Sonu bilinmez bir yolculukta mıyız?

 

Başkanlık sistemini getiren 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği referandumunun, ciddi sorunlar yaratabileceğini düşünenlerdeniz. Özellikle bu Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu ve Yerel Yönetimler Kanunuyla, sistemin “tek adam yönetimi” oluştma riskine, hep dikkat çektik ve çekiyoruz.

Anayasa değişikliklerine uyum için, yasalar hazırlanması gerekiyor. Bu çalışmaların sürdüğüne ilişkin, bazı haberler çıkıyor. Özellikle 25 Temmuz darbe girişimin ardından ilan edilen OHAL uygulamaları bir olumsuzluk olarak önümüzde duruyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da dikkat çektiği gibi, yeni iktidar biçimini başkanlık seçimi belirleyecek. Başkan, yeni değişikliğe göre bütün yetkileri ve iktidar gücünü elinde toplayacak. Meclisin yasama yetkisi ve denetleme gücü sınırlanacak.

Yeni yapı 

Geçmişte, yüzde 35'le, 40'la Mecliste çoğunluğu elde etmek ve ülkeyi yönetme gücünü kullanmak mümkündü. Şimdi “ya hep ya hiç” durumu var: Ya yüzde 50'nin üzerine çıkıp seçilir, gücünüze güç katarsınız, ya da siyaset sahnesinin merkezinden uzaklaşırsınız.

Bu “ya hep ya hiç”çi sistemde, siyasetin gerginleşmesi, normal. Gücü bu kadar merkezileştirirseniz, zaafiyeti de bir o kadar muhtemel hale getirirsiniz.

2019’da yapılacak seçimler, özellikle iktidar partisi için, bir varlık yokluk meselesine dönüşüyor. Her türlü ilişkiyi, her gelişmeyi, 2019'a göre hesaplayıp değerlendiriyorlar.

Normalin dışına çıkmak 

Anayasa değişikliğiyle Türkiye başka bir sistemin içine girdi. Alışık olmadığı, denemediği bir sistem. Başka ülkelerdeki Başkanlık sistemlerine benzemeyen bir durum var. Yetki gerçekten aşırı merkezileşmiş durumda.

Bazı muhalefet çevrelerine, "seçim hilesi" yapılacağı kanaati neredeyse egemen. "Kazansak da kaybedeceğiz" ruh hali… İktidarda ise, "Kaybedersek felaket olur" endişesi, aynı ruh halinin ters versiyonu olarak yoğunlaşıyor.

İyimser taraftan bakmayı seçen biriyim ve hala ülkemin sağduyusuna güveniyorum. Türkiye'de otoriter bir yönetimin kalıcı olarak kurulmasını pek mümkün görmüyorum. Gücün merkezileşmesinin bir sınırı var.

Bu toplum, dinamik ve değişken bir toplum. “Otoriter psikoloji”, ve “gelenek vurgusu”; bu çağda, böyle bir topluma, uzun vadeli olarak egemen olamaz. Eğer, toplum, varolan iktidarı ve yaşadığı hayatı değiştirmeye karar verirse, bunu engellemek mümkün olmaz.

Siyasette suları tersine akıtamazsınız…

 

Önceki İçerikDevletin cemaati, cemaatin devleti
Sonraki İçerikKandil ve Hakurk’taki PKK hedefleri vuruldu