“Aç-İç-Kapa” devrimi

Tepesine vurularak çalıştırılabilen ilk siyah-beyaz TV’nin uslu teknolojisi, vurdulu-kırdılı “geçiş dönemi”nde başka komuttan, laftan anlamayan ilk renkli TV’ler için de geçerli. Milenyum yaklaşırken, 21. Yüzyıl’a böyle girilmesi -reklamlarda- biraz sakil duracağı için ana teknolojiler değiştiriliyor: “Kapatıp, yeniden açınız…”

Çağdaş teknolojiler,aç-kapa-aç” mantığıyla çalışıyor. İstisnaları “çağdaş” sayılmaz. Çünkü günümüz teknolojisi, aksadığında tüketicinin, kullanıcının da emeğini katıyor çözüm sürecine… Böylece üretim ilişkilerinde “uzlaşmaz” sanılan “Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın” çelişkisi bir yerden kırılıyor. Çember öyle de dönüyor, böyle de…  

Gelişimine bakınca, teknolojik aksaklıkların, arızaların çözümünün yine kullanıcıya bırakıldığı bir dönem daha var. Üreticinin, hedef ülkelerdeki kültürel kodları çözdüğü 70’li yıllar… Ardından biz Commodore 64’te top koştururken, onlar o kodları C64’ün kasetlerine, disketlerine çoktan kaydetmiş.

O kültürü teknolojisine de yansıtıyor hemen. Yetişkinlerin kendisinden sonraki nesli “kafasına vura vura” çalıştırma geleneği, beceri ve alışkanlığı, eski teknolojilerin de zahmetsiz kurtarıcısı. O yıllarda kullanıcıyla ilişkisi de, bugüne oranla daha senli-benli…

Tepesine vurularak çalıştırılabilen ilk siyah-beyaz televizyonun uslu teknolojisi, vurdulu-kırdılı “geçiş dönemi”nde başka komuttan, laftan anlamayan ilk renkli televizyonlar için de geçerli. 

Ancak kullanım kılavuzuna, “Çalışmazsa tepesine yumruk, yan(ak)larına tokat atın” yazılamıyor tabii. Aynı insan türündeki gibi o teknoloji türündeki tipik aksaklıkların çözümü de, kullanıcının pedagojisine, tarzına, yaratıcılığına emanet. 

Kimliği-eşkâli belirsiz servis

Milenyum yaklaşırken, 21. Yüzyıl’a bu barbarca tutumla girilmesi, -reklamlarda- biraz sakil duracağı için ana teknolojiler baştan aşağı değiştiriliyor. Vurdulu-kırdılı pedagoji de eh, biraz… Televizyonundan bilgisayarına, otomotivden cep telefonlarına hemen her cihaz, araç, “acil yardım” açısından “aç-kapa-aç” teknolojisiyle donatılıyor. Kullanım kılavuzuna da aynen, gururla yazıyorlar artık: “Bir sorunla karşılaşırsanız kapatıp yeniden açınız”.

Dev icat, bir anda her şeyi değiştiren bir teknoloji devrimi… Etkileri sarsıcı. Cihazlardaki, hatta bağlantılardaki hemen tüm sorunlar “kapat ve yeniden aç” uygulamasıyla çözüldüğü için “yüz yüze teknik servis hizmeti”ne de gerek yok. Yerine, birbirini hiç görmeden, tanımadan, bir çay bile içmeden gerçekleşen “online servis hizmeti”…  

Artık ilişkiler senli-benli değil, sizli-bizli. Online da deseler… Kimliği, eşkâli belirsiz “usta”ya eskisi gibi kolayca ulaşamıyorsun. Seksen milyonun tanıdığı, bazısının âşık olduğu ama kimsenin görmeye muvaffak olamadığı “O Kadın”ın sesini kayıttan dinliyorsun sadece: “Cihazınızın fişini çekin ya da kapatıp yeniden açın…”

Şanslı bir gününüzde bizzat “usta”ya ulaşsan da, ilk sorusu/tavsiyesi, “Kapatıp açtınız mı?”. Onu emekleyen bebekler de biliyor, yapıyor, aileleri de onunla övünüyor zaten. Bu önemli sosyo-ekonomik değişim, yine “birbirini görmemeyi esas alan” sosyal medyada, kadın ve erkeğin uzaktan ilişkisiyle de çığır açacak sonradan. 

