Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / İzlanda’ya 400 senelik borcumuzu nasıl ödedik?

İzlanda’ya 400 senelik borcumuzu nasıl ödedik?

Külliye’yi görünce en çok şaşıran NATO lideri İzlanda başbakanıydı. 38 yaşındaki Kristrún Frostadóttir, Ankara’dan evine en mutlu dönen lider. Türkiye’deki hayranları sayesinde Instagram’daki takipçi sayısı kendisine oy verenleri beşe katladı. Biz de farkında olmadan İzlanda’ya 400 senelik bir borcumuzu ödemiş olduk.
16

İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir’in NATO Zirvesi için geldiği Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki şaşkınlığının bir benzerini 400 yıl önce küçük ada ülkesinin güney kıyılarındaki hemşerileri yaşamıştı.

Osmanlı’ya bağlı özerk Cezayir ve Fas’tan yelken açan korsanlar, 1627’in yaz aylarında İzlanda kıyılarına baskın düzenlemişti. Sonradan Müslüman olan Hollandalı denizci Murat Reis liderliğindeki korsanlar köyleri yağmalamış, köle pazarında satmak için İzlandalıları kaçırmıştı. Baskına katılanların birçoğu ya Cezayirli ya da sonradan Müslüman olan Avrupalı denizcilerdi. Osmanlı’nın ise ne baskınlardan bir haberi ne de korsanlar üzerinde bir kontrolü vardı. Fakat İzlandalılar bu baskını tüm Müslümanları tanımlamak için kullanılan “Türk” sıfatıyla tarih kitaplarına not düştü.

Küçük bir ada ülkesi için büyük bir travmaydı. Köyler basılmış, kiliseler yakılmış, karşı çıkanlar katledilmiş, 400 İzlandalı kaçırılmış, köle pazarında satılmıştı. Sadece 50 kişi Danimarkalıların yardımıyla fidye parasını ödeyip özgürlüğüne kavuşabilmiş, ülkesine dönebilmişti. Cezayir’den İzlanda’ya dönenler kahraman gibi karşılanmış, yaşadıklarını kaleme alıp ölümsüzleştirmiş, adayı ürküten korsan baskını nesilden nesile aktarılan kolektif bir travmaya dönüşmüştü.

İzlandalılar savunmasızdı. Bağlı oldukları Danimarka Krallığı isyan çıkmaması için silahlanmalarına izin vermemiş, adanın güvenliğini bizzat üstlenmişti. Protestanların öncüsü Danimarka, Katoliklerce işgal edildiği 30 Yıl Savaşları’yla boğuşurken; İzlanda her türlü saldırıya açık hale gelmişti. Bu güvenlik açığından ilk faydalanan ise Cezayirli korsanlar olmuştu.

Kilise mozaiklerine yansıyacak kadar adayı sarsan korsan baskını, maalesef İzlandalıların Danimarka nedeniyle yenik sayıldığı son talihsiz vaka değildi.

1940’ta Nazilerin Danimarka’yı neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan işgal etmesi üzerine, İngilizler paniğe kapılmıştı. Her ne kadar Danimarka’ya bağlı olan İzlanda’nın özerk yönetimi tarafsızlığını ilan etse de Nazilerin adayı ele geçirmesi İngiltere’nin güvenliği için kabul edilemezdi. İzlanda olası bir İngiltere işgalinde Nazi donanması ve denizaltıları için iyi bir lojistik üs seçeneğiydi.

İngilizler Danimarka işgal edilir edilmez düğmeye bastı. 10 Mayıs 1940 sabah dört sularında, başkent Reykjavik sakinleri tuhaf bir uçak sesiyle yataklarından fırladı. Adaya yaklaşan İngiliz işgal gemilerinden kalkan bir keşif uçağı yanlışlıkla kentin üzerinde alçak uçuş yapmış, şehrin bir avuç sakinini uyandırmıştı. İzlandalıların yolcu uçakları dışında bir uçakları yoktu. Herkes başlarına geleni çözmüştü. Bu sefer adayı basanlar Cezayirli korsanlar değil, İngilizlerdi.

İzlandalıların işgali önceden öğrenmeleri pek bir şey değiştirememişti. Zaten orduları yoktu. İzlanda polisi yaklaşık 1000 kişilik işgal ordusunu limanda karşıladı, adanın tarafsızlığını bozmaya hakları olmadığını, bu yaptıklarının hukuksuz olduğunu söyledi. İngiliz askerleri polislerin uyarılarını dinledi, teşekkürlerini iletti ve adayı işgal etti. İlk işleri Alman büyükelçiliğini basmak ve diplomatları tutuklamaktı. Hiçbir direnişle karşılaşmadılar.

