Enveroviç’in hikayesi Türkiye’de devletin aslında zannedildiği kadar her şeye hakim, kudretli ve uyanık olmadığını, devleti yönetenlerin dünyadan kopukluğu ve ideolojik önyargıları yüzünden ne kadar korumasız ve saf olabildiğinin de bir hikayesi...
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Bingöl ziyareti sırasında, grup başkanvekili Lütfü Türkkan’ın Akşener’e tepki gösteren bir kişiye küfrettiği, görüntünün video kaydında hiçbir tevile müsaade etmeyecek kadar açıktı. Fakat ‘muhalif basın’ın kahir ekseriyeti bu ‘iddia’yı belirsizleştirmek için elinden geleni esirgemedi.
Şehit cenazelerinin sıklaştığı 90’lı yıllarda “Neden Etiler’den Nişantaşı’ndan şehit cenazesi kalkmıyor” sorusu sorulurdu. Paralı/profesyonel askerliğe geçiş bu sorunun zeminini önemli ölçüde aşındırdı. Artık parasını ödeyen orta ve orta-alt sınıflar da ‘şehit’ olmuyor. Böylelikle, bir yandan şehitlik kurumu ulusça kutsanmaya devam ediliyor ama bir yandan da bu kurumun külfeti de facto olarak, hem siyasal iktidar hem de bu toplumsal sınıflar eliyle, adeta ulusal bir farz-ı kifaye suretinde, sözleşmeli erlik ve uzman çavuşluk kurumlarını besleyen yoksul toplumsal havzalara delege edilmiş oluyordu.
Sosyal medyada Eylül Devrimi ile ilgili paylaşım yaptığı için gözaltına alınan Fırat Üniversitesi araştırma görevlisi Hifzullah Kutum, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Bize ne oldu böyle? Bazı şeyler yapılamazdı. Yapılamaz kabul edilirdi. Veya, yapılmış da olsa söylenemez, savunulamazdı. İnkârdan gelinirdi. Çıkıp alenen böbürlenmek kimsenin aklından geçmezdi. Şimdi ise hiç bir duygusal ve düşünsel sınır kalmamış gibi. Herkesin ar damarı mı çatladı? Yoksa olaylar o kadar ses duvarını aştı da tepki rezervlerimiz mi kalmadı? O yüzden mi diyecek bir şey bulamıyoruz?