Farioli Torrent’e karşı

Galatasaray genç ve dinamik bir takım, bazı şeylerin zaman alacağını ben de biliyorum ama zamanı böyle zırva şeyler ile harcamak hiç doğru değil. Sağlam bir oyun planı için sabretmek doğru ama o oyun, bu oyun değil.

Farioli x Torrent kapışmasında benim kişisel beklentim standartları yüksek bir maç ve oyundu. Doğrusunu söylemek gerekirse, maç öncesinde hangi taraf ile duygusal bir bağ kurmam gerekiyor sorusuna bir yanıt bulamadım. Çünkü Farioli, Türkiye liginde en beğendiğim teknik adamdı ve şimdi ona çok sevdiğim bir ortak gelmişti, Torrent. Kararsızlığım maç bitimine kadar devam etti ve bu duygusal karmaşada tarafsız bir noktada kalmayı başardım sanıyorum.

Bilen bilir, Farioli’nin savunma dengesi üzerine inşa edilen oyununa hep hayranlık duydum. Karagümrük pratiğinde bazı sorun yaşasa da Farioli bu tavır ve yorumunu değiştirmedi ve kendi oyununa skordan bağımsız bir değer biçti. Hayranlığımın nedenlerinden biri de bu teknik adamlık tavrıydı. Oyununa inanıyor ve skora rağmen bu oyunda ısrar ediyordu.

Karagümrük’ten Alanyaspor’a transfer olduğunda, ilk üç maçında da aynı oyun ve aynı tavırlara sadık kaldı. Son Galatasaray maçında da aynı oyun pratiğine yine özgürlük tanıdı. Farioli, açılış paslarıyla topu ve oyunu kendisine istediğini ilan ediyor. Kaleci Marafona’dan başlayan kısa pas organizasyonu, önce rakibi baskıya davet ediyor. Hatta rakibi kışkırtıyor dense yeridir. Bu kışkırtma yersiz ve nedensiz değil. Rakip yerini terk etmedikçe, akışkan bir oyun için alan bulmak zordur. Kaleci Marafona ve diğer savunma oyuncuları, ilk pası atmakta acele etmezler, rakip yerini terk ettikten sonra, topu rakibin terk ettiği alana taşımak için üç kişilik bir bant kurulur ve üçüncü pas mutlaka rakibin terk ettiği alana taşınır.

Bütün maç boyunca Alanyaspor bu açılış pasları taktiğini başarıyla uyguladı. Bir kez olsun ne topu Galatasaray’a kaptırdı ne de gelişigüzel ileriye vurdu. Başarı ile kat edilen alan sadece topu ileriye taşımaz, aynı şekilde takım da ileriye doğru yeni mevzisine yerleşir. Topun birinci bölgeden ikinci bölgeye başarıyla taşınması, defans ve orta sahanın bitişik oynamasını sağlar. Torrnet’in planından bağımsız olarak, Alanyaspor’un Galatasaray’dan çok çabuk top kapması ve Galatasaray orta sahasının organize olmasına izin vermemesinin nedeni buydu.

Doğrusunu söylemek gerekirse, Torrent’in Pena ile üçüncü bölgenin ortasına sürekli uzun vurarak Babel’i topla buluşturma taktiği, Farioli taktiğine yağ ile bal oldu. Galiba Torrent, Babel’i ‘Babil’’ kulesiyle karıştırmıştı. Pena’ya gelen her top, farklı pas seçeneklerinin varlığına rağmen hep uzun vurularak Babel’in kafasına nişanlandı. Bunun ne anlama geldiğini önce anlayamadım. Hatta ilginç bir buluş gibi, içten içe sevinerek bir beklenti içine girdim. Ama dakikalar ilerledikçe bunun bir taktik değil, çaresizlik olduğuna inandım. Çünkü Babel gelen ilk toplara hamle yapsa bile, en az iki stoper ile havalanıyor ve topa temas ettikten sonra, top Galatasaray yerine Alanyaspor’un oluyordu.

Bir an bu taktiğin iyi işleyebileceğini varsayarak iki kenar oyuncusuna baktım, solda Kerem, sağda Emre Kılınç; sadece enlemesine oyunu genişletmek için çizgide duruyor ve başka da bir niyet taşımıyorlardı. Babel ne Cicaldau ne Taylan ve ne de Berkan Kutlu ile bir organizasyon inşa etmiyordu. Dolayısıyla bu tarz bir oyunun oyun değil, Torrent’in kulağına üflenmiş bir kestirme yol olduğuna, buna ikna edildiğine inandım. Bu benim için ilk hayal kırıklığı oldu. Bu kadar basit bir tezgâha Torrent’in yatırım yapması, doğrusu akıl alır gibi değildi.

Galatasaray genç ve dinamik bir takım, bazı şeylerin zaman alacağını ben de biliyorum ama zamanı böyle zırva şeyler ile harcamak hiç doğru değil. Sağlam bir oyun planı için sabretmek doğru ama o oyun, bu oyun değil.

Bugün Torrent çok şanslıydı. Oynamadan bir puanı alıp cebine koydu. Ve geriye de ciddi soru işaretleri bıraktı.