Yunus Emre Erdölen
İznik Gölü’nün kıyısında Amerikalı bir Papa: Arius’un ahı, Francis’in hayali
İlk Amerikalı Papa olarak tarihe geçen XIV. Leo, ilk yurtdışı ziyaretini Türkiye’ye yaptı. Ankara’da Anıtkabir’i, İstanbul’da butik Katolik cemaatini ziyaret etti; Ortodoks Patrik Bartholomeos ve dünyanın dört bir yanından gelen kilise liderleriyle İznik’te birlik ve beraberlik ayini düzenledi. İznik ayininden önce ezanının bitmesini bekleyen, Türkiye’ye gelirken kendisine Chicago White Hox beyzbol sopası ve Şükran Günü turtası hediye edilen Papa XIV. Leo, bu ziyaret ile Türkiye’ye değil; Trump ve İsrail’in darmaduman ettiği Hıristiyan dünyasına göz kırpttı. Leo’nun gizli planı ülkemizi bölmek değil, selefi Francis’in açtığı içtihat kapısını biraz daha aralamak, kilisenin ayaklarını dünyaya sabitlemek, giderek sekülerleşen cemaatini gençleştirmek, çeşitlendirmek, toparlamak.
Ya aşkımız kavgamız; kavgamız da aşkımızsa
Zohran Mamdani, sadece New York’un ilk Müslüman sosyalist göçmen Filistin akvitisti belediye başkanı değil; aynı zamanda online bir date uygulamasında eşiyle tanışan ilk popüler Amerikalı siyasetçi. Zohran Mamdani ve Suriyeli sanatçı eşi Rama Dujawi, sadece İsrail lobisi ve nobran kapitalizmi değil; tanışma hikayeleriyle tekdüzeleşmiş modern ilişki kültürünü de sarstı. Sağcılardan Hollanda liberallerine, Zohran’dan Dua Lipa’ya birçok ünlü isim ve siyasetçi; ahir zamana inat birbirinin uğraşına, kavgasına, derdine, üretimine saygılı ve meraklı, klişelerden, basmakalıp iletişimden azade özgün ilişkileriyle yeni bir hikaye yazıyor.
Amerikan halkının haysiyet kavgası: Trump, Epstein lağımında boğulur mu?
Epstein belgeleri, ABD’nin bitmeyen gündem. Fakat bu sefer suçlanan Demokratlar değil, Trump. Demokratların kamuoyuna açıkladığı e-postalara göre, 2019’da intihar eden ünlü pedofil iş insanı Epstein, Trump’ın mağdurlarla zaman geçirdiğini ve yaşananlardan haberdar olduğunu söylüyor. Noam Chomsky’den Obama dönemi bürokratlarına birçok elit çocuk istirmacılığından hüküm giymiş Epstein ile görüşmüş, Epstein Trump’ın ilk başkanlığı döneminde Yemen’deki ateşkes görüşmelerine Rus diplomatlarla müzakerelere her yerde etkin olmuş. Epstein skandalı sadece Trump’ın azline sebep olabilecek bir skandal değil, aynı zamanda sıradan Amerikalıların yozlaşmış elit karşısında verdiği bir haysiyet kavgası. Lağım patladı, şimdi arınma zamanı.
Zohran’ı anlamak neden zor?
Zohran kimilerine göre Müslümanlığını kampanya boyunca yedek kulübüsüne alan bir “sosyalist”, kimilerine göre ise siyasal İslamcı ve “bir İslamcıya asla güven olmaz”. Kimilerine göre ise Derin Amerika’yı yöneten 4-5 ailenin ABD’ye sempati uyanması için kurguladığı bir proje. Kimilerine göreyse Zohran 2010 referandumu, 28 Şubat ve 27 Mayıs hakkında özeleştiri vermedikçe takdir edilmemesi gereken bir tehlike. 120 milyar dolarlık bir belediyeyi sosyalist olarak yönetmeyi rüyasında bile görme şansı olmayan bazı solculara göre ise Zohran “işbirlikçi bir kapitalist”. Elbette bunların hiçbiri doğru değil. Zira Zohran hem Müslüman hem sosyalist hem de yetenekli bir genç. Bunu anlamak içinse önce Zohran’ı, sonra da New York’u anlamak gerek.
“Sosyalistiz, Elhamdülillah”: Zohran Mamdani, New York seçimlerini nasıl kazandı?
34 yaşında. Uganda doğumlu. Hint asıllı Şii bir Müslüman. Ücretsiz kreş ve ulaşımı, kadın ve eşcinsel haklarını destekleyen örgütlü bir sosyalist. Cesur bir Filistin aktivisti. Suriye asıllı karikatürist eşiyle dating uygulamasında tanışan cool bir rapçi. Annesi solcu bir yönetmen, babası Marksist bir akademisyen. Hayır, bu Serbestiyet’teki yazılarıma konu bulmak için uydurduğum biri veya Netflix karakteri değil. %50 oyla New York’un ilk Müslüman belediye başkanı seçilen sosyalist Zohran Mamdani. Zohran Mamdani, sadece Trump’ı, Elon Musk’ı, elitleri, iş insanlarını, aleyhine harcanan milyonlarca doları, İslamofobi’yi, İsrail lobisini alt etmedi, aynı zamanda dünyaya yeni bir siyasetin mümkün olduğunu da gösterdi.
Herkesi özgür bırak, ama kimsenin de düşmesine izin verme
Bu hafta Hollanda sandık başına gitti ve tüm ezberleri bozdu. Seçimleri Filistin’i destekleyen sosyal liberal parti D66 kazandı. %17 oyla birinci olan D66’nin 38 yaşındaki lideri Rob Jetten, hem ülkenin en genç hem de ilk eşcinsel başbakanı olabilir. İsrail’e karşı en sert yaptırımları savunan Rob Jetten’in sırrı ise Trumpların dünyasında duruşundan taviz vermemek ve somut vaatlerini eğlenceli, net ve sahici bir şekilde anlatmak. Ve tabii ki çok iyi bir TikTok kullanıcısı olması.
Sanae Takaichi: Trump’ın metalci kankası, Japonya’nın topuklu samurayı
Sanae Takaichi, bu hafta Japonya’nın ilk kadın başbakanı seçildi. Takaichi çok ilginç biri. Sıkı bir heavy metal hayranı, yetenekli bir baterist, motorsiklet tutkunu bir koleksiyoncu. Turist ve göçmen karşıtı. Çin düşmanı. Trump’ın en cool kankası. Sıkı bir Japon milliyetçisi. Kadınların bekarlık soyadlarını taşımalarına, kadın Japon hanedan üyelerinin tahta geçmesine, eşcinsel evliliğe karşı bir muhafazakar. İki lakabı var: Margaret Thatcher hayranı olduğu için Demir Leydi, muhafazakar olduğu için Taliban Takaichi.
Yankee, come home: Nobel Barış Ödülü, Venezuela’ya değil savaşa mı verildi?
Trump’ın hayalleri suya düştü, Nobel Barış Ödülü’nü kazanamadı. Fakat ödülü kazanan Venezuelalı muhalif lider María Corina Machado ilk iş olarak Trump’ı aradı, ödülü Trump’a atfetti. Aslında Nobel’i Trumpizm kazandı. Zira Machado’nun amacı ülkesine demokrasiyi Amerikan postalıyla getirmek ve petrol kaynaklarını Amerikan şirketlerine vererek Trump’ın kalbini kazanmak. Machado’ya “cadı” diyen otokrat sosyalist Maduro’nun ise pek bir farkı yok. O da koltuk için ülkesini yabancılara, hatta Trump’a peşkeş çekmenin derdinde. Nobel’in gerçek sahibi Venezeula halkının cesur demokrasi mücadelesi olmalıydı. Ne Machado vatansever, ne de Maduro solcu, olan Venezuela’ya olacak gibi duruyor.
Greta’yı sevdik de neden anlayamadık?
Çok değil birkaç sene öncesine kadar Obama ile poz veren, manşetlerden düşmeyen, Davos Zirvesi’ne onur konuğu olan Greta Thunberg, Gazze için ses çıkardığından beri küresel elitlerin gözünden düştü. Greta sadece hiç görmediği Gazze için ayrıcalıklı konumundan vazgeçmesiyle değil, katıldığı Sumud filosu sonrası ilk konuşmasıyla da kendi kişisel deneyimini, İsrail’de gördüğü işkenceleri, savunduğu meselenin önüne koymayarak tüm dünyaya “İnsanlık ve Aktivizm 101” dersi verdi. Greta’yı dün “küreselcilerin piyonu” ilan edenler, bugün en büyük hayranı. Greta’yı bugün sevmek kolay, ama anlamak zor. Zira Greta hiç değişmedi, hep muktedirin tam karşısında durdu, ama dünya artık bambaşka bir yer.