İngilizlerin cephede yükü artınca işgal sırası ABD’ye geçti. ABD askerleri işgal nöbetini İngilizlerde devraldı, adadaki işgalci asker sayısı toplam nüfusun %25’ini geçti. Adadaki her iki erkekten biri Amerikan veya İngiliz askeriydi. 50 bin kişilik bu işgal ordusu adanın yapısını değiştirmişti. Yollar, hastaneler yapılmış, yeni işletmeler açılmış, adaya yeni ürünler gelmeye başlamıştı. İşgale yönelik halk desteği de bu yüzden yüksekti. Fakat 50 bin kişilik işgal ordusu sosyal yapısını da yerle bir etmişti.

İzlanda hükümeti, işgal askerleri ve İzlandalı kadınlar arasındaki ilişkileri azaltmak için elinden geleni yapmıştı. İşgale direnme gücü olmayan emniyet güçleri tüm enerjisini bu meseleye harcıyor, İzlandalı kadınları takip ediyor, fişleme listeleri tutuyor, askerlerle kadınların nasıl tanıştıklarına dair raporlar yazıyordu. Pek rahat konuşulamayan bu toplumsal paniğe halk ve hükümet “Ástandið” adını vermişti: İzlanda dilinde “Durum”. Evlilik dışı doğan çocuklar, evlenme vaadiyle kandırılıp terk edilen kadınlar, fuhuşa sürüklenen gençler ve tecavüz vakaları.

Nazilerin cephede güç kaybetmesi ve Danimarka ile arasındaki anlaşmanın sona ermesi vesilesiyle İzlanda, 1944’te referandum ile bağımsızlığını ilan etti. İşgal askerleri adadan çekilmeye başladı. Fakat İzlanda, 2. Dünya Savaşı’nın bitmesiyle başlayan Soğuk Savaş’tan endişeliydi. Stratejik konumu nedeniyle Sovyetlerin dikkatini çekebilecek bir ganimetti. 1949’da NATO’nun kurucu üyesi oldu. Ordusu olmayan tek NATO ülkesiydi. Bunun üzerine 1951’de ABD ile savunma paktı imzaladı. Keflavik üssündeki Amerikan askerleri adayı koruyacak, bir saldırı olursa İzlanda için savaşacaktı.

Her ne kadar 2006’da ABD Başkanı Bush, Amerikan askerlerini adadan çekip askeri üssü kapasa da İzlanda güvenliğini ABD ve NATO’ya devrederek kendince kalıcı bir çözüm bulmuştu.

NATO üyeliği ve ABD askerleri, İzlanda’nın sadece Sovyetlere karşı kalkanı olmamıştı. İzlanda, Soğuk Savaş döneminde İngiltere ile deniz sınırı meselesi üzerinden karşı karşıya gelmiş. İngiltere’nin İzlanda’nın hak iddia ettiği deniz alanlarında balık avlamasına tepki göstermiş, İngiliz savaş gemileriyle İngiliz balıkçıların ağlarını kesen İzlanda sahil güvenliği sık sık birbirini taciz etmiş, hatta çarpışmıştı. İzlanda, NATO’dan çıkmak ve Amerikan üssünü kapatmak tehdidini savuruncaysa İngiltere, Sovyetlerin etki alanının genişlemesi endişesi ve ABD baskısıyla İzlanda’nın 200 millik münhasır ekonomik bölge ilanını kabul etmek zorunda kalmıştı.

Ordusu olmayan küçük bir ada ülkesi, diplomatik manevralarla İngiltere’ye diz çöktürmüş; 200 millik münhasır ekonomik bölge teamülü ise daha sonrasında uluslararası anlaşmalarda bağlayıcı bir kurala dönüşmüştü.

NATO ittifakının kurucu bir üyesi olmak, ordusu olmayan İzlanda’yı makus talihinden kurtarmıştı. İzlanda, devler tepişirken ezilmek yerine dünyadaki güç dengelerini okuyarak hayatta kalmaya çalışmış, Danimarka yenik sayılınca kaybeden olmayı reddetmişti.

İzlanda’nın belki bir ordusu yoktu, fakat İngiliz savaş gemilerine kafa tutan sahil güvenlik botlarının arkasında stratejik bir ittifak vardı. Cezayirli korsanlar, işgal gemileri, İngiliz askerlerine karşı savunmasız yakalanan İzlanda sakinleri artık daha rahat uyuyabilirdi.
Sanırım bu özgüvenli rahatlık nedeniyle olsa gerek, İzlanda aradan geçen zamana rağmen ordu kurmadı, Avrupa Birliği üyesi olmak hususunda bile çekingen kaldı, NATO üyeliğini yeterli gördü.

