Vahap Coşkun
Seçici bir hukuktan adalet çıkmaz
Parti kimliğine bağlı olarak harekete geçen ya da geçmeyen bir hukuktan bahsediyoruz. Soruşturmalar keyfi ve seçilerek yapılıyor, muhalifler cezalandırılırken iktidar mensuplarına dokunulmuyor. Tablo böyle çarpık olunca ironik halle de karşı karşıya kalıyoruz; yolsuzluklarıyla maruf kişilerin –utanmak ve kendini unutturmak bir yana- bir de çıkıp millete ahlak dersi vermeye kalkmalarına şahitlik ediyoruz.
İmamoğlu ve geleceği
Bugün bir yanda iktidar için altından kalkması güç bir fatura, diğer yanda da CHP’nin kazandığı bir ivme var. Ancak bu müspet görünen tablo, tek başına CHP’ye bir iktidar garantisi vermez. CHP’nin ve İmamoğlu’nun geleceği, hem bu temponun korunmasına hem de Yavaş’ın sözlerinde ifadesini bulan ve CHP tabanında alıcısı bulunan zehirli dilden kurtulup birleştirici bir dil kurulmasına bağlı.
Sürece destek veren Newroz
Ezcümle, güzel bir Newroz oldu. Siyasi aktörlerin mesajları ve halkın verdiği destek bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 2025 Newroz’unun silahların tamamen devreden çıkmasını ve siyasetin belirleyici olmasını içeren sürece ivme kazandıran bir işlev gördüğü söylenebilir.
Siyaset, hukuki ayak oyunlarıyla tanzim edilmez
Türkiye’de muktedirlerin kendisi için tehlikeli gördüğü siyasi rakiplerini yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışan bir gelenek var. Meşum bir gelenek bu ve maalesef her dönem hükmünü icra ediyor. Lakin Türkiye’de siyaset, bu tür oyunları, bu tür tasarımları boşa çıkartmakla ve arzulananların tam tersi neticeler doğurmakla maruftur. Sokakta karşılık üreten ve halkta destek bulan bir siyasi aktörü, hukuki ayak oyunlarıyla durduramazsınız.
Şam-SDG Anlaşması: Uzun, ince bir yol
Suriye’nin istikrarlı ve yönetilebilir bir ülke olabilmesi, merkezin çevreye olabildiğince güven telkin etmesine, çevrenin kendini mümkün olduğunca güvende hissetmesine bağlıdır. Bu da Şam’ın gücünü çevreyle paylaşmaya hazır olmasını gerektirir. Kürtlerin bu çerçevede merkezi bir öneme sahip olduğu izahtan varestedir. Şam, Kürtlerle uzlaşmadan Suriye’de bir düzen tesis edemez. Kürtler de Şam ile anlaşmadan huzur bulamaz. Şam-SDG anlaşmasını mümkün kılan da budur.
SDG/YPG’nin silahı
Örgütlenme yapısı ve ideolojik bağlılığı göz önünde tutulduğunda, Öcalan’ın çağrısının SDG/YPG’yi de kapsadığı aşikârdır. Lakin sahadaki mevcut şartlar SDG’nin de PKK ile aynı anda silah bırakmasını mümkün kılmıyor. O nedenle bu iki meseleyi birbirine bağlı ama ayrı takvimlerde ele almak gerekir.
Tüpten çıkan macun
Öcalan, dayandığı ve üzerinde yükseldiği düşünsel ve toplumsal zeminin yok olduğundan hareketle PKK’nin defterini kapattı. PKK belli bir çağın şartlarının bir sonucu olarak hayat bulmuştu ve yine bir başka çağın değişen şartlarının bir sonucu olarak da nihayete ermesi lazımdı. Gerçekte bu, geç kalmış bir sondu. Nitekim PKK de çok geçmeden Öcalan’ın çağrısına uyacağını duyurdu ve ateşkes ilan etti.
