Ana SayfaGÜNÜN YAZILARI“Erkek mağduriyeti”nde dezenformasyon sefaleti: Nafaka nedir?

“Erkek mağduriyeti”nde dezenformasyon sefaleti: Nafaka nedir?

“Babamız” başka hayatlara yelken açmak isterse, sıkılırsa, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulama hakkını kendinde bulursa, bir zamanlar “evin hanımı” ve “kutsal anne” olan bu kadın ve “en az üç çocuk” ya da çocuklar ne yapacak? Kadın hem çalışmasın, çocuklarını kimseye bırakmayıp büyütsün, evine tapsın, yarını yapsın hem de ekonomik olarak bağımsız bir hayat kurabilsin... Bütün bu görevlerden azade erkeklerin bile bunca zorlandığı ekonomik hayatta kadınlara yüklenen bu kurgunun neredeyse imkânsız olduğu yeterince açık değil mi? Erkekler, kadınların ne kadar kötü koşullarda olurlarsa olsunlar, boşanmayı göze alamamalarını, “çocukların annesi” olarak bir kenarda ömür tüketmelerini istiyorlar.

Önce nafaka konusunun “erkek mağduriyeti” cephesinde o çok arayıp da bulamadığımız içeriğinden bahsedelim:

Nafaka nedir?

“Boşanma davası devam ederken ya da davanın sona ermesiyle ekonomik zorluğa düşecek olan tarafa, diğer tarafın kendisi ve velayeti altındaki çocukların geçimlerini sürdürebilmeleri adına verilen/talep edilen maddi destektir.” (Konda, Yoksulluk Nafakası Dosyası, Mart 2020)

Nafaka türleri nelerdir?

“Boşanma davasının açıldığı günden başlayarak dava süresince eş ve çocuğa ödenmesi gereken nafakaya TEDBİR nafakası, boşanma davasının bitip kesinleşmesinden sonra eş için ödenen nafakaya YOKSULLUK, çocuk için ödenen nafakaya da İŞTİRAK nafakası denir.” (Konda, Mart 2020)

Bu tanımlardan yola çıkarak, her ne kadar yasalarda eşlerden kadın ya da erkeğe verilmesi konusunda bir ayrım olmasa da, “erkek mağduriyeti” ile anılan nafakanın Yoksulluk Nafakası olduğunu anlıyoruz. Erkeklerin eşlerini “çalıştırmama”yı, hatta mümkün olduğu kadar evden çıkarmamayı bir “gurur kaynağı” yaptığı ülkemizde, yoksulluk nafakası verilecek tarafın çoğunlukla kadınlar olması size şaşırtıcı geliyor mu?

Çocuk, yaşlı bakımı, evin temizliği, ailenin beslenmesi vs kadının “doğal” görevi sayılıyor, üstelik her platformda devlet büyüklerimiz tarafından bu görev gururla vurgulanıyor, en az üç çocuktan bahsediliyor.

Anneler Günü şarkılarında gözyaşları içinde söylüyoruz: “Çocuğa bakar anne, evine tapar anne, gece gündüz çalışır yarını yapar anne.”

Peki bütün bunları yaparken, herhangi bir maddi güvencesi var mı? Kadının eviçi emeğinin maddi bir karşılığı var mı? Bunların yapılması için herkesin erişimine açık kreş, bakımevi vs açmak gibi devlet tarafından alınan yeterli önlemler var mı? Tamamının cevabı maalesef ki, “hayır”. Bu durumda kadın ve çocukların geçimi, erkeğin, “babamız”ın insafına terk edilmiş durumda. Bunun, içerdiği “insaf” kriterinden dolayı “ekonomik şiddet”e dönüşmesi ihtimali her zaman var.

“Babamız” başka hayatlara yelken açmak isterse, sıkılırsa, fiziksel ve psikolojik şiddet uygulama hakkını kendinde bulursa, bir zamanlar “evin hanımı” ve “kutsal anne” olan bu kadın ve “en az üç çocuk” ya da çocuklar ne yapacak? Kadın hem çalışmasın, çocuklarını kimseye bırakmayıp büyütsün, evine tapsın, yarını yapsın hem de ekonomik olarak bağımsız bir hayat kurabilsin… Bütün bu görevlerden azade erkeklerin bile bunca zorlandığı ekonomik hayatta kadınlara yüklenen bu kurgunun neredeyse imkânsız olduğu yeterince açık değil mi?