Pratik-pragmatik ve vefasız

İşte böylesine dallı-budaklı bir teknolojik devrimin temelinde, elbette ve yine Cola var. Cola’da önceki yazımda örneklerini verdiğim radikal değişimlerden birisi de 40 yıl önce yaşanıyor.  “Aç, İç, Kapa” sloganıyla, vidalı kapaklı, çıktığında cam şişeli litrelik Cola, nihayet Türkiye’de.  

Ardından aynı teknoloji, -üreticisine ekonomik, tüketiciye/çevreye patolojik- pet şişelerde uygulanıyor. “Pet”in idüğüne baktığımda… Google’da önce “Polietilen tereftalat” denilen -ilk- bilinmeze ulaşıyorum. İzini sürdüğümde; “polyester ailesinden termoplastik polimer bir reçine”… Gerisi tümüyle başka dilden, Kimyaca, vaz geçiyorum. Kimse ne olduğunu anlamasın diye epey uğraşıldığı belli olan bu tanım, PET olarak kısaltılıyor. Özetle bir kimyasal beyliği… Darbe, aşınma direnciyle PET, gazlı içecekler, sular için ideal. Üreticisi için yani… KUL olarak kısalttıkları kullanıcısı için ise baş belası.

PET’in “Evcil ve çok sevilen” anlamına da gelmesi, Cola’nın hep özendiği, yüklendiği bir hedef esasında. Şişe türünün adı bile “Aile boyu”. Doğuştan pratik her vatandaş bu değişimi gönülden benimsiyor, hevesle sahipleniyor, hatta birazdan değineceğim gibi evde besliyor yeni şişeyi. Midesini boş tutmuyor.

Gazozun tarihi ganimeti, metal madalyası, ana oyun aracı olan o güzelim kapağına zerre vefa yok. O kapağın o günlerde 80 yıllık hatırı, yerini “aç-kapa” plastiğine bırakıyor anında. Doğuştan pratik insanların zaten bir yaşında pragmatik, öylece de vefasız olduğu -bence- nöropsikolojik bir gerçek. Vefa, pratik değil (s)empatik bir duyu sistemi zira.

Dönüştürülebilir teknoloji

Lâkin kapsamlı bir piyasa araştırması (bunu ben yapmış olabilirim) satın alınan yeni şişelerin içinde Cola değil de bambaşka içeceklerin, hatta sıvıların olduğunu ortaya çıkarıyor. Bu önemli icadın mucitleri, bünyemizin “farklı amaçla kullanıma açık” buluşlara, dönüştürülebilir teknolojilere ihtirasını kestirememiş henüz.

LPG istasyonları biraz çoğalınca Ferrari’sine tüp taktıran, bilgisayarının disk sürücüsünü kahve sehpası olarak kullanan, V-Power Plus ütüyle cos tost, cız-bız köfte yapan, zerzevatı bulaşık makinesinde yıkayan, CD’yi balkona asıp kuş kovalayan,  açılır-kapanır kapaklı pet şişeyle neler yapmaz.

Internet bir anda “Plastik kapaklı pet şişeyle neler yapılabilir” blokları, videolarıyla doluyor. Hepsi, TÜBİTAK Proje Yarışması’nı anında sollayan keşif ve icatlar… Avize-abajur, nargile mi istersin, çiçeklik, süzgeçli çatal/kaşıklık mı… Bir göz atın, her işe yarıyor.

Yan fonksiyonun cazibesi

Covid 19 çıktıktan ne zaman sonra -her anlamda- dağıtılan,  takıp da orta yaşlı doğumgünü pastasının tüm mumlarını bir nefeste söndürdüğün maskeye bakıyorsun… Ne yapacaksın? Beş litreliklerinden “pet maske” icat ediyorsun anında. Piyasaya ilk fırsatta sürülen tülbent misali maskelere oranla, bırakın Corona’yı, kimyasal saldırı bile yolunu değiştirir.

Türkiye’de satın alma eğilimlerinin de, ürünün ana değil yavru/yan fonksiyonlarına göre sapma gösterdiği, açık farkla ortada. Çok az tüketici pet şişeyi içindeki meşrubatı için alıyor. Herkesin niyeti, ihtiyacı farklı…

Satın almada, ürünün yanına bantlanan ek malzemeler de etkili. Bunu da, tüketiminin mütevazı bir hediyesi olarak 72 kişilik çay-kahve kupası takımı düzen hanelerden anlıyoruz. Verilere (görülere) göre takımlar, 50+ yaş grubunda gazete promosyonu nostaljik tabak-çatal koleksiyonlarının yanında sergileniyor. Yapılan ankete göre, “ana ürünüeksiz/ilavesiz, promosyonsuz- tercih etme oranı”nın siyasal korelasyonu, Cumhur İttifakı’nı bile rahatlatmıyor.  

“İçen İnsan”a devamlılık

Sımsıkı vidalı kapağın icadı, suyu 24 saat yanında taşıma mecburiyetinin de ana ilhamı. İnsanların boş boş dolanışı, elde pet su şişesiyle gün boyu seyrana, salınmaya dönüşüyor. Herkes her an içiyor, herkes mutlu…

“Elde şişe”, Sağlıklı Yaşam Örgütü üyelerinin de görsel parolası. Karşılaştıklarında ellerindeki su şişesini kaldırarak selamlaşıyorlar. Elinde matbu pet şişe olanlar ise sempatizanlar… Hiyerarşiyi su şişesinin markasına göre kestiriyorsun.

Aynı zamanda “İçen İnsan”a 24 saat devamlılık kazandırarak, ömür boyu benimseyeceği başka alışkanlıkların, teknolojilerin de kapısı aralanıyor: “Açıyorum, kapıyorum, ben bunu hep yapıyorum”.  Gacır gucur açılan ve çoğu kez kapanmayan musluklar bile artık tak diye açılıyor, şak diye kapanıyor.  Hepsi, her şey “aç, kapa, aç”…

Faydası akıllara sezâ, fikirlere fezâ… İçine meyveli gazozlu votkasını, Kanyaklı kolasını koyan bir kısım pratik insan da, “Aç, İç, Kapa, Aç, Yudumla, Kafana dik, Kapa…”yla sonsuzluğun, devamlılığın başka kulvarında. Onların parolası yok ama duruşundan, yürüyüşünden hemen, ta uzaktan anlamak mümkün.

Rakı-su karışımında tercih, koyu renk şişeler… Durumu fark edebilenlerin bir bölümü, o imalatı fabrikasyon sanarak “Aaaaa kola sonunda bu alana da mı el atmış?” diye şaşırmazken, bir kısmı da “Nihayet biraz ucuzlayacak…” nidasıyla sevinçten çığlık atıyor tabii. 

Viski kapağından Bedava

Makul bir fiyatla viski, yeni adıyla ViPepski (şahsıma tescillidir) almışsın, kapağından bir de “Bedava” çıkmış mesela. Cam şişe depozitosuyla, bir avuç leblebini de denkleştiriyorsun… İşte hayatın en gerçek tadı, Pepsi’nin tarihinde ilk kez Cola’ya kapak toplatmasının büyük fırsatı. 

Araştırmada içinde lansmanına uygun olarak gazlı bir şeyler bulunan bazı aile boyu şişelere de rastlanıyor. Ancak yapılan ayrıntılı, uzun, mâliyetli laboratuvar incelemeleriyle, onlar da -tahminen- kola değil gazyağı…  

Bir kez alınıp ömür boyu kullanılan şişelerde sık sık karşılaşılan bir sıvı da (yaklaşık yüzde 29.63) çamaşır suyu. Kamuoyunda yaygın kanı, çamaşır suyundan da alkol elde edildiği yönünde… Fakat Cola gibi onun da gizli formülüne ulaşılamıyor.