Trump’ın planı, Gazze’ye barış getirir mi?
Dün ilginç bir olay yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump Hamas’ın resmî açıklamasının tek bir kelimesine dokunmadan kendi hesabından paylaştı. Gazze barış planını hem Netanyahu’ya hem Hamas’a kabul ettiren Trump, kurnaz bir tüccar edasıyla önce Hamas’ın kısmı kabulünü “evet” kabul ederek bir nevi Netanyahu’yu tufaya getirdi, kimsenin kolay kolay masadan kalkamayacağı yeni bir müzakere başlattı. Barış planı her ne kadar ilk bakışta İsrail lehine gözükse de bölge ülkelerinin Katar saldırısı sonrası birlikteliğini sürdürmesi halinde tersine dönebilir. Uluslararası askeri bir gücün Gazze’ye girmesi gibi birçok başlık kritik bir bilek güreşi başlatacak. Bugüne kadar alternatif bir plan oluşturmayı, Katar saldırısına kadar birleşmeyi bile başaramayan Filistin destekçisi ülkelerin en büyük şansı ise Trumpçılar dahil olmak üzere Amerikan kamuoyunun İsrail aleyhine dönmesi. İsrail belki bugünü kazanıyor, ama geleceği kaybetti bile.
Penne all’arrabbiata tarifine Gazze arası
İsrail bu hafta en zor zamanlarından birini yaşadı. İngiltere’den Fransa’ya birçok Batı ülkesi Filistin’i tanıdı, BM Genel Kurulu’nda Netanyahu boş salona konuştu, Trump Batı Şeria’yı ilhak planlarını reddetti, Almanya’nın uzun zamandır İsrail’e yeni silah satışı için onay vermediği ortaya çıktı, Microsoft İsrail ile anlaşmalarını askıya aldı. Fakat en önemlisi, İtalya’da 500 bin kişi Gazze’ye destek için grev yaptı, hayatı durdurdu. Bu grevin sonucunda İsrail destekçisi İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Gazze’ye giden Sumud filosunu korumak için iki askeri gemiyi görevlendirmek zorunda kaldı. Batı cephesinde bir şeyler değişiyor ve İsrail bugüne kadar Gazze soykırımına ortak ettiği Batı’yı adım adım kaybediyor.
Nepal’de Z kuşağı devrimi: Hatay deprem enkazından, Katmandu devlet enkazına
Nepal’de yolsuzluklara, siyasetçilerin torpilli ve imtiyazlı çocuklarının lüks yaşamlarına, istikrarsız koalisyon hükümetlerine ve sosyal medya yasaklarına tepki gösteren Z kuşağı sadece iki günde hükümeti devirdi, internet üzerinden oylama yaparak ülkenin ilk kadın başbakanını seçti. Nepal’deki devrimin öncülerinden biri de iki sene önce Türkiye’ye gelip Hatay’da depremzedelere çorba dağıtan, arama kurtarma çalışmalarına katılan, Türkiye için para toplayan Hami Nepal adlı bir gençlik örgütü. Nepalli gençlerin işi zor. Şimdi deprem enkazı yerine Katmandu’daki devlet enkazını kaldırmak zorundalar.
Charlie Kirk’i kim vurdu?
Amerika’nın en etkili muhafazakar sağcı aktivistlerinden Charlie Kirk bir suikast sonucu öldürüldü. Cumhuriyetçilerin beklentisinin aksine katil, solcu, Müslüman, trans veya Demokrat Partili çıkmadı. Charlie Kirk’i dededen beri Cumhuriyetçi olan Mormon bir ailenin 22 yaşındaki oğlu katletti. 22 yaşındaki suikastçı Tyler Robinson’un motivasyonu henüz net değil. Fakat Charlie Kirk’i yeterince sağcı bulmayan bir radikal sağcı olması mümkün. Siyahlardan Müslümanlara, kadınlardan solculara korkunç nefret söylemleri yayan Charlie Kirk, maalesef kendi harladığı ateşin kurbanı oldu. Zira, siyasi şiddet Amerika’nın ayrılmaz bir parçası. Ve bu sefer geçmişin aksine bundan şikayetçi olan sayısı az.
