi…
16 Nisan referandumu Türkiye'nin yapısal düzenini alt üst etti. Muhafazakar-demokrat kimliğe oy veren seçmen, çaresizlik ve seçeneksizlik nedeniyle itirazlarını alt perdeden ifade etti. Tepkisini sandıklarda küçük uyarılarla gösterdi. Şurası bir gerçek: Saadet Partisi, hoşnutsuz seçmenin derdinden anlıyor. Onların arayışlarına yakın bir yerde duruyor. Genel Başkan Karamollaoğlu, bir anda sahneye çıkmadı. Türkiye'nin daha farklı yönetilebileceği düşüncesi, AK Parti seçmeninde ve değişik kesimlerde yaygınlaştıkça, sakin çıkışlarıyla dikkatleri üzerine çekti.
ABD’yle tehlikeli sularda…
Afrin, yalnızca bir askeri mesele gibi görülebiliyor. Bunun böyle olmadığını, en iyi yönetenler biliyorlar. Operasyon haftalardır sürüyor. Daha da süreceği anlaşılıyor. Uluslararası toplumun bakışıyla bizim bakışımız arasında uçurumlar var. Ancak toplum farklı bir havaya sokuluyor.
Moritanyalı’nın gözleri
Afrika, ayağa kalkmaya, yoksulluğu yenmeye çabalıyor. Yerel zenginliklerine sahip çıkmaya çalışıyor. Bir yandan da demokrasi arayışı içinde. Yoksulluk, terörü besleyen en önemli unsur.
Senegal’de Ticaniler, Moritanya’da Karadenizliler
Cumhurbaşkanı Erdoğan “40’ın üzerinde balıkçı gemimiz Moritanya’da” dediğinde mesele daha iyi anlaşıldı. Moritanya’da nüfusu hızla artan Karadenizlilerden söz ediliyor. Balıkçılık yapıyorlar ve bir ayda Karadeniz'de yakaladıkları balığı bir günde Moritanya’da yakaladıkları söyleniyor.
Cezayir’deki Türkiye
İlişkilerin asıl canlanması ise Erdoğan döneminde oldu. Türkiye şu anda 3.5 milyar dolarlık kapasiteyle Cezayir'e en fazla yatırım yapan yabancı ülke durumunda. Bu gezinin amaçlarından biri de, Türkiye'den yeni yatırımcıların bu sürece katılması.
Kürt kartı
PYD'nin, "süper devletler kartı"nın o kadar da garantili bir kart olmayabileceğini bilmesi gerek. "Çözüm süreci"nde olduğu gibi, "Türkiye kartı"na dönmeleri, en çok Kürt halkının yararına olur.
CHP ile HDP ittifakı
HDP'ye, PKK'ya kızan Kürtler, AK Parti'yi tercih etmişlerdi. Önümüzdeki iki kritik seçimde ne yapacaklar? Kamuoyu yoklamaları ne gösteriyor? Bölgenin havasını az çok takip edebilen bir gazeteci olarak söyleyebilirim ki MHP'yle yapılan ittifak ve sonrası yükselen milliyetçi söylem, Kürt coğrafyasında bir hayal kırıklığı, bir umutsuzluk olarak ortaya çıkıyor.
Esad’la diyalog
Süper devletlerin gölgesinin çöktüğü bir bölgede hareket edebilmek, hele de sınır ötesi operasyona girişmek elbette kolay değildir. Ülke içinde, milliyetçi rüzgarın desteğinde, “Türkiye yapar” havası estirilse de işlerin aslında hiç de kolay olmadığı biliniyor. Rusya’nın önerisi: “Esad’la anlaşın.” Ankara buna nasıl bir cevap verecek? PYD’yi, Afrin ve Membiç’ten çıkarmayı önüne koymuşken, Esad’la hangi temelde anlaşabilecek?
‘Ağırlaştırılmış müebbet’
Ilıcak'ın, Altanların siyasi tercihleri üzerine çok şeyler söylenebilir. Gülencilerle olan ilişkileri nedeniyle yaklaşan tehlikeyi görmediklerine, görmek istemediklerine dikkat çekilebilir. Bunların tamamı, “siyasi tercih hatası” olarak, “aymazlık” olarak değerlendirilebilir, eleştirilebilir ve eleştirilmelidir. Bu gerekçelerle “ağırlaştırılmış müebbet”e hükmetmek ise hukuka aykırı ve düşünce hayatını sınırlıyor. Basın ve ifade özgürlüğünü yok etmeye, bir korku dünyası yaratmaya kimsenin hakkı yok.