Ta ki İzlandalıların güvendiği dağlara Trump kar yağdırana dek.

ABD Başkanı İzlandalıları, 86 yıl önce alçak uçuş yapan İngiliz keşif uçağı gibi uyandırdı.

51 Grönland, 52 İzlanda

Grönland, doğal kaynakları ve stratejik konumuyla ilk döneminden beri Trump’ın satın almak istediği bir adaydı. Fakat Trump’ın 2024 seçimlerini kazanmasının ardından askeri güç ile adayı ele geçirme senaryosunu açıkça dillendirmesi yepyeni bir durum. Özellikle Maduro’yu kaçırması, İran’a savaş açmasının ardından bu tür tehditlerin “gündem olmaya çalışıyor” diyerek geçilmesi zor.

Nitekim Grönland’ın bağlı olduğu Danimarka bu tehditleri ciddiye aldı, ABD ile özel görüşmeler başlattı, Fransa ve Almanya’nın özel timleriyle olası bir işgale karşı mühimmatlı tatbikat bile yaptı. Tatbikatta Amerikan uçaklarının inmesi durumunda havalimanı ve yolların nasıl havaya uçurulacağı bile planlandı.

NATO üyelerini birbirine karşı savaş hazırlığına iten bu gerilimden en çok etkilenen ülkelerden biri de tabii ki tüm güvenliğini bu ittifak üzerine kurgulayan İzlanda. Trump’ın NATO’dan çekilme, bütçesini kısma tehditleri en çok İzlandalıların uykusunu kaçırıyor.

Bu yetmezmiş gibi, Trump’ın İzlanda için uygun gördüğü büyükelçi Billy Long’un kapalı bir ortamda “51. Eyalet Grönland, 52 ise İzlanda” şakası yapması İzlandalıları çok daha fazla öfkelendirdi. Elbette ABD’nin İzlanda’yı işgal etmesi olası değil. Fakat Trump’ın ciddi bir şekilde Grönland’ı ele geçirme planları yapması ve Amerikalı bir diplomatın bu konuyu İzlanda’ya bağlaması ordusu olmayan bir ada ülkesi için önemsiz görülecek bir mesele değil.

Bu yüzden, NATO’nun Trump ve Rusya kıskacında dağılmadığının teyit edilmesine, ABD başkanının bir NATO zirvesine katılmasına en çok ihtiyacı olanların başında İzlandalılar geliyordu.

İzlandalıların imdadına Ankara yetişti.

Zirveye katılarak Türkiye’ye gelen ilk İzlandalı başbakan ise NATO’nun en genç lideri 38 yaşındaki Kristrún Frostadóttir oldu.

Feminist hükümet Ankara’da

Genç başbakan, Yale’de uluslararası ilişkiler, Boston’da ekonomi yüksek lisansı yapan eski bir gazeteci ve ekonomist. Üst düzey bir bankacıyken 33 yaşında Sosyal Demokrat Parti’den siyasete atılmış, vekil olmuş. 2022’de ise %94 oyla partisinin genel başkanı seçilmiş. 2024 erken seçimlerinde oylarını yükselterek muhafazakar koalisyonu yıkmış, AB üyeliği gibi vaatlerle oyunu artırmış. Yeni doğan çocuğu kucağında seçim çalışmaları yapan başarılı bir siyasetçi.

Başbakanlığını üstlendiği kabine liberallerden ve solculardan oluşuyor. Koalisyona giren üç partinin lideri de kadın.

İzlanda Cumhurbaşkanı da bir kadın siyasetçi: Halla Tómasdóttir.

Kadınların yönettiği İzlanda, Ankara’ya neredeyse tamamı kadınlardan oluşan bir heyet ile geldi. Dışişleri Bakanı Þorgerður Katrín Gunnarsdóttir ve üst düzey danışmanı Ingileif Friðriksdóttir de Başbakan gibi İzlanda’yı temsil eden üst düzey kadın diplomatlardı.

Dışişleri Bakanı aynı zamanda koalisyon ortağı liberallerin lideri. Muhafazakarlardan AB karşıtı oldukları gerekçesiyle istifa eden liberal siyasetçi, kendi partisini kurup seçimlerden başarılı bir şekilde çıktıktan sonra sosyal demokratlarla anlaşıp hükümete girdi.