Raşid Gannuşi, Sumud filosunu neden uğurlayamadı?
44 ülkeden yüzlerce aktivisti taşıyan 50 gemilik Sumud filosu Tunus’tan Gazze’ye yelken açıyor. İsrail’in yasadışı ablukasını kırmak için demir alan bu filo, büyük insanlık ailesinin cesur bir ittifakı. Birbirine benzemeyen onlarca insan omuz omuza: İslamcı yazarlar, muhafazakar aktivistler, eşcinsel oyuncular, sosyalist vekiller, feminist çevreciler, ünlü sanatçılar, Katalanlar ve tabii ki İrlandalılar. Bu filoya katılanlar kadar isteyip de katılamayanlar da önemli. Tunus’tan yarın kalkacak olan filoyu hukuksuz bir şekilde kapatıldığı hapishane hücresinden içi giderek izleyen 84 yaşındaki Raşid Gannuşi de bunlardan biri.
Dilan Yeşilgöz, gerçekten Türkiye’den kaçabildi mi?
Hollanda’da ülkeyi seçime götüren geçici hükümet, geçmişte kamuda başörtü yasağını da savunan Dilan Yeşilgöz’ün İsrail’e karşı yaptırımlara karşı çıkması üzerine dağıldı. Geçmişte Hollanda’nın İsrail büyükelçiliğini üstlenmiş Dışişleri Bakanı Casper Veldkamp, Yeşilgöz’ün İsrail’e yaptırımları kabul etmemesi üzerine diğer bakanlarla birlikte istifa etti. Hollandalıların %78’i İsrail’e tepkili, fakat koalisyon ortağı merkez sağ VVD partisinin lideri Dilan Yeşilgöz İsrail’i eleştiren tüm sanatçıları, siyasetçileri “antisemit” ilan etmenin peşinde. 12 Eylül döneminde Türkiye’den kaçan bir ailenin kızı olan Dilan Yeşilgöz, 12 Eylül işkencecilerinin bile hayal edemeyeceği bir kötülüğün bayraktarlığını üstlenmiş durumda. Ve ne trajik ki İsrail’i eleştiren ne kadar Hollandalı varsa hepsi karşısında ilk Dilan Yeşilgöz’ü buluyor.
Amerika, İsrail tanrısına daha ne kadar kurban verecek?
Türkiye’de pek konuşulmadı ama Trump yönetimi geçen hafta çocukları ilgilendiren iki önemli karara imza attı. Önce İsrail destekçilerinden gelen tepkiler üzerine tedavi için ABD’ye gelen Gazzeli çocuk ve ailelerine vize verilmesine son verdi. Bu olaydan sonra ise 15 yaşındaki bir çocuğu istismar etmeye teşebbüs eden İsrailli üst düzey istihbarat görevlisi bir sapığın kefaret karşılığında serbest bırakılıp yargılanmadan İsrail’e kaçtığı ortaya çıktı. Trump Amerikası, İsrail tanrısı uğruna sadece ifade özgürlüğünü, anayasayı ve bizzat kendi kurduğu kurallara dayalı liberal küresel düzeni değil, çocukları da kurban vermeye başladı. Trump geçen hafta dediği gibi gerçekten cennete girmek istiyorsa bu sadist ve doyumsuz tanrıya biat etmeyi bırakmak zorunda.
Sydney Sweeney’in kotu, Amerika’yı neden gerdi?
Amerika uzun bir süredir 27 yaşındaki Sydney Sweeney’in American Eagle için çektiği kot pantolon reklamını konuşuyor. Sarı saçlı, mavi gözlü ve fit vücutlu Sweeney’in “genlerini” övdüğü reklam liberaller ve solculara göre sinsi bir Nazi propagandası. Cumhuriyetçiler ise liberalleri “Sweeney’in güzelliğinden rahatsız oldular, beyaz kadınlara düşmanlar” diyerek suçluyor, genç sarışın Trumpçı kadınlar Sweeney’i desteklemek için kot giyip topluca dans ediyor. Tartışmaya Trump ve Beyaz Saray da dahil oldu, Sweeney’e destek açıkladı. Bir kot pantolon reklamı üzerine yaşanan bu kültür savaşı, Trump Amerikası’nın trajikomik bir özeti.
