Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Kırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler

Kırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler

Son 14 yılda yaşanan iki büyük siyasal kırılma yaşandı: 2012 Bingazi saldırısı ve 7 Ekim 2024 Hamas saldırısı. İlkini kaçıran Türkiye yeni sürece hızla adapte oldu. Kürtler bir kırılma yaşanmamış gibi davranıp inisiyatif alamadı.

Kimi siyasal kırılmalar öyle şiddetli olur ki sadece kırıldığı bölgeyi değil uluslararası siyaseti de derinden dönüşüme uğratır.

Bu kırılmaların siyasal sonuçlarını okumak için, çok ciddi öngörülere sahip olmak gerekiyor.

Ama çoğu zaman ne yazık ki okumadaki öngörü yetersizliği bu kırılmanın boyutunu daha da büyüten bir hale dönüştürüyor.

Son 14 yılda yaşanan iki büyük siyasal kırılmaya baktığımızda gördüğümüz tabloda değişim ve gelişmeleri okuyamamanın boyutları ile karşı karşıya kaldığımızı net olarak görmek mümkün.

İlk siyasal kırılma 12 Eylül 2012 yılında ABD’nin Bingazi Büyükelçisinin öldürülmesi ile başlayan ve Arap Baharının tersine dönmesini sağlayan ama en önemlisi de Şii hilalinin önünü açan parantezin açılmasını doğuran siyasal kırılmadır.

Bu süreçte bütün uzmanların ortak görüşü olarak kabul gören ” İsrail’in korunması ” stratejisi ilk kırılmada hiç söz edilmeyen bir strateji olarak kayda geçti.

Öyle ki İsrail açısından bir numaralı düşman olarak görülen Hizbullah’ın 2013 Nisanında Suriye savışına dahil olması, İran’ın her yönü ile Suriye savaşında var olması ve 2015 yılından itibaren de Rusya’nın Suriye savaşının bir yürütücüsü olması ve Esad’ın 2024 8 Aralık’a kadar kazanan taraf olması bile İsrail ve ABD’yi hiç de endişeye sürükleyecek bir tablo olarak görülmedi.

Şii hilalinin önünün açılması ve bugün açısından okunan “İran rejiminin yok edilmesi gerekir” denilen düşünce, o gün hiç gündemde olmayan bir düşünce olarak duruyordu.

Elbette her kırılmanın arka planında siyasal, sosyal ve ekonomik nedenler vardır ve bu nedenlerin toplamının yaratmış olduğu direncin varlığı nedeni ile kırılmaların boyutu bölgesel ve uluslararası düzlemi yeniden dizayn etmeye neden oluyor.

Türkiye bu kırılmada 2013 çözüm surecini başlatarak kısmi olarak Kürt Meselesinde ön almaya çalıştı. Fakat, kırılmanın uluslararası ölçeğini okuyamadığı için 2015 yılının sonlarına kadar da İŞİD’i bir tehdit olarak algılayamadı ve her ne kadar Rusya’nın Suriye’ye girmesi ile beraber kendisi de Suriye topraklarına girmişse bile ancak 2018 Ağustos ayındaki Rahip Andrew Brunson olayı ile uluslararası boyutunu görmeye başladı.

O zamana kadar da kırılmanın galipleri olan Mısır, BAE ve Suudi Arabistan’la kavga içinde içeride iktidarda kalma adına hızla otoriter bir yapılaşmaya gidiyordu. Tercihini uluslararası izolasyona rağmen iktidarda kalma stratejisine dayandırdı. Bunun ağır bir ekonomik faturası oldu ve demokratikleşme hedefi de rafa kalktı.

ABD’de yaşanan seçim sonuçları ve Trump’ın seçim yenilgisi bu kırılmaya bir mola verecek aman yarattığı için, Türkiye okuyamadığı uluslararası konjonktürü tamir etmek için kavgalı olduğu devletlerle tek tek barışma turlarına çıktı.

Birinci kırılma kendi rutininde inşaya devam ederken, ikinci kırılmanın alt yapısı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ile kendi hazırlığını yapıyordu ama bunu bir ikinci kırılma dalgasının başlangıcı olarak görmek için yeterli veri yoktu.

Ta ki 7 Ekim Hamas saldırısına kadar. Bu saldırı sadece İsrail’e yönelik bir saldırı olarak kalmadı bütün uluslararası ilişkileri ters yüz eden bir dalganın ateşlenmesi haline geldi.

Ve tarih hem bölgesel, hem de küresel ölçekte hiç bir şeyin artık eskisi gibi olmayacağını gösteren bir zaman dilimi olarak yazdı, 7 Ekim Hamas saldırısını.

Bu saldırı, sadece dünya devletlerinin içler acısı ruh halini ortaya çıkarmadı, aynı zamanda birinci kırılmanın galibi olan Şii hilalini bir numaralı düşman potasına soktu.

7 Ekim’deki saldırı ikinci kırılma olarak tarihe geçti ve bu kırılmayı Türkiye 8 Aralık 2024 yılına kadar okuyamadı ve hala Esad ile görüşerek Suriye’de olası bir Kürt kaygısını gidermeye çalışıyordu.

Aynı şekilde Suriye’deki Kürtler de 14 yıllık uzun bir zaman çizelgesine rağmen, bölgesel ve küresel koşulların değiştiğini ve bu değişime önceden hazırlıklı olmayı öngörmekten yoksun kaldılar.

Doğrudur Kürtler IŞİD ile mücadelede binlerce insanını kaybettiler ve IŞİD’e karşı bir kahramanlık destanı yazdılar. Fakat bu siyaset ve siyasal çıkarlar açısından ömür boyu sürecek bir sermaye değildir.

Türkiye yeni sürece hızla adapte olurken Kürtler sanki olağanüstü bir kırılma yaşanmamış gibi ve bölgede yeni aktörlerin varlığı oluşmamış gibi ve bu kırılmanın geçici bir durum olduğunu sanarak davranış kodlarını harekete geçirecek inisiyatifi alamadılar.

Oysaki yeni Şam yönetimi her gecen günü kendi meşruiyetini artırmak için uğraşırken, Kürtler birinci kırılmada elde ettikleri kazanımlara yatırım yapmaya devam ettiler. Oysa bunun mümkünü kalmamıştı.

Nitekim 30 Ocak anlaşması ile bu çıplak gerçek ortaya çıktı.

Kürtler birinci kırılmada elde ettikleri ve kendilerine ait olmayan kazanımları kendilerine ait olan kazanımları korumak adına hamle yapabilirlerdi. Ve bu Halep’te bulunan iki mahallenin çatışmalar yaşanmadan çok önceden diploması yetenekleri ile hayata geçirilip Fırat’ın batısından çekilmeyi önceden bir fırsata dönüştürerek yapabilirlerdi.

Öyle olmuş olsaydı, bugün eldeki kazanımlardan çok daha fazla meşruiyet elde ederlerdi ve yaşadığımız sorunlar da yaşanmazdı.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın