Gençliğin üzerinde gücünü göstermek

Gençleri anlamak, taleplerini dinlemek yerine şiddeti tırmandırarak gücünü gösteren, giderek de nobranlaşan bir ‘ileri demokrasiye’ sahibiz çok şükür. Ülkenin gelecekteki kaliteli kadrolarını oluşturacak gençler devletin şiddet sınavından geçiyor bu günlerde…

Bu memleketin her zaman gençlerle sorunu olmuştur. Bakmayın siz “geleceğimiz onlardır” palavralarına. Devleti yönetenler değişse de zihniyet değişmez, öncelikle gençler baskı altına alınmaya çalışılır. Bu uğurda birçok genç kuşak yok olup gitmiştir. Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananları gördükçe aynı filmi tekrar tekrar izlediğim hissine kapılmam bu yüzdendir.

Boğaziçi Üniversitesi hiç şüphe yok ki ülkenin en önemli eğitim kurumlarından biri. 150 yılı aşkın bir eğitim geleneğinin yanı sıra ülkenin kaliteli iş gücünü yetiştiren bir üniversite aynı zamanda. Şu anda bizzat devlet tarafından terörize edilmek istenen öğrenciler, bu okula girebilmek için canlarını dişlerine taktılar. Okullarına bir gece ansızın tepeden inme rektör atanınca haklı olarak buna tepki gösterdiler. 28 Şubat sürecinde ikna odalarında başlarını açmadıkları için okula giremeyen öğrencilerin direnişlerinde haklı olduğu gibi… Çok şükür o günler geride kaldı, artık genç kızlarımız başı açık ya da kapalı okula girebiliyor.

Bugün de devletin yönetim kadrolarında bu türden gerilimleri sürekli olarak gündemde tutmaya çabalayan, sıkıştığında siyasi malzeme olarak kullanmaktan çekinmeyen bir iktidar var. Eskiden devleti yönetenler nasıl ki başını açmayı reddedenleri ‘terörist’ olarak yaftalıyorsa şimdiki iktidar da aynı yöntemi uyguluyor üniversite öğrencilerine. Başlarını açmayı reddeden öğrencilerin yaşadığı nobranlığı bu kez Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri yaşıyor. Gençleri anlamak, taleplerini dinlemek yerine şiddeti tırmandırarak gücünü gösteren, giderek de nobranlaşan bir ‘ileri demokrasiye’ sahibiz çok şükür. Ülkenin gelecekteki kaliteli kadrolarını oluşturacak gençler devletin şiddet sınavından geçiyor bu günlerde…

Kifayetsiz muhterisler

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi’ne ilk atadığı rektör Melih Bulu değil. 2016 yılında Erdoğan Prof. Mehmet Özkan’ı rektör olarak atamıştı. Kardeşinin AK Parti milletvekilliği yapmış olmasına karşın Özkan’ın rektörlüğü üniversite çevresinde kabul ve saygı gördü. Beş yıla yakın bu görevi sürdüren Özkan, her şeyden önce Boğaziçi’nde eğitim görmenin yanında uzun yıllar bu okulda öğretim üyesi olarak çalışan bir isimdi. Bir gece yarısı kararnamesiyle tepeden inme atanan Melih Bulu’nun ise üniversiteyle doktora dönemi hariç uzaktan yakından ilgisi yok. Sadece Boğaziçi Üniversitesi’nde değil herhangi bir devlet üniversitesinde çalışmamış, mesai harcamamış. Bu itibarlı üniversiteyi iyi bir biçimde yöneteceğinden herkesin kuşku duyduğu bir isim. Bu yüzden öğretim üyeleri de toplu halde öğrencilerin yanında protesto eylemlerine katılıyor. Hadi diyelim öğrenciler eylemlerinde haksız, üniversiteye yıllarını ve emeklerini veren bu öğretim üyeleri de mi haksız!

Üniversitenin dinamiklerini torpillemek için Melih Bulu’dan daha iyi bir isim bulunamayacağını yaşanan bir aylık süreçte görmüş olduk. Bulu yeteneğine, birikimine, bilgisine bakılmaksızın sadece kayıtsız şartsız biat edeceği öngörüsüyle üniversiteye atanmış belli ki. Üniversitedeki kedilerin bile karşı olduğu Melih Bulu’nun hiçbir şey olmamış gibi, büyük bir pişkinlikle orada oturması şaşırtıcı değil. Son yıllarda tepeden inme göreve getirilen ve tek sorumluluğu kendini oraya atayanlara karşı olan ‘kifayetsiz muhterislerden’ biri de Melih Bulu oldu.

İşte bu kifayetsiz muhteris rektöre karşı bir üniversite topluca direniyor. Şiddete sapmadan, gerektiğinde hayli eğlenceli eylemlerini dönüşümlü olarak yapıyorlar. Devleti yönetenler de bal gibi biliyor aslında öğrenci ve öğretim üyelerinin direnişlerinde haklı olduğunu. Bu yüzden devletin bütün gücünü kullanarak algı operasyonları ile birlikte yalanlara sarılıyorlar. Devletin nobran gücü bu barışçı eylemlerin üzerine bindi önceki gün. Polis şiddetiyle karşılaştı öğrenciler, gözaltına alındılar. Gözaltında alındıkları polis aracında çektikleri fotoğrafı gördüm. Hepsinin gözleri pırıl pırıl, aydınlık çocuklardı.

Rektör Bulu’ya gelince; bütün bu olup bitenlere rağmen istenmediği yerde durmaya devam eden birinin ne bilime ne akademiye ne de kendisine faydası olur. Adı, bu dönemin kifayetsiz muhterislerinden biri olarak tarihe altın harflerle kazınır.

Önceki İçerikDünya Sağlık Örgütü, komplo teorilerinin gözdesi olan laboratuvarda
Sonraki İçerikANALİZ – Etyen Mahçupyan iktidarın ‘yeni anayasa’ hamlesini yorumluyor