Ana SayfaGÜNÜN YAZILARIBir Demokrasi Kurultayı hikâyesi

Bir Demokrasi Kurultayı hikâyesi

26–27 Aralık 1993 günlerinde, iki gün süren ve Hilton Oteli’nde verilen bir akşam yemeğiyle son bulan Demokrasi Kurultayı’na binlerce insan katıldı. O dönemin DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya, milletvekilleri, Sadun Aren, Zülfü Livaneli gibi pek çok aydın ve sanatçı burada yer aldı. Bu aslında, iki insanın doğru zamanda ve doğru yerde yapmak istediği görkemli bir kurultayın hikâyesiydi. Korkunun ve şiddetin kol gezdiği bir dönemde, tünelin ucunda bir ışık olma hayali Aralık 1993’te gerçeğe dönüştü

Yıl 1993… Toprağın bile ağladığı yıllar denilen bir dönem. İnsanlar bugünkü gibi gözaltına alınıp cezaevlerine gönderilmiyor, evlerinden, iş yerlerinden ya da sokaktan alınarak infaz ediliyor, ardından bir köprü altına, bir dere kenarına veya bir kuyuya atılıyordu. Kaybedilen insanların bir daha eve dönme şansı olmuyordu.

Binlerce kişi işkencelerle ya da kafalarına sıkılan bir kurşunla öldürülüyor, bu vahşet 1997 yılına kadar sistematik biçimde sürüyordu. Bununla da kalınmıyor, bir düdük sesiyle köylerin boşaltılması isteniyor, sınır boyundaki ve dağlık bölgelerdeki köylerin hemen hemen hepsi yakılıyordu. Yüz binlerce insan göç etmek zorunda kalıyor, büyük şehirlerin varoşlarında acılarla baş başa bırakılıyordu.

İşte böyle bir dönemde, iki arkadaş İstanbul Kapalıçarşı’nın salaş bir mekânında çay içerken, “Bir şeyler yapmalıyız” diye kafa kafaya verdik. O iki arkadaştan biri bendim. Arkadaşıma, “Bir Demokrasi Kurultayı düzenleyelim ve bunu Türkiye’nin en lüks yerinde yapalım” dedim. Arkadaşım, o dönemin DEP İstanbul İl yöneticisi Zeki Albayrak’tı.

Büyük bir şaşkınlıkla, “Böylesine büyük bir kurultayı nasıl yapabiliriz ki?” diye sordu. Ben ise “Çok ünlü ve kıymetli bir ismi ikna edip onun öncülüğünde yaparsak başarabiliriz” dedim. İsimleri saymaya başladık, fakat ikimiz de aynı anda Yaşar Kemal’de karar kıldık. Eğer kabul ederse muhteşem olurdu. Bunun için nabız yoklaması yapmaya karar verdik.

O dönemde DEP İl Başkanı Dr. Kemal Parlak’tı. Kendisi Yaşar Kemal ile yakın ilişkiler içindeydi. Konuyu ona açtık; o da bizim gibi düşündü. Birkaç kez Florya’daki evine gidip gelmelerin ardından Yaşar Kemal ikna oldu. İşin en önemli kısmı halledilmişti. Artık insanlara Yaşar Kemal öncülüğünde bir kurultay düzenleyeceğimizi söyleyebilirdik.

Hemen iş bölümü yaptık. Ekonomik kısmı Zeki Bey üstlendi. Katılımcıların davet edilmesini Zeki Bey’in eşiyle birlikte ben üstlendim. Ancak bir mekâna ihtiyacımız vardı. O dönem Ufuk Uras’ın çıkardığı bir iktisat dergisi vardı ve Taksim’de bir yerleri bulunuyordu. Ufuk Uras, bu kurultayın gerçekleşmesi için inanılmaz bir çaba gösterdi. Necmiye Alpay, Nur Sürer, Aytaç Alpman, Suna Aras ve çok sayıda aydın ile sanatçı bu kurultayın hayata geçmesi için yoğun emek verdi.