Müslümanlar ve solcular el ele verince: İsrail’in Demir Kubbesi nasıl parçalanıyor?
İsrail, soykırımın son aşamasına geçti; Gazze’yi işgal ve tehcir kararı aldı. İsrail, Trump’ın verdiği açık çekle her ne kadar kısa vadede amacına ulaşacak gibi dursa da uzun vadede küresel bir savaşı kaybediyor. Gazze’ye 14 bin kilometre uzaklıktaki Sidney’de yüzbinler sokağa çıktı, Almanya silah satışını durdurdu, Fransa Filistin’i tanıma kararı aldı. İsrail’in muhtaç olduğu Batı demir kubbesinin parçalanmasının ardında ise özel bir formül var: Müslümanlarla solcuların işbirliği.
Feyruz’dan öte, Ziad’dan beri: Lübnan’ın en yaratıcı adamına veda
Lübnanlı komünist müzisyen Ziad Rahbani, bu hafta 70 yaşında vefat etti. Ziad Rahbani, sadece Feyruz’un oğlu değil; aynı zamanda Feyruz’u yeniden kurgulayan, gökten sokağa indiren çok yetenekli bir müzisyendi. Filistin davasının neferlerinden olan Ziad Rahbani, siyasete buluşan, siyasi hicivler kaleme alan nadir Arap sanatçılardan biriydi. Sadece besteleri ve oyunlarıyla değil, cenazesiyle de bütün mezhepleri, görüşleri ve etnik kimlikleri bir araya getirdi. Lübnan; büyük bir saygı ve sevgiyle, alkışlar, zılgıtlar ve şarkılar eşliğinde Ziad Rahbani’yi uğurladı, Feyruz’a taziyelerini sundu.
Gazze’yi kurtarmak Superman’e mi kaldı?
Geçen hafta vizyona giren yeni Superman filmi Trump’a, Hollywood’a ve İsrail’e meydan okuyan tarihi bir yapıt. Superman, ABD’nin müttefiği olan Boravia’nın yoksul ve kimsesiz Jarhanpur’u işgal edip sivilleri katletmesine engel oluyor; bir nevi ABD’nin itirazına rağmen Netanyahu’yu tek başına durduruyor. Milyonlarca kişinin izleyip konuştuğu bu özgün film aynı zamanda muhtaç bırakıldıkları bir dilim ekmek için birbiriyle yarıştırılıp makineli tüfeklerle taranan Gazzelilerin tek umudunun Superman olduğunu da gösteriyor. Evet maalesef Superman, Gazzelilerin tek umudu; ama Gazze’ye el uzatamayan bizlerin de çaresizliği.
İsrail’e karşı en etkili demir kubbe demokrasi olabilir mi?
İsrail, Suriye’deki etnik ve mezhepsel çatışmaların çıkardığı yangını büyük bir hevesle harlıyor, kendi güvenliği için elzem gördüğü bölgesel kaosu Suriye’ye yaymak istiyor. İsrail karşısında en etkili demir kubbe ise anayasal bir demokratik hukuk devleti. Zira Suriye’de etkin bir devletin kurulup istikrarın sağlanması için Dürzilerin, Sünnilerin, Kürtlerin, Nusayrilerin, Hıristiyanların kendilerini eşit ve güvende hissetmesi şart. İsrail saldırganlığı karşısında demokrasi artık Ortadoğu için en az askeri güç kadar ciddiye alınması gereken bir beka sorunu, bir güvenlik meselesi ve etkili bir silah.
Deccal kim: Teknopat lordlar, yapay zekâ, Netanyahu, Greta Thunberg, Trump?