Nafaka işte Türkiye için standart bir görünüm olan bu yapının içinde anlam kazanıyor. Dolayısıyla, kadınlar bunlarla başlıyor söze. Çünkü, sözün uzandığı yerde, kadınların hayatının yok sayılması ile karşılaşıyoruz. Erkekler, kadınların ne kadar kötü koşullarda olurlarsa olsunlar, boşanmayı göze alamamalarını, “çocukların annesi” olarak bir kenarda ömür tüketmelerini istiyorlar. Türkiye’de bir tür “cinskırım” haline getirilen kadın cinayetlerinin, yani kadınların erkekler tarafından öldürülmesinin birinci nedeni de kadınların ayrılmak/boşanmak istemesi.

Üstelik ortalıkta esip kükreyip, ödedikleri nafakalar hakkında rakamlar savururken, bu nafakanın yoksulluk mu yoksa iştirak nafakası mı olduğunu söyleme gereği bile duymuyorlar.

Nafaka miktarları hakkında atıp tutmak deyince bir konuyu daha açıklığa kavuşturmak gerekiyor: Türkiye’de hiçbir mahkemede hakim tarafından dolar ya da başka bir döviz birimi üzerinden nafaka belirlenmiyor. Ayda 5-10-15 bin dolar yoksulluk nafakası verdiğini söyleyenler, bunların anlaşmalı boşanma olduğunu söylememeyi tercih ediyorlar. “Erkek mağduriyeti”nde en sevilen konulardan biri, sayıca çok çok az olan ve erkekle kadın arasında serbestçe yapılan adı üstünde “anlaşmalı boşanma”ya dayanıyor. Böylelikle asıl meselenin üstü, sansasyonla kapatılmaya çalışılıyor.

Türkiye, Küresel Cinsiyet Eşitliği Uçurumu Endeksine göre 149 ülke içinde çeşitli yıllar arasında küçük yer değiştirmelerle hep son 20’de yer alıyor. Kadın istihdamı oranı % 28 civarında. Yaklaşık her dört kadından sadece biri çalışabiliyor. Çoğunlukla aynı iş için bile çok daha düşük maaşlarla…

“Sayısal bulguları özetleyecek ve ortaya çıkan resmi genel hatlarıyla çizecek olursak, boşanmaların çoğunluğunda cinsiyete dayalı şiddet epeyce yaygın ve davaları büyük çoğunlukla kadınlar açıyor. Velayet çoğunlukla kadına veriliyor ama iştirak nafakalarının ancak yüzde 70’i kabul ediliyor. Erkeklerin yarısı bu nafakaları ödemiyor. Yoksulluk nafakası taleplerinin ise ancak yarısı mahkemelerce kabul görüyor. Halbuki kadınlar eğitim ve çalışma açılarından toplumsal konum olarak erkeklerin gerisinde. Yüzde 45’inin herhangi bir geliri yok. Mahkemeler nafaka yükümlülerinin, yani boşanan erkeklerin sosyo-ekonomik durumunu sadece polis tutanaklarına dayanarak, denetlemeksizin belirliyor. Nafaka meblağlarının sadece %2’si 2000 TL’nin üstünde. Enflasyonun ve kadınların şiddetten bir an önce kurtulmak istemelerinin de etkisiyle, sonuçta nafaka olarak bahsedilen meblağlar çoğunlukla aylık 500 TL’nin altında.” (Konda, Mart 2020)

Her genellemede olduğu gibi bu genellemelerde de özel tek konulara inildiğinde istisnalar ile karşılaşmak mümkün. Bu istisnalar içinde gerçek erkek mağduriyetlerinden bahsetmek de, kuşkusuz mümkündür. Ama bahsederken gerçek veriler ve olgusal olarak doğru tespitler kullanılmazsa, yine döner dolaşır dezenformasyon konusuna geliriz.