26–27 Aralık 1993 günlerinde, iki gün süren ve Hilton Oteli’nde verilen bir akşam yemeğiyle son bulan Demokrasi Kurultayı’na binlerce insan katıldı. O dönemin DEP Genel Başkanı Yaşar Kaya, milletvekilleri, Sadun Aren, Zülfü Livaneli gibi pek çok aydın ve sanatçı burada yer aldı.

Bu aslında, iki insanın doğru zamanda ve doğru yerde yapmak istediği görkemli bir kurultayın hikâyesiydi. Korkunun ve şiddetin kol gezdiği bir dönemde, tünelin ucunda bir ışık olma hayali Aralık 1993’te gerçeğe dönüştü. Hilton Oteli, tarihinde hiç bu kadar Kürt aydını ve sanatçısını ağırlamamıştı.

Zülfü Livaneli, kurultayla ilgili o günlerde şu satırları kaleme aldı:

Demokrasi Kurultayı

27 Aralık 1993

“Hilton Convention Center’in güzel döşenmiş, sakin atmosferinde, bir o kadar dingin ve dengeli bir insan topluluğu… Kavgalar, gürültüler, bağırış çağırışlar yok. Mikrofon başındaki hatipler genellikle sert sözler söylemekten kaçınıyor ve yumuşak bir ses tonuyla konuşuyorlar. Sloganlar atılmıyor. Salondan baca gibi sigara dumanları yükselmiyor. Cumartesi günü gittiğim Demokrasi Kurultayı, en azından bu yönüyle değişik bir yaklaşımı ve serinkanlı bir çözüm arayışını simgeliyor.

Kurultayın açılış konuşmasını yapan Yaşar Kemal, ülkesi için kaygılanan bir yazarın tarihsel uyarıları olarak algılanabilecek sözler söylüyor. Bir iç savaş felaketine, bir kardeş kavgasına sürüklenme tehlikesindeki halkını sarsmaya çalışıyor. Aynen Neruda gibi… Bu arada aydın kesimi suçlamayı da ihmal etmiyor: ‘Bizler, demokrasiyi ve demokrasinin nimetlerini halkımıza anlatamadık. Görevimizi yapmadık’ diyor.

Öğleden sonra siyasi parti temsilcileri adına konuşan Prof. Sadun Aren, aklın ışığında serinkanlı bir değerlendirme yapıyor: ‘Ülkenin en önemli sorununda karanlıklar içindeyiz’ diyor. ‘Kim ne istiyor bilmiyoruz. Kürtler şunu istiyor, bunu istiyor deniliyor. Peki, gerçekten ne istiyorlar? Kim ne istiyor? Açık seçik ortaya konulamıyor.’ Taleplerin belli olmadığı bir kargaşa ortamında bütün kavramların birbirine karışması doğal değil mi?

Sadun Aren ayrıca bazı söylentileri dile getiriyor: Güneydoğu’da bir savaş düzeni kurulduğunu, bunun da çıkar çevreleri yarattığını anlatıyor. ‘Bu savaşın sürmesinden memnun olan kişilerin varlığından söz ediliyor’ diyor. ‘Hem devlet, hem de PKK tarafında, savaşın sürmesinden çıkar sağlayan kişiler ve çevreler varmış. Bunlar durdukça savaş bitmez’ diye ekliyor. Ayrıca, Kürt halkının ve aydınlarının da sürece dâhil olup teröre karşı tavır alması gerektiğini vurguluyor.

Demokrasi Kurultayı’nın izleyebildiğim bölümü uygar, serinkanlı ve düşünceye saygı gösteren bir ortamda geçti. Bunu bir kazanç sayıyorum. Ayrıca bu kadar önemli bir konuda düzenlenen kurultaya Türk aydınlarının neden bu kadar az ilgi gösterdiğini de anlayabilmiş değilim. Bazı kişiler, ‘Artık sözün faydası yok, nasıl olsa silahlar konuşuyor ve bu böyle devam edecek’ diye düşünüyor olabilir. Onlara katılmadığımı belirtmeliyim. Demokrasiyi ve demokratik çözümleri tartışmanın ve savunmanın önemi görmezden gelinemez. Ayrıca, silah taşımayan ve düşüncelerinden başka sermayeleri olmayan aydınların, ülkelerine karşı sorumluluklarını yerine getirmelerinin başka bir yolu da yoktur.”

- Advertisment -