Peter Thiel, Trump’ın etrafındaki en tehlikeli tekno-feodal lord. Kıyamet savaşının hızlanması için Trump’ı destekliyor, Trump’ın başlattığı kaosu harlıyor. Thiel’e göre kıyamet savaşının deccalleri; genç iklim aktivisti Greta Thunberg, Birleşmiş Milletler ve uluslararası anlaşmalar. Hepsi Thiel’e göre ortak kuralları savunan otokrat bir dünya hükümetini istiyor. Fakat ne trajik ki Thiel, İsrail’den ABD’ye işbirliği yaptığı hükümetlerle savaş teknolojisini geliştiriyor, milyonların kişisel verilerini topluyor, devletlere alternatif çok güçlü bir egemenlik inşa ediyor. Peter Thiel ve Elon Musk gibi teknopatlar herhangi bir devlet başkanından çok daha güçlü, çok daha yetkili ama sorumsuz. Tek bir tuşla hayatımızı değiştirebilirler. Bu yüzden bir deccal arıyorlarsa aynaya bakmaları yeterli.
“İnsan ırkının devam etmesini istiyor musunuz?”
“De hayde barışa”: Paşinyan, ne yapmaya çalışıyor?
Belki pek kimse farkında değil ama Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan; Azerbaycan ile kalıcı bir barış ve Türkiye ile normalleşmeyi savunduğu için uzun bir süredir kilise tarafından gereksiz taviz vermekle, milliyetçilerce ve Rusya yanlılarınca ise “Türk” ve “sünnetli bir hain” olmakla suçlanıyor. Hatta Paşinyan’ın kilise ile yaşadığı gerilim geçen haftaki tarihi Türkiye ziyaretine de yansıdı. Türkiye Ermeni Patrikliği’ne mensup hiçbir din adamı Paşinyan’ı karşılamadı, Paşinyan sessiz bir protestoyla karşılaştı, tek başına Kumkapı kilisesini ziyaret etti. Paşinyan, diasporadan ve milliyetçilerden gelen tepkilere rağmen bölgesel entegrasyon ile Ermenistan’ın ekonomisini canlandırmayı ve Türkiye ile kalıcı bir dostluk kurmayı amaçlıyor. Paşinyan’ın bu çabasının takdir etmek ve uzattığı eli görmek şart.
Yeni bir sol mümkün, inşallah: Zohran Mamdani, nasıl kazandı?
Uganda doğumlu Hint Müslüman göçmen ve Filistin aktivisti Zohran Mamdani, artık resmen Demokrat Parti’nin New York belediye başkan adayı. Kasım 2025’teki genel seçimlerde kazanıp kazanmayacağı meçhul, çünkü Cumhuriyetçiler ve İsrail destekçisi Demokratlar şimdiden Zohran’ın kaybetmesi için kolları sıvadı, sınırdışı edilmesini isteyenler bile var. Fakat Zohran şimdiden kazandı. Zira tüm dünyaya yeni bir solun, yeni bir siyasetin mümkün olduğunu gösterdi. Cami cemaatlerine sosyalizm anlattı, gündelik hayata dokunan somut vaatleri eğlenceli bir şekilde anlattı, ünlü mankenlerle TikTok çekti, 21 bin kişilik bir saha ekibiyle kapı kapı dolaştı, Trumpçıları dinledi, Gazze’nin sesine kulak verdi, posterindeki font seçimini bile siyasi mesajıyla uyumlu hale getirdi. Zohran Mamdani, siyasete dair her türlü ezberi bozarak adaylığı kazandı ve küresel bir fenomene dönüştü.
“Elhamdüllillah, sosyalistiz”: New York, Müslüman bir belediye başkanına hazır mı?
34 yaşında. Uganda doğumlu bir göçmen. Hint asıllı Şii bir Müslüman. Ücretsiz kreş ve ulaşımdan eşcinsel haklarına en sol fikirleri savunan bir sosyalist. Cesur bir Filistin aktivisti. Boykot hareketini destekleyecek kadar sıkı bir İsrail karşıtı. Eşiyle dating uygulamasında tanışacak, rap klipleri çekecek kadar milenyum kuşağı. Annesi başarılı bir yönetmen, babası Marksist bir akademisyen, eşi Suriyeli muhalif bir karikatürist. Sanders ve Cortez’in sıkı bir yoldaşı. Hayır, bu Serbestiyet’teki yazılarıma konu bulmak için uydurduğum biri veya Netflix karakteri değil; New York belediye başkan adayı Zohran Mamdani. Kimsenin adını düne kadar duymadığı Zohran Mamdani, önüne çıkarılan engelleri aşarsa Amerika’nın İstanbul’unun yeni lideri olabilir.
Trump, çıkardığı yangını söndürebilecek mi?