Yeni sayfa
Öcalan’ın çağrısı son derece mühim; çünkü Türkiye’de son 40 yıldır toplumsal ve siyasal hayat silahlar üzerinden şekillendi. Politik taahhütlere, ittifaklara ve karşıtlıklara silahlar yön verdi. Hülasa silahların gölgesi her yere sindi. Öcalan’ın çağrısı bu gölgenin kalkması için önemli bir fırsat yaratıyor.
Hukukta nal toplarsan ekmek de dara düşer
Memleketin en üst mahkemesinin kararlarının dahi tanınmadığı ve yargının yürütmeyle fiilen bütünleştiği bir düzende, vatandaşların hak ve hürriyetleri korunamaz. Lakin mesele sadece hak da değil, ekmek de var işin içinde. Hukukun üstün olmadığı bir yerde, ekonomi de ne istikrar kazanır ne de büyür, ekmek de dara düşer.
Tehlike çanı
Bugün gençlerde ağır bir umutsuzluk var. Merkezi ve yerel iktidarların bunu bir tehlike çanı olarak görmeleri ve evvela bu umutsuzluğu kırmak için yoğun bir çaba içine girmeleri gerekiyor. Gençlere bir gelecek tasavvuru sunmaları ise, gerek eğitimde gerekse ekonomide radikal bir değişimi ve yenilikçi modellerin gelişimini zorunlu kılıyor.
Yeni süreçte Demirtaş
Demirtaş, “Çağrıyı yapacak olan da olası çağrının muhatabı da biz değiliz” derken Öcalan’dan rol çalan ya da öyle algılanacak bir duruma girmek istemiyor. O nedenle PKK’nin silah bırakması noktasında bütün yetki ve sözün Öcalan’da olduğunu vurguluyor. Ve eğer Öcalan böyle bir çağrıda bulunursa, onun yanında duracağını net bir dille ifade ediyor. Bu, Öcalan silahları bırakma kararı aldığında, Öcalan’ın bu kararına uyması yönünde Kandil’e verilmiş bir mesaj olarak okunabilir.
İktidar, hukuk ve sopa
“Terör propagandası yapmak” ve “halkı yanıltıcı bilgi yaymak”, devlete muazzam bir hareket alanı açan, son derece esnek ve kullanışlı kavramlar. Burada bilginin doğruluğu ya da yanlışlığı önem arz etmiyor, devlete yarayıp yaramadığına bakılıyor. Eğer devletin, iktidarın canını sıkan bir haber ya da bilgiyse hemen üzerine “yanıltıcı bilgi” etiketi yapıştırılıyor ve sahibine adliyenin yolları gözüküyor.
CHP neden frene bastı?
CHP o ilk günlerdeki gibi “heveskâr” görüntü vermiyor. Sürece karşı seküler bir muhalefet var; dolayısıyla CHP içinde bazıların aklı bu muhalif damara yatıyor olabilir. Açık olan şu ki, sürece karşı durmak ya da karşı durulmasa da sadra şifa olabilecek bir söz üretmemek CHP’yi zayıflatır.
Dengeli ve olumlu
Öcalan’ın “Sayın Bahçeli’nin ve Sayın Erdoğan’ın güç verdiği yeni paradigmaya, ben de pozitif anlamda gerekli katkıyı sunacak ehil ve kararlılığa sahibim” ifadesi, sürece güçlü bir biçimde müdahil olma iradesini yansıtıyor. Yeni paradigmanın ne olduğu açık değil; ancak son üç aydaki gelişmeler ve beyanlar ekseninde bir değerlendirme yapıldığında bu paradigmanın üç hata dayandığı düşünülebilir:
Müzakere başlangıcı
Bugün Erbil ile kurulan ilişkiden büyük bir memnuniyetle bahsediliyor. Eğer yarın bunun bir benzeri Qamışlo ile kurulmak isteniyorsa, şimdiden adım atmak lazım. Bir müzakere başlangıcı için şartlar uygun.
