Dikiş tutmuyor

Bir bakan istifa edecekse bunu resmi bir açıklama ile duyurur. Öyle, bir sosyal medya mecrasından bozuk bir imla ile açıklama yapıp diğer bir sosyal medya hesabını askıya almak ve karanlığa karışmakla olmaz bu işler. Yönetim pozisyonu işgal etmek asgari bir ciddiyet ve halka karşı sorumluluk gerektirir.

8 Kasım Pazar günü saat 19.20 sıralarında, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın Instagram hesabından, bakanın sağlık sorunlarından ötürü istifa ettiğine ilişkin yazılı bir açıklama yayınlandı. Açıklama ile eş zamanlı olarak Albayrak’ın Twitter hesabı da kapatıldı.

Önceleri, Bakanın sosyal medya hesaplarının ele geçirilip geçirilmediği, açıklamanın sahte olup olmadığı tartışıldı. Fakat aradan hatırı sayılır bir vakit geçmesine karşın ne Bakandan, ne Bakanlıktan, ne de Cumhurbaşkanlığından istifaya dair bir ses geldi. Aksine, resmi suskunluk bıkkınlık verecek raddede uzadı. Bu arada siyasi aktörler ve bürokratlardan “Cumhurbaşkanının tensipleriyle” Bakanın görevine devam etmesi yönündeki temenniler dile getirildi, hattâ bir nevi kampanya bile başlatıldı. Böylece hem bir istifanın olduğu, hem de bu istifanın sıkıntılı bir şekilde gerçekleştiği anlaşıldı.

Çıplak başarısızlık ve ayyuka çıkmış uyumsuzluk

Siyasette istifalar olur. Normaldir. İşler iyi gitmeyince kabak birinin başına patlar. Takım içinde huzursuzluklar baş gösterdiğinde, oyunculardan biri ya gerçekten kendi bırakıp gider, ya kenara alınır, ya da daha az incitici olsun diye istifa etmesine müsaade edilir. Nihayetinde koltuklar kimsenin babasının malı değildir. Kimse ilanihaye bir makamda oturamaz; biri gider biri gelir.

Bu çerçevede değerlendirildiğinde Albayrak’ın istifası da normaldi. Zira kendi sorumluluk alanı olan ekonomide durum giderek kötüleşiyordu. Albayrak’a duyulan güven diplerdeydi; troller dışında onun vaziyeti düzeltebileceğini düşünen neredeyse tek bir kişi yoktu. Ayrıca, bilhassa Merkez Bankası Başkanının değiştirilmesinde olduğu gibi, hükümet içinde de sıkıntılar ve anlaşmazlıklar ayyuka çıkmıştı.

Yani ekonomi yönetiminde hem çıplak bir başarısızlık hem de açık bir uyumsuzluk vardı; dolayısıyla Bakanın ya vazifeyi bırakması ya da vazifeden uzaklaştırılması tabiiydi.

Lâkin istifanın akabinde yaşananlar ortada doğal bir durumun olmadığını ortaya koydu. Albayrak’ın gidişi ve gidiş şekli, özellikle iki alanda ne denli büyük bir iflâsın olduğunu ifşa eden bir gösterge olarak değerlendirilebilir.

Asgari ciddiyet ve halka karşı sorumluluk

Biri, devleti devlet yapan kurum ve kuralların yerle yeksan edilmesidir. Bir bakan istifa edecekse bunu resmi bir açıklama ile duyurur. Öyle, bir sosyal medya mecrasından bozuk bir imla ile açıklama yapıp diğer bir sosyal medya hesabını askıya almak ve karanlığa karışmakla olmaz bu işler. Yönetim pozisyonu işgal etmek asgari bir ciddiyet ve halka karşı sorumluluk gerektirir.

Eğer bir bakan bu asgari gerekliliklerden yoksun bir harekette bulunmuşsa, devletin diğer organlarının devreye girmesi, vaziyeti açıklığa kavuşturması lâzım gelir. Fakat bu da olmadı; bütün dünyanın konuştuğu ve doğrudan hükümeti ilgilendiren bir hadise hakkında, hiçbir yetkili makamdan çıt çıkmadı.

Bu satırları yazdığım esnada, malum mesajın üzerinden 15 saat geçmişti. Ama Türkiye, istifaya neden olan sırlar bir yana, halen bir Hazine ve Maliye Bakanı’nın olup olmadığını tam manasıyla bilmiyor. Devletin durduğunun, sistemin çalışmadığının bundan âlâ kanıtı olabilir mi?

Üç maymun

İkincisi, medyanın içler acısı halidir. Adı “haber kanalı” olan yayın organlarının, dünyanın her yerinde birinci haber olacak bir olayı görmezden gelmesidir. Utanç verici bir acizlik içinde habere arkasını dönmesi, söylenenlere kulaklarını kapaması, milletin gözü önünde olup biteni görmezlikten gelmesidir.  Kamu tarafından finanse edilen ve sözümona kamu yayıncılığı yapan ajans (Anadolu Ajansı) ve televizyonların (TRT), kamuyu temel haklarından birinden (haber alma hakkı) mahrum etmesidir. New York Times, Reuters, Bloomberg, Die Welt gibi kuruluşlar Albayrak’ın istifasını dünyanın dört yanına ulaştırırken Türkiye’de ana-akım medyanın üç maymunu oynamasıdır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ülkeye istikrar, hız ve öngörülebilirlik getireceği söyleniyordu. Ama Türkiye’nin ayağındaki prangaları çözeceği iddiasıyla savunulan sistemin gelip dayandığı yer, işlemeyen bir devlet ve Sovyetik bir medya yapısı oldu.

Halil Berktay’ın deyimiyle “grotesk hal almış resmi sessizlik” ne zaman sona erer, önümüzdeki saatler ne gösterir bilinmez. Artık geri dönüş zor, ama diyelim ki iktidar içi pazarlıklarda bir neticeye varıldı ve Albayrak mevcut konumunda bırakılarak veya başka bir pozisyona atanarak gün kurtarıldı.

Ne olacak? Özünde değişen bir şey olmayacak, çünkü artık dikiş tutmuyor.

Önceki İçerikDavutoğlu: ‘Ülkenin kaderi hiçbir ailenin iç işlerine bağlanamaz’
Sonraki İçerikAlbayrak yokluğuyla güven verdi