Trump daha düne kadar müzakere ve barış mesajları verirken; İsrail, İran’ı hiç görülmemiş bir şekilde vurdu. İsrail’e göre Trump’ın “barış mesajları” blöften ibaretti, ABD İran’ı bilinçli bir şekilde oyaladı. Sonrasında saldırıyı destekleyen Trump’a göre ise İsrail’in saldırısı İran’ın ABD’nin anlaşma şartlarını kabul etmesi için bir gözdağı. Fakat İran’da gözdağı verilecek bir göz kalmadı, İsrail İran’ın içinde drone saldırı pisti kurdu, tüm üst düzey komutanları öldürdü, İran’ı rezil etti. Netanyahu’nun amacı çok net: İran’da bir rejim değişikliği. ABD’ye ulaşmadan kendi çıkarttığı yangını söndürmesi gereken Trump ya ne olup bittiğinin bilincinde değil yada daha kötüsü kendisine rağmen çıkartılan yangını söndürmekten aciz. Her iki durumda da dünyayı ve ABD’yi maalesef çok daha kötü günler bekliyor.
Ego mücadelesi değil, iç savaş: Elon Musk, Trump’a darbe mi yapacak?
Dünyanın en zengin adamı Elon Musk, dünyanın en güçlü adamı Donald Trump’a savaş açtı. Trump’ı pedofili Epstein’in listesinde olmakla suçladı, Trump destekçileri de Musk’ın sınırdışı edilip şirketine el konulmasını istedi. Bu mücadele sadece iki erkeğin ego savaşı değil, ideolojik temelleri olan korkunç bir iç savaş. Musk servetiyle 2026 ara seçimlerinde parti kurup veya Trumpçı Cumhuriyetçilere saldırıp Trump’ın Kongre’yi kaybetmesine neden olabilir. Böylece Trump azledilip yerine Silikon Vadisi’nin gözbebeği başkan yardımcısı JD Vance geçebilir. Musk’ın açıkça dile getirdiği bu darbe planının bertaraf edilmesi içinse ne trajik ki Trump’ın bugüne kadar ayaklar altına aldığı demokrasiyi savunması gerekiyor.
Yunus Emre Erdölen, Musk-Trump savaşını yorumladı: “Ulusalcı-Küreselci çekişmesinin en büyük cephesi”
Yunus Emre Erdölen, Musk-Trump savaşını yorumladı: “Bu sadece iki egolu erkeğin mücadelesi değil, Trumpçılar arasındaki Ulusalcı-Küreselci çekişmesinin en büyük cephesi. Bir diğer cephe de İsrail ve İran müzakereleri.”
Netanyahu’nun kabusu, Ortadoğu’nun umudu: Trump, İsrail’i satacak mı?
Sessiz bir gerilim yavaş yavaş büyüyor. Trump ile Netanyahu’nun arası hiç olmadığı kadar kötü. ABD ile İsrail’in çıkarları değişen dengeler nedeniyle artık örtüşmüyor. ABD, Yemen’deki Husilerle İsrail’e haber vermeden ateşkes yaptı, Hamas ile doğrudan görüştü, Netanyahu’nun tehditlerine rağmen İran ile nükleer müzakere masasına oturdu, düne kadar İsrail’in bombaladığı Şam’da büyükelçilik açtı, Şara ile görüştü, yaptırımları kaldırdı. Ortadoğu’da kalıcı barışın sağlanması ve Gazze soykırımının durması için nadir bir fırsat kapımızda: Trump ile Netanyahu arasındaki bu gerilimi büyütmek ve bu kavgayı sistematik bir şekilde beslemek.
Romanya, demokrasi uğruna demokrasiyi nasıl askıya aldı?
Romanya, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Rusya karşıtı adayları engellemek için demokrasiyi askıya aldı. NATO ve AB karşıtı siyasetçilerin adaylığı engellendi, Anayasa Mahkemesi soyut iddialarla radikal sağcı adayın kazandığı seçimleri iptal etti, iptal edilen seçimlerde birinci olan aday anayasal düzene başkaldırmaktan gözaltına alındı. Belki Putin’in istediği aday kazanamadı, ama Romanya demokrasi uğruna demokrasiyi askıya alarak Putin’e istediğini verdi ve giderek artan otokrasi rüzgarını besledi bile.