60 yaşındaki tecrübeli siyasetçi, genç başbakan ile oldukça uyumlu. Başbakanın gençliğini tecrübesiyle dengeliyor. Bu yüzden de ikili Ankara’daki zirve boyunca yan yanaydı. İki yakın dost ve koalisyon ortağı Ankara Kalesi’ni de birlikte gezdi.

Liberal bakan, “Türk lokumu” gibi şarkılarla paylaştığı selfie’ler çekerken; genç başbakan çok daha cool’du.

Nitekim ziyarette giydiği kıyafetler, mimikleri, sadeliğiyle Türkiye’de gündem olan başbakanın zirveden önce 18 bin takipçisi varken Türkiye’deki yeni hayranlarıyla 150 bin takipçiyi geçmiş durumda. 2024 seçimlerinde 44 bin oy alarak iktidara gelen başbakanın takipçi sayısı kendisine oy verenleri neredeyse dörde katladı.

Fakat İzlandalı siyasetçilerin Ankara’dan bavuluna attıkları sadece yeni takipçileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hediye ettiği kalem ve el tabancası olmadı.

Daha öncesinde Gazze’yi destekleyen Avrupa liderleri arasında yer alan, Filistin’i tanıyan ilk Batılı devlet olarak tarihe geçen İzlanda’nın bu mirasını hakkıyla sürdüren genç başbakanın bir sonraki hedefi, 29 Ağustos’taki AB referandumunu kazanmak. Genç başbakan, halkın AB üyelik müzakereleri lehine oy kullanması için çabalıyor. Ankara Zirvesi’nde verilen mesajlar da bu referandum için oldukça önemliydi. Zira Avrupa ülkelerinin Rusya karşısında kolektif güvenlik için bir araya gelmesi, savunma bağlarını güçlendirmesi İzlanda’nın çok daha sıkı bir işbirliği bulması için iyi bir fırsat. Başbakan savaşların arttığı bir dünyada AB üyeliğini savunma endişeleriyle çok rahat bir şekilde birleştirebilir.

İzlanda heyetinin Ankara Zirvesi’ne bu denli tutulmasının bir sebebi de yaklaşan referandum öncesi Avrupa’nın hâlâ ayakta olduğunu kamuoyuna gösterme isteği.

Ankara’dan İzlanda’ya götürdükleri en büyük hediye ise Trump’ın her şeye rağmen NATO zirvesine katılması.

“Babacık eve döndü”

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin özellikle Grönland konusunda ortalığı yatıştırmak için Trump’a “babacığım” (daddy) diyerek mesaj atıyor. Bunu bizzat Trump sosyal medyadan ifşa ettiği özel mesajlarla kamuoyuna duyurdu.

Bu nedenle Beyaz Saray, NATO zirvesi boyunca “babacık eve geri döndü” gibi tweetler atarak Rutte ile dalga geçti, Trump’ın “karizmasını” övdü. Zirveden sürpriz bir karar çıkmadı. Aynı tas, aynı hamam: Rusya ve Çin tehdit, savunma teknolojisine yatırım şart. Fakat zirvenin esas sürprizi, normalde toplantıya katılmaması beklenen Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ev sahibi olması nedeniyle kararını değiştirmesiydi.

ABD olmadan kolektif güvenlik konusunda yetim kalma endişesi taşıyan Avrupalılar, Trump’ın tehditlerine, dalga geçmesine, kendilerini aşağılamasına rağmen koşa koşa Ankara’ya geldi. Trump’ın onca gerilime rağmen NATO’ya sahip çıkması, zirveye katılması, birlik mesajlarının altına imza atması önemliydi.

Avrupa ordusu, yeni bir NATO, bölgesel işbirlikleri gibi senaryolar en azından kısa bir süreliğine ertelendi.

Fakat bunun uzun sürmesi imkânsız. Zirveye katılmayan ABD başkan yardımcısı JD Vance gibi isimler Trump’tan çok daha Avrupa düşmanı, NATO karşıtı. NATO’nun ABD’nin sırtında bir yük olduğunu düşünen sadece Trump değil. Cumhuriyetçi Parti’nin yeni kanadı, ABD’nin Rusya ile anlaşarak Putin’i Çin’den uzaklaştırmak derdinde. Rusya ile bağlarını kuvvetlendiren bir ABD’nin ise Avrupa’nın Rusya korkusu için milyonlarca dolar harcamasına gerek yok. Bu yüzden birçok yeni nesil Cumhuriyetçi Ukrayna’ya tepkili. Ukrayna’da barış sağlanmadıkça ABD’nin NATO ve Avrupa’ya yönlendirdiği odağının Çin’e kaymadığını görüp öfkeleniyorlar.

