Öyle kör bir coşku oluşmuştu ki; Haziran seçimlerinden sonra, bırakın PKK’nın ne yapmaya çalıştığını anlamayı, AKP’yi dışarı iten bir MHP/CHP/Cemaat/HDP koalisyonunun Türkiye için en iyi yol olduğu açık açık savunulabiliyor; MHP’ye oyunbozan olarak diş bileniyordu…
Bütün hesapların iflâs ettiği ve hem askerî yenilgi, hem siyasî tecridin kaçınılmaz gözüktüğü bir noktada, Demirtaş çareyi HDP’yi kapattırmada arıyor. Gerçekten de hem kişisel demeçleri, hem DTK’da alınan kararlar, hukukun lâfzına bakacaksak, her iki legal Kürt partisini defalarca kapattıracak nitelikte. Bunu istiyor zaten; yıkıntıdan yeni bir mağduriyet, dolayısıyla yeni bir haklılık ve belki toplumsal bir kalkışma çıkarmaya çalışıyor. Akıllı siyaset, bu kozu ona vermemek. “Laissez dire, laissez parler” (bırakınız konuşsun, ne derse desin). Çılgınlık raddesine varan provokasyonu doğru okumak; PKK ve HDP’yi kendi yalnızlıklarına terketmek.
Bu sokaklarda gezen çocuklar PKK’nın buradaki kirli siyasetinin bir sonucu aslında. Önce bu çocuklar daha sekiz yaşında iken ellerine taş verdiler. Bu çocuklar on beş yaşına geldiğinde ellerine molotof kokteyli verdiler. Şimdi bu çocuklar artık büyüdü ve ellerine silah verdiniz. Beyler; bu çocukları sizler bir canavara dönüştürdünüz ve artık sizleri de, anne babalarını da dinlemiyorlar.
“Kürdistan” Kürtlerin hayali değil, bir Amerikan rüyasıdır; PKK ve HDP ise bu rüyanın sadece taşeronları. PKK’nın çözüm sürecine, HDP’nin ise siyasete yüz çevirmesi, bu nedenledir.