Bu yaz tatile nereye gidemesek?

Bundan 5 yıl önceki orta sınıf hayatından kast edilen maddelerden biri de yazın ailece tatile gidebilmekti. Dört kişilik bir orta sınıf aile Ağustos ayında Antalya’da daha önce gittikleri türden deniz kenarındaki her şey dahil usulü çalışan otellerden ortalama kalitede olan birini dahi tercih etseler sadece dört gece için 20 ile 40 bin TL arasında bir para ödemeleri gerekiyor.

Okullar kapandı, havalar ısındı. Türkiye’de henüz bir yazlığı olmayan orta sınıf ailelerin evlerinde bu aralar tek bir gündem var.

Bu yaz tatile bir yere gidebilecek miyiz?

Ailece tatile gitmek Türkiye’de orta ve üst sınıf ailelerde kitlesel turizmin son 40 yılda yaygınlaşmasıyla oturmuş bir gelenek.

Özellikle son 20 yılda milli gelirin yükselmesi, uçak yolculuğunun lüks olmaktan çıkması, otoyolların ve araba sayısının artması, otel seçeneklerinin çoğalması ve tabii şehirleşme ve yoğun çalışma temposuyla tatil bir alışkanlık ve ihtiyaç haline geldi.

Son üç yazı pandemi yasakları yüzünden tatilsiz geçirenler, maske ve mesafe kısıtlarının kalktığı bu yazı iple çekiyorlardı.

Ama tatil planları yapmak için bilgisayarlarının başına oturanlar ülkenin enflasyon gerçeğiyle sert bir yüzleşme yaşadılar.

Muhalefet enflasyon ve ekonomik sorunları açlık sınırı ve ekmek bulamamak üzerinden konuşarak Erdoğan’ın o tepkisindeki gibi bir ölçüde abartıyor.

Halbuki gerçeğin abartıya ve ajitasyonu ihtiyacı yok. Ekmek bulup, aç kalmayınca enflasyondan ve yoksullaşmadan kurtulmuş olmuyorsunuz.

Enflasyon ve doğal sonucu olan gelir kaybı bütün kesimleri etkiliyor.

En çok acıttığı kesim ise AK Parti iktidarı yıllarında genişleyen orta sınıf.

Köylerden ve kasabalardan şehirlere taşınmış, maaşlı bir işte çalışan ya da ticaret yapan, kaloriferli ve asansörlü bir apartmanda oturan, kendi evi olan ya da kirasını ödeyebilen, araba almış, haftada bir ailece dışarıda yemek yiyebilen, yazın da bir çeşit tatil yapabilen ülkenin orta gelirli geniş ve esas karar verici kitlesi bu orta sınıf.

Enflasyon yüzünden aç ya da açıkta değiller belki.

Ama enflasyona karşı dirençli olmayan gelirleri yüzünden uzun bir süredir elinde olanları ve alışkanlıklarını kaybediyorlar, hayat tarzı olan rutinlerinden tek tek vazgeçiyorlar.

Elinde olanı kaybetmek, bunlara hiç sahip olamamışlardan daha acıtıcı.

Enflasyonla üst sınıf ve alt sınıf genişliyor, orta sınıf ise yok oluyor. Ya zengin ya da fakir oluyorsunuz. İkisi arasındaki uçurum ise korkutucu bir biçimde büyüyor.

“Nasıl kriz var, her yer dolu diyenler” o genişleyen ve zenginleşen yüzde 20’lik üst sınıfı görüyorlar.

Yatırımlarını dövizde tutanlar, enflasyona göre elindeki ürünlerin fiyatlarını artırabilenler daha zenginleşiyor, bu ekonomik krize maaşlarla ve küçük işletmelerle yakalananlar ise hızla fakirleşiyor.

Artık ortalama bir lokantada ailece yemek yiyince aylık gelirinde önemli bir boşluk oluşan aileler ile bu rutinlerini devam ettirebilenler arasındaki hayat tarzı makasları açılıyor, gettolar oluşuyor, bu toplumsal gerilimi artırıyor. Özellikle eskiden takılabildikleri arkadaşlarıyla takılamayan gençler arasında artan sınıfsal fark, bunun yaratacağı öfke herkesi ürkütmeli.

İktisat profesörü Sadi Uzunoğlu’na göre bugün orta sınıf olmak için en az ayda 40.000 TL gelire ihtiyaç var.

Yani artık sadece üst düzey yöneticileri kapsayan bir sınıf orta sınıf.

Bundan 5 yıl önceki orta sınıf hayatına devam edebilmek için bugün aylık gelirin 40 bin TL olması gerekiyor.

İstanbul’da bir ailenin oturabileceği asgari şartlardaki bir dairenin kirasının bile 7 binden başladığı düşünülürse bu rakam hiç de abartılı değil.

Bundan 5 yıl önceki orta sınıf hayatından kast edilen maddelerden biri de yazın ailece tatile gidebilmekti.

Dört kişilik bir orta sınıf aile Ağustos ayında Antalya’da daha önce gittikleri türden deniz kenarındaki her şey dahil usulü çalışan otellerden ortalama kalitede olan birini dahi tercih etseler sadece dört gece için 20 ile 40 bin TL arasında bir para ödemeleri gerekiyor.

Buna dört kişilik bir ailenin 6 ile 8 bin arasında değişecek uçak yolculuk masrafları dahil değil.

Artık yüzde 70 yabancıların tercih ettiği bu otelleri pahalı bulup, daha küçük ve butik otellere doğru yönelseler bile örneğin Antalya’da lüks olmayan pansiyon ve butik otellerin gecelik oda fiyatları bile 2500 ile 3000 arasında değişiyor.

Bu otellerin çoğu oda kahvaltı. Yani 12 bine varacak dört gecelik bir tatile her biri en az 300 TL tutacak, 8 öğün yemek dahil değil.

Tabii artı uçak masrafları.

Bloomberg’in hesabına göre dört kişilik bir ailenin kısa süre bir yaz tatili için en az 22 bin TL vermesi gerek.

Bu küçük otellerin fiyatları yine Bloomberg’e göre Çeşme’de 6 bin, Bodrum’da 5 bin, Marmaris’te 7 bin TL, Bozcaada’da 8 bin 500 TL, Fethiye Ölüdeniz’de 6 bin 600 TL, Balıkesir Ayvalık’ta 7 bin 500 TL’den başlıyor.

Bu fiyatlar muhafazakarların rağbet ettiği otellerde iki katına kadar çıkabiliyor.

Deniz tatilinden vazgeçip varsa memleketine gitmeye karar vermek de çare değil.

Dört kişilik bir aile yine en az 6 bin TL uçak, en az 3 bin TL otobüs masrafını göze almalı.

Tabii memlekette 3 öğün bedava yemek yiyebileceği bir baba ocağı varsa.

O yüzden şehirler boşalmıyor. Aksine yerli insanlara uçuk gelen bu fiyatları çok uygun bulan yabancı turistler ve gurbetçiler Türkiye’ye akın ettiği için şehirler de kalabalıklaşıyor.

O yüzden de İstanbul, İzmir, Antalya gibi şehirlerde hizmet sektöründeki bütün fiyatlar bu fiyatları çok uygun bulan ve mızmızlanmadan ödeyen yabancı turistlere göre belirleniyor.

Bu da fiyatları ayrıca artıyor, herhangi bir iyileşme, kampanya yapma, fiyatları düşürme gibi adımları engelliyor.

Böylece ülkenin orta sınıfları yazın ortasında yıllardır yapabildiği tatili yapamadan oturuyor.

Muhalefet de ekonomik krizi sadece açlıktan, ekmek bulamamaktan anlatınca bu geniş kitle temsil de edilmiyor.

Ekmek bulabilene ve aç kalmayana şükretmek düşüyor.

Bütçesini denkleştirip bir akşam yemeğe gidince ise “E hani ekonomik kriz vardı” konuşmaları içinde kalıyor.

Temsil krizi yaşayan orta sınıf radikalleşiyor, denk hayat standartları olanlarla aralarında açılan makas onları öfkelendiriyor, bu yüzden hızla öfkeli siyasetlere kapılıyorlar.

Bir kısmı öfkesini yabancılardan, bir kısmı çaresizce bu yoksullaşmaya ortaklık eden mültecilerden, bir kısmı da bu duruma sebep olduğunu düşündüğü, halbuki çoğunluğu aynı yoksullaşmanın mağduru olan sıradan muhafazakar seçmenden çıkarıyor.

Yani bu yaz orta sınıflara tatil yok, böylece bu yaz nereye gitsek derdi de yok.

Bu dertler lüks değil, bunları dillendirmek de ayıp değil.

Böyle bir ülkede 5.500 TL asgari ücretle aile geçindirmeye çalışacak insanlara ise sabır ve bereket dilemekten başka elden bir şey gelmez.