Peki, yoksulluk nafakasının olmadığı iddia edilen sınırları neler?

“Nafaka karşıtlarının temel argümanı, kadına bağlanan nafakanın süresiz, ömür boyu ödenecek bir nafaka olduğu iddiası. Bu konu Anayasa Mahkemesi’ne götürüldü ve mahkeme yoksulluk nafakasının süreli olarak bağlanması talebini reddeddi. (AYM, 2011/136 E., 2012/72 sayı ve 17/05/2012 tarihli kararı).

…kararda şu gerekçelere yer verilmişti:

“…’süresiz olarak’ ibaresinin, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir. Kanun koyucunun… ‘süresiz olarak’ ibaresine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.

Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır.

Mahkeme kararında da belirtildiği gibi nafaka “şartları bulunduğu sürece” ödenmektedir. Öncelikle TMK 175. Madde, boşanma yüzünden yoksulluğa düşme, kusuru daha ağır olmama koşullarıyla nafaka bağlanabileceğini belirterek herkese nafaka bağlanmasını engellemektedir. Bu barajı geçenlere “süresiz” olarak bağlanan nafakanın hangi koşullarda ortadan kalkacağını, yani “süresinin dolmuş olacağını” ise TMK 176 düzenlemektedir.

TMK 176’ya göre yeniden evlenme ve ölüm halinde nafaka herhangi bir mahkeme kararına gerek olmaksızın kendiliğinden kalkar. Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde nafakanın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

Görüldüğü gibi, bağlanan nafakanın kaldırılması veya azaltılması konusunda oldukça net bir yasal düzenleme vardır…” (Av. Hülya Gülbahar, Kadına Karşı Ekonomik Şiddet Bağlamında Nafaka Meselesi ve Diğer Bazı Hususlardaki Tartışmalar, Aralık 2020) (EŞİK – Eşitlik İçin Kadın Platformu » Medeni Yasa ve Nafaka (esikplatform.net))

Nafaka konusunu özetleyip geçmek çok zor. Toplumsal koşullara, verilere ve yasaların ayrıntılarına kulak tıkamak ve olguları çarpıtmak ise çok kolay. Kadın hakları örgütlerinin/aktivistlerinin hazırladığı/hazırlattığı çok sayıda rapor/makale var. Bunlara internet üzerinden bir tık ile ulaşmak mümkün. Diğer yandan devletin başta nafaka olmak üzere toplumsal cinsiyetle ilgili her türlü veriyi ve istatistiği yayımlamasını isteyenler de yine kadınlar. Peki, nafaka konusunda “erkek hakları” savunucularının hazırladığı herhangi bir makul/olgusal/kapsamlı rapora ya da makaleye rastlayanınız var mı? Böyle çalışmaların varlığından haberdar değiliz. Varsa, bu raporların tartışılmaya açılması gerekmez mi? Tartışma zeminini gerçeklere dayandırmak erkekler açısından da daha adil olmaz mı?

Önceki yazımda “erkek mağduriyeti” konusunda inceliksiz ve zahmetsiz dezenformasyondan bahsetmiştim. Yazıyı şu sorularla bitirmiştim:

“Peki, bu konudan, yani nafaka hakkındaki “erkek mağduriyeti”nden bahseden daha donanımlı olmasını beklediğimiz uzmanların (örneğin hukukçuların) dili nasıl? Aradığımız olgusallığı ve güçlü argümanları orada bulabiliyor muyuz? Yoksa yine bir dezenformasyon sefaleti ile mi karşı karşıyayız?”,

Ne var ki, bu yazıda da, nafaka hakkındaki açık ve net bilgilere değinme zorunluluğundan dolayı “erkek hakları savunucusu” olarak nitelendirilebilecek uzmanların ya da örneğin, 11 Ekim 2023 tarihinde Meclise nafaka hakkında yasa tasarısı sunan Yeniden Refah Partisinin görüşlerine vs gelemedik.

Haftaya bunların dezenformasyon olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğine birlikte karar verelim.

- Advertisment -