Pandemik reklam taşıyıcısı

Tüketicinin bu teknolojiye gösterdiği yoğun ilgi, başka icatların da kılavuzu… “Açılır-kapanır” teknolojinin -aşmış- yan icatlarından birisi de kapılar. Bir oda-bir salon stüdyo çekimle sürdürülen “Uzay Yolu”nda, kapının “komuta merkezi”ne hiç durmadan girip-çıkan oyuncuları yaralaması, sobalı stüdyonun soğuması, cereyan yaparak taytlı personeli hastalandırması, en önemli atmosferik sorun. O zaruri ihtiyaçla tasarlanan sensörlü, “Hıışttt (Dikkat!)” efektli kapılar, bir süre sonra dünyaya iniyor. 

Önce “İçen İnsan kazaları”nın önlenmesi amacıyla kullanılan teknoloji, ardından çıkarılan icatlarla serseme dönen “Dalgın İnsan”ı da düşünerek yaygınlaştırılıyor. Asıl amacı, her zamanki gibi gizli faydası ise mağazaların, işyerlerinin “daimi potansiyel müşteri”ye daha önünden geçerken kapısını açıp, “Buyurun, sefalar getirdiniz…” mesajını vermesi. Mâlûm… “Açık kapı” görünce dayanamaz insan.

Araştırmaya göre pet kola şişelerinden can simidi, çocuk kolluğu yapanlar da var. Ama bu firma için zararsız. Hatta tersine, sokakta çift yönlü levha reklamla yürüyen modellerin üstüne, geleceğin kolasını (Amfibik Cola) yüzerek, üstelik ücretsiz tanıtan modellerle ideal.

Çağdaş, açıkgöz piyasa araştırmaları, reklamın bir kez ama sağlam yapılarak kamuoyuna bulaştırılmasını, gerisinin o reklamın taşıyıcılarına bırakılmasını öngörüyor zaten.Yüzyılın ana hedefi, TV’den bilgisayara, cep’ten iPad’e her ekrandan bulaşan, taşıyıcısıyla uçana kaçana bulaştırılan, “pandemik reklam”. İlacı tüketim.

Masculin-Feminin problemi

Yine de, ne idüğü hâlâ belirsiz içecek ve yiyeceklerin muhtevasının, etkilerinin cinfikir reklamlar, promosyonlar, dönüşümlerle örtülmesi bir yere kadar. Sağlıklı yaşam bilincinin gelişmesi bir yana… Hep var olan ama hayatın, değişimin, mücadelenin altını çizdiği, koyulaştırdığı soru(n)lar, kola markalarını da dürtüyor artık.

Mesela daha önceki yazılarımda vurguladığım cinsiyetçi reklamlarıyla gazozlar, -hak ettiği kadar olmasa da- ağzının payını almaya başlıyor. Gaz veren gazoz, kola filan o bünyesiyle “daima daima daima” eril. Yapılmaya çalışan ayarlar eğreti kalıyor hep. Aslını, hamurunu, kârı çok olmadığı için reddedemiyorsun. Yine de insanın sağlığına kasteden bir meseleyi, konuyu değiştirerek başka mevzudaki “sağlıklı fikirler”le açıklamak, her iktidarın refleksi.

Peki… Bazı hassasiyetleri, piyasası, tüketici profili el verdiğince -bir- dengede tutmaya çalışan, az biraz öyle görünmeye çabalayan kola markaları, eril tarihini değiştirebiliyor mu? Hemen her şeyin cevabını kendine yontan eril dünyada bu sorunun kıymet-i harbiyesi (¹) nedir, bilemiyorum. Ama hikâyesi güzel… Hikâyesi güzel her şey de bazen her şeyden önemlidir. Bu sonuca düz mantıkla değil, düpedüz mantıktan âzâde bir gururla vardım. 