Varna buluşması
Nazım, bu şiiri yazdığında, Bulgaristan, Sovyet sisteminin en bağımlı parçalarındandı. Türkiye ise, Batı kampının komünizme karşı ileri karakoluydu.Sovyet bloku dağıldı, Bulgaristan AB üyesi oldu. Türkiye hâlâ üyelik müzakereleri yürütmekle meşgul. Bu görüşmelere de Bulgaristan aracılık ediyor.
Liberaller
Kritik dönüşüm, 17-25 Aralık 2013'te yaşandı. Gülencilerin ilk müdahale girişimi olan bu operasyon, liberalleri böldü. Liberal olarak bilinen birçok isim, Erdoğan'la yolları ayırarak Gülencilerin etki alanı içine girdi. Temmuz'da ise ipler koptu. AK Parti, darbeyi savuşturmanın agresifliğiyle liberallerle de zıtlaştı. 28 Şubat'ta başlamış bir diyaloğun sona ermekte olduğunu görüyoruz.
HDP kongresinde Demirtaş sıkıntısı
Son kongreyle birlikte HDP'nin “batıda ağırlık kazanma” projesinin bir kırılmaya uğradığını görebiliyoruz: HDP'nin melezleşme atılımı, bir ölçüde başka bahara kaldı. 7 Haziran 2015’in kazanımlarını, PKK "özyönetim" ilanı yoluyla tasfiyeye başladı. Aynı anda devlete egemen olan "çatışmacı" zihniyet harekete geçti, Demirtaş ve arkadaşları tutuklandılar.
Görmezden geldiğimiz HDP
HDP Kongresi'nin, "bunun asıl sebebi devlettir" noktasına takılıp kalmak yerine, ciddi bir eleştiri-özeleştiri yapma cesaretini göstermesi, önem taşıyor. Zor ve ciddi günlerden geçiyoruz. Kürt meselesi, bölgenin çözülmeyen derdi olarak, orta yerde duruyor. Yasal zeminde ısrara, şiddeti reddeden siyasete ve hak temelli çözüme sarılmaya ihtiyaç var. HDP'nin ağır bir sorumluluğu bulunuyor.
CHP değişime öncülük edebilmeli…
Bütün bunlara rağmen, CHP'nin temel konularda ciddi değişim geçirdiğini söylemek zor. Kürt meselesinde, Ermeni, Kıbrıs, Suriyeli mülteciler, militarizm vb. bir çok konu başlığında; CHP'nin özgürlükçü, demokrat bir yerden konuştuğunu göremiyoruz...
CHP’nin yumuşak karnı….
Kılıçdaroğlu'nun da, İnce'nin de Afrin operasyonunda, tek eleştirileri ÖSO ile TSK'nın işbirliği. O kadar... Bu noktaya nasıl gelindiğini sorgulamıyorlar. CHP liderliği, Suriye krizinin arkasındaki asıl sorunu, ya bilmiyor, ya da bilmek istemiyor. CHP, demokrasi ve özgürlükler konusundaki istikrarsız tutumunu gözden geçirip, yeni bir kimlikle seçmenin karşısına çıkabilmelidir.
Türkiye’de demokrasi meselesi (2)
Geçmiş statükoyla mücadele içinde değişim isteyen, bir anlamda kurumları, zihniyeti değiştiren AK Parti, tersten bir değişime uğradı: Süreç içinde, değiştirici kimliğini büyük ölçüde yitirdi. Bazı yorumlara göre, devleti fethederken, kendisi de devlet tarafından fethedildi.
Siyaset militarize oluyor…
Siyasetin dilinin militarize olması; sorunların diyalogla, kurumların harekete geçirilmesiyle çözülme olanağını ortadan kaldırıyor. Siyaset alanını savaş alanına çeviren yaklaşımlar, siyaseti yok ediyor.
Demokrasi birikimi, şaka mı?
Yanıbaşımızdaki, çevremizdeki Ortadoğu rejimleriyle karşılaştırıldığında Türkiye çok partili rejimiyle ve serbest seçimleriyle daha ileri bir yerdedir. Zaafların olması, otoriterleşme eğiliminin siyaset sahnesinde sık sık boy göstermesi gibi gerçeklere rağmen; İran, Mısır, Suudi Arabistan, Suriye, Irak vb. ülkelerdeki rejimlerle karşılaştırıldığında, Türkiye, mukayese bile kabul edilemeyecek düzeyde üstünlüğe sahip.
Konuşma zemini yok olmasın
Konumuz, meslektaşlarımızın ve siyasetçilerin tutumu. Son derece zor bir süreçten geçtiğimiz için, dilimizi, üslubumuzu “kışkırtıcı olmayan” bir hale getirmemizde yarar var… “İhanet” suçlamaları ve "vatanseverlik" yarışları da, böyle dönemlerde, yükselişe geçiyor. Öyle konuşmalar dinliyorum, öyle yazılar okuyorum ki, “Bu havada susup oturmak en iyisi” demek geliyor içimden. Yaşadığımız bunca olayı, bunca demokrasi deneyimini düşünüp, hayıflanıyorum.
Tek sebep emperyalizm mi?
Türkiye’nin Kürt meselesini çözmesini Batılı güçler istememiş olabilir mi? PKK’ya “Dayan arkandayız” mesajı verilmiş midir? Bunu ciddi bir ihtimal olarak görebilir miyiz? Öyle bile olsa bölgedeki kargaşanın,vahşetin tüm faturasını batıya/süper devletlere yıkarak işin içinden çıkmaya çalışmak yanlış…
Silahlar konuşunca…
Ortadoğu sahnesinin en etkili iki oyuncusu, hiç şüphesiz, hala iki süper devlet. Tabii, bölge ülkesi olmadıkları için, meseleye bir askeri ve siyasi kazanç hesabı olarak bakıyorlar… Türkiye için durum farklı. Bölgedeki savaş, içeriye şiddet potansiyeli olarak yansıyor. Ayrıca, milyonlarca mültecinin yarattığı ekonomik, siyasi ve sosyal sorunlarla boğuşuyoruz. Gelişmeleri farklı gözlerle değerlendirsek bile, sonuç olarak, Türkiye’nin, bölgedeki sıcak çatışmanın içine aktif olarak girdiğini görüyoruz. Artık silahlar konuşuyor.
Hrant’ın yokluğunda 11 yıl
Sonraki yıllarda Gülencilerin ön ayak olduğu 17-15 Aralık (2013) ve 15 Temmuz (2016), siyasetin kimyasını alt üst etti. Geleneksel otoriter devlet alışkanlığı, yeni iktidar içinde filizlenerek büyüdü ve kazanılmış birçok mevzinin kaybını beraberinde getirdi. Gazetecilere yeniden hapishane yolu göründü. “Fetih ruhu” ayaklandı. Batı düşmanlığı yeniden devlet diline egemen oldu. Çözüm çöpe atıldı. Özgürlüklerin tehlikeli görüldüğü, “devlet her şeydir” diyen kültür yeniden üstünlük kurdu.
Bahçeli’nin uyarısı: Yargıyı çatıştırmayın
Yargı kurumlarını birbiriyle çatıştırıcı bir yola girildiğini ve bunun yargıyı itibarsızlaştırıcı etkisini dile getiriyorlar. Hukukun olmadığı yerde, siyasete de, demokrasiye de yer kalmayacağı açıktır.
Sinemanın kadınları isyanda
Hollywood’lu kadınların başını çektiği “tecavüze karşı” kampanya, büyük bir birikimin patlaması. Binlerce yıldır erkek egemen bir dünyada yaşıyoruz. Bu baskıcı mantık, cinselliği öldürüyor, erkekliği de tacizci hale getiriyor. Eşit imkanlar dünyasında seksin de, cinselliğin de daha değerli olacağına şüphem yok._x000D_
_x000D_
Hadise’ye kesilen ceza…
RTÜK'e ve de memleketimiz bürokrasisine egemen olan erkek mantığının bu tabloyu içine sindirmesi ve kabullenmesi kolay değil. Hadise de çok yerinde bir saptamayla yasağın arkasındaki erkek egemenliğini görüyor ve dikkat çekiyor: "Erkektir yapar, kadındır susar" zihniyetine sonuna kadar karşı çıkıyorum!"_x000D_
_x000D_
EN SON HABERLER