Işık hızında 12 gün
Derin bir yarılmadan geçti Suriye. Ülkenin yaralarını sarmak ve insanlarının nefes almasını sağlamak için muhalif güçlerin çatışmak yerini konuşmayı tercih etmesi ve birlikte bir geçiş dönemi planlaması yapmasına ihtiyaç var.
Marx’ı bırak, siyasete bak!
Yeğeni Ömer Öcalan ile yaptığı son görüşmede Öcalan, “Marx yazmak istedi ama yazamadı, bu konuda ciddi bir yoğunlaşmam var. Sanırım Marx’ın yazmak istediği son kitabı ben yazacağım” demiş. Oysa birileri ona, onun bir filozof ya da siyaset felsefecisi olmadığı söylemeli. Gerçek hayatta siyasetin kitaplarda yazılanlardan çok daha başka aktığını, 150 yıl önce bir başkasının yarım bıraktığını tamamlamanın bugün kanayan herhangi bir yaraya merhem olmayacağını hatırlatmalı.
Geri dönen kâbus
Milli irade türküsünü ağzından düşürmeyen AK Parti, artık kayyımlarla milli iradeyi gasp ediyor. Geçmişin müesses nizamıyla tutuştuğu kavgadan sağ çıkmasını halka borçlu olan bu parti, artık kayyımlarla halkın iradesini yok sayıyor. Dün bütün vatandaşların eşitliğini müdafaa ederek yol alan bu parti, artık kayyımlarla vatandaşların bir kısmını seçme-seçilme hakkından mahrum ediyor.
Vakit tamamdır
AK Parti’ye ve MHP’ye yakın bazı kalemler, 1 Ekim’den itibaren Erdoğan ve Bahçeli arasında bir uyum ya da uzlaşmanın bulunmadığını, tarafların birbirinden haberinin olmadığını öne sürüyorlardı. Lakin geçen hafta içinde Erdoğan ve Bahçeli ile onların kurmaylarından gelen açıklamalar, bu tezi boşa çıkardı.
CHP ve süreç
2013-2015 yılları arasındaki çözüm sürecinde CHP’nin mütereddit bir hali vardı. Toplumun sürece kredi vermesi karşısında, süreci engelleyen olmak istemedi, ancak süreci ilerletecek ya da hızlandıracak bir faaliyetin içine de girmedi. Fakat yeni süreçte çok daha aktif ve müspet bir role soyundu.
Elindeki kartı doğru zamanda açmak
Siyasette en önemli maharetlerden biri, elindeki kartı doğru zamanda açmayı bilmektir. Zira ne kadar değerli olursa olsun, elinizdeki kartı doğru zamanda masaya sürmezseniz, oyunu kaybetmeye mahkûm olursunuz.
Kayyım pilavı çok su kaldırır
İktidarın DEM Partili belediyelere el atmasını kimileri, zaten bir çözüm sürecinin olmadığının ve 1 Ekim’den beri olan bitenin bir tiyatro olduğunun açığa çıkması olarak yorumladılar. Aksi kanıdayım. Kayyımlar, bir sürecin olmadığından ziyade, süreçte işlerin iktidarın istediği gibi gitmediğinin bir göstergesi. Devlet, muhtemelen muhatapları ile bir mutabakata varamadı, onun için de dişini gösterdi. Çözüm süreçlerinin değişmez yazgısıdır; eğer süreçlerde başarı elde edilmez ve görüşmeler kesilirse, yumuşuma dönemlerininardından yoğun sertlik dönemleri gelir.
Sinekten yağ çıkarmak
Kürt meselesinin demokratik yollarla bir sulha kavuşturulmasını samimi olarak dileyenlerden beklenen, ne olmayacağını söylemek yerine ne olması gerektiğini göstermeleridir. Çünkü demokratik sorumluluk, bir umut varsa bunu büyütmeyi ve öyle ya da böyle bir kapı aralanmışsa bu kapının sonuna kadar açılması için uğraşmayı gerektirir.
Zaman ve zemin
Söylem düzeyindeki keskin yumuşamanın ve el uzatmaların, belli bir amaca odaklanan ve başı-sonu tutarlı biçimde tasarlanan bir yapıya evirilip evirilmeyeceğini ileriki günler bize gösterecek. Mamafih iktidarın, Kürt meselesinde yeni bir sayfa açma noktasında niyet beyanında bulunduğu da bir vakıa.
“Devlet”in barışı
Bugün iktidarın içeride ve dışarıda altından kalması gereken yükleri, varmak istediği hedefleri ve yararlanabileceği fırsatları var. Kürt meselesinin çözümü; Türkiye’nin bu yüklerden kurtulmasına, hedeflere ulaşmasına ve fırsatları kullanmasına azami derecede olumlu etkide bulunur. Eğer “devlet”in eli, böyle bir düşünsel arka plana yaslanarak uzatılmışsa, yapılması gereken en kısa zamanda bu rasyonel tercihin siyasetini ortaya koymak, plan ve programını yapmaktır.
Bir üst aklımız vardı, bir de faiz lobimiz!
Vakti zamanında bir “üst akıl” vardı. Bir maymuncuk gibiydi mübarek, her kapıyı açıyor, her sorunun altında o yatıyordu. Sonra, hareket kabiliyetini mi yitirdi bilinmez, üst akıl usulca meydandan çekiliverdi. Zira yeni bir gözdemiz vardı: “Faiz lobisi”. Artık ne üst akla dikkatimizi çeken var ne de faiz lobisine lanet okuyan. Vazifelerini yaptılar, sıralarını savdılar ve ömürlerini tamamladılar.
Devletin temelini çökertmek
Devlet, işkenceyi meşrulaştıramaz. Kişiye isnat edilen suçun ağırlığı, devletin intikamcı bir ruh haline girmesine, hukuku paranteze almasına ve hukuku çiğneyenlere göz yummasına gerekçe oluşturamaz. Çünkü hukuksuzluğa sapmanın kaçınılmaz sonucu, adaletsizliktir; yani devletin temelinin çökmesidir.
CHP’nin iki marazı
Sert taban ve aktivizme meyyal olma, CHP’nin iki büyük marazı olarak öne çıkıyor. İktidara giden yolu kısaltması, CHP’nin bunların üstesinden gelmesine, yani tabanını dönüştürmeye ve siyasete odaklanmasına bağlı.
Bir Efsane, Bir Kahraman, Bir Aziz: Dostoyevski
Dostoyevski’nin hem ketum tavrı hem de önümüze koyduğu eşsizi dünyanın derinliği onu anlamamızı zorlaştırır. Onun dünyasının içine girmek kolay değildir; aklın cesaretini kırar ve insanı korkutur. Dostoyevski’yle aramızda sağlıklı bir bağ kurmanın yolu, kendi kökümüzü kazımayı ve kendimizle yüzleşmeyi gerektirir. Bize biraz daha Dostoyevski lazım…
Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın konuşması: Anladığı dilden
Özkaya’nın Kuran-ı Kerim’den alıntılar yapması laikliğe halel getirmez. Bir mahkeme başkanı fikrini daha iyi ifade etmek için filozoflara da, din adamlarına da, kutsal kitaplara da, din dışı metinlere de başvurabilir. Bunda bir beis yok. Mühim olan, konuşmanın içeriği ve somut koşullarda nereye oturduğudur. Özkaya üç şarttan bahsetti: Yargı bağımsız ve tarafsız olmalı, bireysel başvuruların etkinliği korunmalı ve yargı makamları hukuk dairesinin içinde kalmalı. Kim bilir, Kuran-ı Kerim’den getirilen referanslar, belki de, muhataplarıyla “anladıkları dilden” konuşmak gerektiği düşüncesinin bir neticesidir.