Cola’nın cinsiyeti, ta 1966’da Jean-Luc Godard’ın “Masculin Feminin” filminden beri baş ağrısı. Film “The Children of Marx and Coca-Cola” adıyla da anılıyor. Bu yönüyle yazı dizime konu olan gazlı meşrubatın gençliğimizdeki yerini de çağrıştırdığını söyleyebilirim. (Bkz: “Marx ve arkadaşları mahallede” yazım)

Filmdeki asıl oğlan Paul Marx çocuğuyken, asıl kız Madeleine Cola (Pop) çocuğudur. Ama bu rol dağılımı Cola’yı erillikten uzaklaştırmaz. Tersine… Filmin “Masculin kelimesinin kökünde ‘masc’ var, fark ettin mi?” repliğindeki gibi gazlı meşrubatlarla “eril”in etkileşimini maskelemeye de niyetlenmez doğrusu.

Aksakallı, göbekli hikmet

Yapılan birçok araştırma da gazlı meşrubat sektörünün ağırlıkla erkek cinsiyetli olarak algılandığını ortaya çıkarıyor. Üstelik tüm markalar içinde en baskın erkek cinsiyeti yüzdesi, kola markalarında… Kola sadece erkeklere göre değil, kadınlar için de “maskülen”. Doğuştan kırmızı-beyaz (Noel Baba) renginde, 2016’da zirveye ulaşan tarihi Jingle Bells göndermelerinde de aksakallı bir hikmet, ezelden göbekli bir erk gizli.

Ama devir, -kabullenmeye gönlüm razı olmasa da- yavaş yavaş, her yönüyle sağlıklı hayat devri… Gazı kaçıp gitmeyen tek şey, bünyedeki gaz… O da “Dikilen” ve “İçen İnsan”dan sonra, evriminin üçüncü aşamasındaki “Huylu İnsan” türünün yakıtı.

Her şey ya gaz yapıyor, ya da gaz veriyor Huylu İnsan’a… Bu diyalektik, gün gelecek gazlı içeceklerin de sonunu hazırlayacak. O eski Amerikan esprilerinin, “Bu gazozu başından aşağı dökerim”… “Kolaysa dök”lerin de Amerikan Bit Pazarı’nı boylaması misali…

Gaz vs Baz İstasyonu…

Dokuzuncu bölümüne geldiğim yazı dizisine ayrıntılarıyla mevzu olan gazozların havai fişek gibi patlatıldığı açık hava sinemaları, farı-stopu gazoz kapağı tornetler, “Lik” oyunları, rütbesi kapaktan “Komen”ler, meyveli gazozlarla “Gençlik Çayları”, aynı şişeden iki kamışla içilen gazozla gaza gelen aşklar, sabaha “aile boyu” eren o sohbetler… Birer birer tarihe karışıyor artık.

Gazozun ulusal itibarı çoktan zedelendi de… Kendimden biliyorum; Cola 134 yıllık iktidarını hâlâ koruyor. Fakat hayatın her köşesine uzanan kapsama alanında yitirdiği önemli mevziler, artık eskisi gibi yalın kılıç dalamadığı organik kaleler var. Pompalı sifonuyla her fast-food zincirine eklenen Gaz İstasyonları, temel, kök içecekler üreten Baz İstasyonları’nın yayılmasıyla tarihindeki en ağır yenilgisini mi alacak? O temenni de gelecek haftaya…

BİR FİLM/BİR REPLİK

“Paul: Bir adam öldürürsen, katilsin. Milyonlarcasını öldürürsen, fatih olursun. Hepsini öldürürsen, tanrısın. Marlene: Tanrıya inanmıyorum… Paul: Göreceğiz.”

“Paul: Nasıl gidiyor? Robert: Korkunç! Paul: Sorun ne? Robert: Saat 10.00’a kadar her şeyin berbat olduğunu söylüyorum. (Garsona espresso söyleyen) Paul: Şimdi 10.05. Robert: Gerçekten mi? O zaman her şey yolunda…” (Masculin Feminin, Yön: Jean-Luc Godard, 1966)

(¹) Bu vesileyle kıymet-i harbiye gibi tepeden tırnağa eril bir anıtı çağrıştıran iki kelimenin de “dişil” çınladığını ilgilisine keyifle hatırlatayım.

Önceki İçerikEtyen Mahçupyan’la İnsanı Anlamak: Yedi zihniyet kalıbı ve aşı karşıtlığı
Sonraki İçerikBir hür düşünce insanı olarak Mevlana