Trump’ın bu meseleyi ne olursa olsun çözme hevesinin de sebebi bu. Rusya’ya taviz vererek ilişkileri düzeltmek, NATO’nun mali yükünü kısmak en büyük isteği.

Böyle bir durumda, Avrupa ülkeleri Rusya’ya karşı hatta Trump’ın Grönland tehdidinde olduğu gibi ABD’ye de karşı savunmasız kalıyor.

Bu nedenle Ankara’da Avrupalıların buluşması, savunma sanayi şirketleriyle yeni bir seferberlik kurgulaması kendileri açısından oldukça önemli.

Ordusu olmayan İzlanda içinse hayati. İzlanda da Tükriye’nin ülkede büyükelçilik açmasına hızlıca yeşil ışık yakılması gibi hamlelerden anlaşılacağı üzere alternatif bölgesel ittifaklar ve ortaklıklar kurma peşinde. AB üyeliği projesi, İskandinav ülkeleriyle ortak hareket etmek de bu büyük planın bir parçası.

Belçikalı ve İngiliz liderler sıkı bürokratik kurallar nedeniyle kendilerine hediye edilen el tabancasını havalimanından içeri sokamadı, gümrükte veya imha edilmek üzere Ankara’da bıraktı. Silahlanma üzerine toplanan bir ittifakın liderlerinin hediye edilen küçük bir tabancayı bile ülkelerine sokamamaları NATO’nun geleceğinin trajik bir özeti, Avrupa bürokrasisinin güvenlik endişeleri karşısında yetersizliğinin komik bir tablosu.

İzlanda başbakanı hediyeyi ne yapacak meçhul. Macaristan’ın çiçeği burnunda yeni başbakanı Magyar gibi heyecanla silahı art arda sosyal medyada paylaşmadı.

Fakat İzlandalı lider, diğerlerine göre şanssız. Silahın nasıl çalıştığını soracağı bir genelkurmay başkanı bile yok.

Sanırım tam da bu yüzden, herkes Trump’ın açıklamalarını, Çek başbakanı ve Cumhurbaşkanı arasındaki kavgalı elti gerilimini, Macron’un gözlüğünü, akşam yemeğindeki menüyü, Meloni’nin cool yürüyüşünü konuşurken zirvenin sonuç metinlerine, alınan kararlara, NATO’nun geleceğine en çok odaklanan da İzlandalılardı. Evet, Cezayirli korsanlar artık tehdit değil, fakat uluslararası düzeni yıkan ülkeler ve liderler de geçmişteki korsanlar kadar kural tanımaz ve sınırsız. Korsan travmasının devam etmesi bu yüzden şaşırtıcı değil.

1627’deki korsan baskınında Osmanlı’nın aktif bir rolü yoktu. Fakat İstanbul belki korsanlar üzerindeki hakimiyetini sağlasaydı, eylemlerini sınırlasaydı, caydırsaydı, baskın gerçekleşmezdi. Merkezi otoritenin boşluğundan korsanlar faydalanmaz, insanlara zulmetmezdi. Belki gerek yoktu, belki de bekleyen bile yoktu, ama yine de İzlandalılar özürlerini 400 sene sonra gecikmeli de olsa Ankara’daki NATO Zirvesi’nde aldı.

İran’daki ABD yenilgisi, Gazze soykırımı ile yaşanan itibar kaybı, Trump güllesi ile sarsılan ittifak ortaklığı ile güç kaybeden NATO’nun cılız bir sesle olsa da Ankara’da “buradayız” demesi; küçük ada ülkesini şimdilik rahatlattı.

İzlandalılar şimdilik rahat uyuyabilir. 400 sene önce bırak, engellemeyi; haberimizin bile olmadığı bu travmatik korsan saldırısının bir benzeri yaşanmayacak. En azından kısa bir süreliğine.

Bu rahat uykunun ne kadar süreceğini ise Trump’ın keyfi belirleyecek.

NATO’nun kaderini belirlediği gibi.

Fildişinden öneriler:

  • Uraz Kaspar, İzlanda’da yaşıyor ve T24’te İzlanda’yı yazıyor. İzlanda siyasetine doyamayanlar mutlaka takip etmeli. https://t24.com.tr/muhabir/uraz-kaspar
  • Antonio Tabucchi’nin “Pereria İddia Ediyor” romanını yeni bitirdim. Salazar diktatörlüğünde apolitik bir kültür yazarının durduk yere nasıl siyasi bir kahramana dönüştüğünü anlatan çok keyifli bir roman. Tam bir yaz okuması. Mutlaka alın ve okuyun.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın