Hareketin adı, İbranice üç kelimenin baş harflerinden oluşuyor: “Hohma” (חָכְמָה, hikmet), “Bina” (בִּינָה, fehim, anlayış ve kavrama) ve “Daat” (דַּעַת, bilgi). HaBaD adı hareketin, derunî dinî coşkuyu tefekkür kavrayışla birleştirme iddiasını yansıtmaktadır.
“Lubaviç” ise sıradan bir isim değil. Hareketin yaklaşık bir asır boyunca merkezliğini yapan ve bugün Belarus sınırları içinde kalan küçük bir kasabanın adı.
HaBaD-Lubaviç’in hikayesini, 1745–1812 yılları arasında yaşayan Haham Shneur Zalman (1745–1812) ile başlatmak mümkün. Diğer Hasidî meşrepler gibi mistik bir dinî ortamda doğan hareket, zamanla kendine özgü bir yol çizerek geniş kitlelere ulaşmayı amaçlayarak onları “tövbe”ye (teşuva) davet eden, dışa dönük bir eğitim ve temsil modeline yönelmiştir.
Kuruluş döneminin en belirleyici tartışmalarından biri, Rav Zalman ile Haham Abraham Kalisk (1741–1810) arasında yaşanmıştır. Tartışmanın merkezinde, Kabala’nın bâtınî öğretilerinin geniş halk kitlelerine açılıp açılmaması meselesi yer alıyordu. Kalisk, halkın sade iman ve temel ahlâk ilkeleriyle yetinmesi gerektiğini; yalnızca ehlinin kavrayabileceği bâtınî bilginin yaygınlaştırılmasının yanlış yorumlara ve gelenekten uzaklaşmaya yol açabileceğini savunuyordu. Bu görüş ayrılığı, HaBaD’ın ilerleyen dönemlerde geliştireceği halka açık dinî eğitim anlayışının erken bir habercisi niteliğindeydi.

HaBaD-Lubaviç’i Doğuran Zemin: Hasidî Düşüncenin Temel İlkeleri
Hareketin köklerini anlayabilmek için, 18. yüzyılda yaşamış ve daha çok Baal Şem Tov (Rav Adıgüzel) adıyla tanınmış din âlimi Yisrael ben Eliezer’in (1698–1760) öncülüğünde ortaya çıkan Hasidî harekete yön veren bazı temel kavramlara bakmak gerekir.
Hareketin en merkezî kavramlarından biri “devekut”tur (דְּבֵקוּת). Kelime anlamı “yapışma” olan, Türkçeye “ünsiyet” veya “kurb” olarak çevirebileceğimiz bu terim, kişinin ibadet, dua ve gündelik hayatın her anında Tanrı’yla irtibat halinde olmasını (zikr-i daim) ifade eder. Hasidîlikte ibadet, sadece fıkhî kurallara uymak değil, bunu gündelik hayatta bilinçli olarak yaşamaktır.
“Tsadik” (צַדִּיק, “sıddık,” “sâlih”) kavramı ise Hasidî cemaat yapısının omurgasını oluşturur. “Tsadik”, cemaate rehberlik eden, ruhanî olgunluğa erişmiş “mürşit”tir. Sıradan bir Hasid’in din ve Tanrı ile irtibatı, çoğu zaman kendi “tsadik”ine bağlılığı üzerinden gerçekleşir. Bu durum diğer taraftan “mürşid-i kâmil” diyebileceğimiz “rebbe” (רֶבִּי), yani karizmatik, irsî olarak devam eden liderlik yapısının, Hasidî harekette neden bu denli merkezî bir yer tuttuğunu göstermektedir.
Hasidîliğin bu erken döneminde, ibadete eşlik etmesi gereken ruh hâline de özel bir önem atfedilmiştir: “simha” (שִׂמְחָה). “Sevinç” anlamına gelen bu terim, önceki dönemlerin bazı çileci eğilimlerine karşı, Tanrı’ya sadece dinî bir yükümlülüğü yerine getirme bilinciyle değil, bunun ötesine geçen içten bir neşe ve coşkuyla kulluk etmeyi öne çıkaran bir ilkeydi. İslam tasavvuf geleneğindeki “sürur” ve “bast” (kalbin manevî olarak inşirah ederek neşe ve ferahla dolması) anlayışına benzetebileceğimiz bu tutum, dua ve ibadet sırasında hissedilen içten ve güçlü ruhî coşkuyu ifade eden “hitlahavut” (הִתְלַהֲבוּת, “vecd”) kavramıyla da yakından ilişkilidir. Bu bakımdan “hitlahavut”, “devekut”un âdeta dışa yansıyan, görünürlük kazanan hali gibidir.
Hasidîliğin bir diğer önemli ilkesi, kişinin nefsini geri plana atmasını ifade eden “bittul” (בִּטּוּל, “yok sayma/iptal”) kavramıdır. “Fenâ-yı nefs”, yani “nefsin hiçleştirilmesi” diyebileceğimiz “bittul ha-yeş” (בִּטּוּל הַיֵּשׁ), kişinin benliğinden/varlığından vazgeçmesini ifade eder ve ilerleyen dönemlerde HaBaD düşüncesinde merkezî bir yer tutmuştur.
Hasidîliğin belki de en devrimci yanı, dinî otoritenin kaynağına dair getirdiği yeni bakış açısıydı: Talmudik bilginin (Tora çalışmasının) tek başına dindarlığın ölçüsü olmadığı, sade bir çobanın da samimi duasıyla büyük bir âlim kadar Tanrı’ya yakın olabileceği fikri yaygın kabul gördü. “Kişilerin manevî eşitliği”ni savunan bu anlayış, hareketi Litvanya merkezli, Talmud çalışmasını önceleyen “Mitnagdim” (מִתְנַגְּדִים, “muhalifler”) çevresinden en keskin biçimde ayıran noktaydı. Hasidîliğin sıradan halk arasında hızla yayılmasının temel sebeplerinden biri budur.
Bu manevi coşkunun toplumsal ifadesi de kendine özgü pratikler doğurdu: “niggun” (נִגּוּן) ve “farbrengen” (İbranice: “hitvaadut,” הִתְוַעֲדוּת). “Niggun”, çoğunlukla söz kullanılmadan ve tekrara dayalı olarak icra edilen, kişiyi “devekut” (kurb) hâline ulaştırmayı amaçlayan Hasidî musikisidir. Bu yönüyle İslam tasavvufundaki semâ geleneğini ve sözsüz terennümleri hatırlatır. “Hasidî sohbet veya zikir meclisi” diyebileceğimiz “farbrengen” ise mensupların sohbet ve vaaz dinleyerek ilahiler söyledikleri meclistir. Bu iki etkinlik, Hasidî yaşamın cemaati bir arada tutan ve ilerleyen dönemlerde HaBaD’ın çok önem verdiği uygulamalarıdır.
HaBaD’ı diğer Hasidî kollardan ayıran nokta ise, bu coşkulu-duygusal dindarlığı salt duygusallıkta bırakmayıp “hohma-bina-daat” (חָכְמָה-בִּינָה-דַּעַת) üçlemesiyle akli/entelektüel bir çerçeveye oturtma iddiasıydı — nitekim hareketin adı da doğrudan bu iddiadan gelmektedir.
Bir Dârü’l-Küfürden (Treife Medina) diğerine: Rusya’dan ABD’ye göç
Hareketin ilk beş lideri, yani rebbesi, Rusya topraklarında yetişti. HaBaD’ın dünya çapında bir teşkilata dönüşmesini sağlayan asıl kırılma ise 20. yüzyılın ilk yarısında, Atlantik’in öte yakasında yaşandı.
Haham Joseph Isaac Schneersohn’un liderliği döneminde (1920–1950) hareket ciddi bir ikilemle karşı karşıya kaldı. Filistin’e toplu göç (aliya) seçeneğine mesafeli durulurken Amerika da başlangıçta cazip bir yer olarak görülmüyordu. Aydınlanma düşüncesinin ve seküler yaşamın etkisi altındaki bu ülkenin Yahudi geleneğini ve maneviyatını aşındıracağından endişe ediliyordu. Bu nedenle Amerika, “treife medina”, yani “dinsiz ülke” olarak nitelendiriliyordu.
Ancak tarih, tercihlerin önüne zorunlulukları çıkardı. Rusya’daki siyasi ve toplumsal koşullar, Hasidî Yahudileri daha önce mesafeyle yaklaştıkları bu ülkeye göç etmeye mecbur bıraktı. Joseph Isaac, 1929’da New York’a ilk ziyaretini gerçekleştirdi. Çeşitli şehirleri dolaşarak Sovyet Rusya’daki Yahudilerin yaşadığı sıkıntılara dikkat çekti, destek istedi ve Amerikalı Yahudi liderlerle iş birliği kurmaya çalıştı.
Joseph Isaac’in 1940’ta Amerika’ya yerleşmesi, hareketin tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Böylece ilk kez bütün HaBaD topluluklarının tanıdığı uluslararası bir rebbe, hareketin merkezini Amerika’da kurmuş oldu. Yeni yapılanmanın amacı açıktı: Göçmen Yahudileri dinî bir çatı altında toplamak, Avrupa ve Sovyet coğrafyasında yaşananları dünyaya duyurmak ve uluslararası yardım ağları oluşturmak.
Seyahat etmeyen bir liderin kurup geliştirdiği küresel ağı
Joseph Isaac’ın ölümünün ardından damadı Menachem Mendel Schneerson (1902–1994; cemaat başkanlığı: 1951–1994) hemen liderlik iddiasında bulunmadı. 1938’de mühendislik eğitimini tamamlayan Schneerson’ın ölçülü üslubu, soğukkanlılığı ve alçakgönüllülüğü, liderliğe uzanan süreçte belirleyici oldu.
Schneerson’ın en kalıcı mirası, belki de kişisel olarak hiç sergilemediği bir özellikti: hareket. Diğer bazı Hasidî rebbelerin aksine liderliği boyunca Brooklyn‘in Crown Heights semtindeki ünlü 770 Eastern Parkway adresinden ayrılmadı. Ne Amerika dışına çıktı ne de İsrail’i ziyaret etti. Buna karşılık kurduğu temsilcilik sistemi, onun yerinden ayrılmadan küresel bir liderlik yürütmesini mümkün kıldı.
Çünkü asıl hareketlilik Rebbe’nin çevresinde değil, dünyanın dört bir yanında yaşanıyordu. Schneerson’ın geliştirdiği, “dâîlik” ya da “mübelliğlik” diyebileceğimiz “şaliahlık” sistemi kapsamında evli Hasidî çiftler farklı ülke ve şehirlere gönderildi. Bu temsilciler yalnızca din görevlisi olarak değil, aynı zamanda sinagoglar, okullar ve sosyal dayanışma merkezleri kuran yerel örgütleyiciler olarak da faaliyet gösterdi. Amaçları, Yahudilerin tövbe etmelerini (teşuva), dinî gerekler doğrultusunda bir hayat sürmelerini ve dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar kimliklerini gizleme ihtiyacı duymadan “Ben Yahudiyim” diyebilmelerini sağlamaktı.
Hareketin kamusal görünürlüğünün artması
Bu ağın kamusal görünürlüğü zamanla devlet başkanlarının katıldığı törenlere kadar ulaştı. ABD Başkanı Jimmy Carter’ın 1979’da Beyaz Saray’ın karşısındaki Lafayette Square’da düzenlenen HaBaD destekli Ulusal Menora törenine katılarak şamaş mumunu yakması, hareketin kamusal görünürlüğünde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu görünürlük, 2000’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Moskova’daki HaBaD merkezinde gerçekleştirilen Hanuka kutlamasına katılmasıyla uluslararası bir boyut kazandı. Benzer şekilde Donald Trump, 2018 ve 2019’da Beyaz Saray’da Hanuka resepsiyonları düzenleyerek menora yakma törenlerine katıldı. Joe Biden döneminde ise 2022’de Beyaz Saray koleksiyonuna ilk kalıcı resmî menora dahil edildi. Brooklyn’den yönetilen dinî hareket, böylece yerel cemaat sınırlarını aşarak uluslararası bir görünürlük kazandı.
Siyonizm karşısında manevi seferberlik
HaBaD-Lubaviç’in Siyonizme ve İsrail Devleti’ne yaklaşımı erken dönemde oldukça sertti. Haham Şalom Dovber Schneersohn (1860–1920), Siyonizmin askerî ve siyasi yöntemlerini doğrudan bir tehlike olarak değerlendiriyordu. Geleneksel öğretiye göre Yahudiler, Mesih gelinceye kadar sürgünde sabırla beklemeli ve “sonu Tanrı’nın takdirine bırakmalı, kendileri zorlamamalıydı”. Sürgünü devlet kurarak siyasi yöntemlerle sona erdirmeye çalışmak, bu bakış açısına göre Tora’nın egemenliğinden kaçma arzusuyla eşdeğerdi. Bu nedenle Siyonizm Yahudi ruhu için bir “zehir”di. HaBaD-Lubaviç ise kendini bu zehrin “panzehiri” olarak tanımladı.
İsrail Devleti’nin 1948’de kurulması ve sonraki yıllarda güç kazanması, hareketi önemli bir ikilemle karşı karşıya bıraktı: Artık yok sayılamayacak siyasi ve askerî bir gerçeklik karşısında HaBaD nasıl bir tutum alacaktı?
Hareketin cevabı, askerî kavramlardan yararlanarak manevi bir alternatif meydana geliştirmek oldu. Yahudi kadınların ve kızların Şabat mumu yakması “neşek”, yani “cephane” olarak adlandırıldı. Yeşiva öğrencileri “Tsiv’ot ha-Şem”, yani “Tanrı’nın Ordusu” şeklinde tanımlandı. Gezici eğitim araçlarına tanklara gönderme yapılarak “mitsva tankları”, dünyanın çeşitli bölgelerine gönderilen temsilcilere ise “ayaklı sinagoglar” denildi. Böylece İsrail’in askerî ve siyasi gücünün karşısına, dinî eylem temelinde örgütlenen manevi bir seferberlik çıkarıldı.
Schneerson’ın İsrail’i hiç ziyaret etmemesi de bu mesafenin işaretlerinden biri olarak yorumlandı. Ancak bu durumu yalnızca İsrail’e yönelik ideolojik bir tavırla açıklamak eksik kalacaktır. Rebbe, liderliği boyunca New York dışına da çıkmamıştı. Diplomatik veya siyasi temas kurmak isteyen kişilerin Crown Heights’a gelmesi ve temsilcilerin sahadaki ilişkileri yürütmesi, seyahati onun açısından büyük ölçüde gereksiz kılmıştı.
Mesih beklentisinin merkezindeki rebbe
HaBaD-Lubaviç, kuruluşundan itibaren kendisini Mesih döneminin habercisi olarak gördü. Fakat erken dönemde bu inanç görece pasif bir nitelik taşıyordu. Toplu ve siyasi kurtuluştan önce bireyin içsel dönüşümüne önem veriliyor, Mesih’in vaktinin henüz gelmediği belirtilerek kurtuluşu zorlayacak girişimlerden uzak duruluyordu. Bu yaklaşım, hareketin Siyonizme yönelttiği “sonu zorlama” eleştirisiyle de uyumluydu.
Mesih’in gecikmesi Yahudilerin günahlarıyla açıklanıyor, kurtuluşun ise tövbe ve dinî emirlerin yerine getirilmesiyle mümkün olacağı düşünülüyordu. Zaman içerisinde bu beklenti, hareketin küresel misyonunun merkezine yerleşti. HaBaD öğretisini bütün Yahudilere ulaştırmak ve onları dinî uygulamalara yöneltmek, Mesih’in gelişini hızlandıracak başlıca yol olarak sunuldu.
Yirminci yüzyılın sonlarına doğru tartışma doğrudan Schneerson’ın kişiliği etrafında yoğunlaştı: Rebbe’nin kendisi beklenen Mesih olabilir miydi? 1957’den beri onun sekreterliğini yapan Yehuda Krinsky, “Bu nesilde Mesih olmaya en uygun kişi kim?” sorusuna tereddütsüz biçimde “Rebbe” cevabını veriyordu. Bir başka sekreter, Leib Groner, daha temkinli bir tutum benimsiyordu: “Şahsen onun Mesih olduğunu hissediyorum, ancak bunu ilan etmemiz gerektiğini düşünmüyorum.”
Arka arkaya yaşanan gelişmeler, Rebbe’ye olağanüstü bir kurtarıcı rolü yükleyen takipçiler açısından ağır bir sınava dönüştü. Eşinin 1988’deki ölümü, ona olağanüstü güçler atfeden çevrelerde sarsıntı yarattı. Schneerson 1992’de selefinin mezarında dua ederken felç geçirdi; sağ tarafını kullanamaz ve konuşamaz hale geldi. Mart 1994’te ikinci kez felç geçirmesinin ardından bir daha iyileşemedi ve 12 Haziran 1994’te, Yahudi takvimindeki adıyla Gimmel Tammuz günü, hayatını kaybetti.
Halefsizliğin ortaya çıkardığı üç yol
Schneerson’ın çocuğu ve açıkça belirlediği bir halefi yoktu. Selefi Joseph Isaac öldüğünde damadı Schneerson hareketin liderliğini üstlenerek kurumsal sürekliliği sağlamıştı. Ancak 1994’te benzer bir devir teslimi gerçekleştirecek aile mensubu veya üzerinde uzlaşılmış bir aday bulunmuyordu.
Bu boşluk hareket içerisinde üç farklı yaklaşım doğurdu. Bir grup Schneerson’ın öldüğünü kabul etti. Bazı takipçiler onun gelecekte dirilerek Mesih görevini tamamlayacağına inandı. “Mesihçi” olarak anılan daha radikal kanat ise Rebbe’nin gerçekte ölmediğini ve bir gün geri döneceğini savundu.
Rebbe cismanî (fiziksel) olarak ortadan çekilmiş olsa da sembolik varlığı ruhanî olarak HaBaD dünyasında yaşamayı sürdürdü. Fotoğrafları HaBaD evlerinin yanı sıra pizza dükkânlarını ve berber salonlarını süslemeye başladı. Vaazlarından, yani “sihot”tan derlenen yeni yayınlar çıkarıldı; görüntü ve ses kayıtları eğitim faaliyetlerinde kullanılmaya devam edildi.

Takipçileri kararlarını, sorularını ve dileklerini içeren mektupları çoğunlukla Queens’teki mezarına göndererek ona danışmayı sürdürmektedir. Müntesipleri, o ölse de cemaat işlerine “tasarruf” etmeye, yani cemaat üzerindeki manevî etkisini ve rehberliğini sürdürmeye devam ettiğine inanmaktadır. Literatürde rebbenin bu etkisine “haşpaa” (הַשְׁפָּעָה, “manevî tesir/feyiz”), Rebbe’yle bağlarını sürdürmeye ise “hitkaşrut” (הִתְקַשְּׁרוּת, “irtibat”) denilmektedir.
Otuz yılı aşan boşluğa rağmen büyüme
Hareket, kurumsal bakımdan artık yaşayan tek bir rebbenin merkezî otoritesine değil, komitelere ve dünya çapındaki temsilci ağına dayanarak yönetilmektedir. Yehuda Krinsky, Merkos le-İnyoney Hinuh (Eğitim İşleri Merkezi) ile Mahne Yisrael’in (İsrail Kampı) başkanı olarak bu yapının en görünür idari ismi konumundadır. Bununla birlikte Krinsky’nin görevi bir rebbenin manevi halefliği anlamına gelmemektedir; Krinsky, hareketin yeni dinî lideri değil, önde gelen kurumsal yöneticisidir.
HaBaD-Lubaviç, yeni bir rebbe seçmeden geçirdiği otuz yılı aşkın süre içerisinde küçülmek bir yana, küresel ağını genişletmeye devam etti. Günümüzde hareketin 110 ülkede temsilcileri bulunuyor; yıllık Kinus ha-Şeluhim’e (Dâîler Toplantısı) 100’ü aşkın ülkeden katılım sağlanıyor. 2019 sonrasında düzenlenen ilk tam ölçekli konferansta yaklaşık 6 bin 500 hahamın Brooklyn’de bir araya gelmesi, hareket tarihinin en kalabalık buluşmalarından birini meydana getirdi.
Schneerson’ın doğumunun 120. yılı dolayısıyla başlatılan kampanyada tek bir yıl içerisinde sinagog, okul, kamp ve mikve olmak üzere toplam 1.200 yeni kurum açılması hedeflendi. Bunların 120’den fazlası daha önce HaBaD temsilcisinin bulunmadığı yerlerde kuruldu. Savaş koşullarının hüküm sürdüğü Ukrayna’da bile 177 temsilcinin görevini sürdürmesi, ağın kriz zamanlarındaki dayanıklılığını gösteriyor.
HaBaD’ın büyümesi Amerika’daki rakamlara da yansıyor. ABD’deki Ortodoks sinagoglarının yüzde 23’ü ve Yahudi gündüz okullarının yüzde 20’si doğrudan HaBaD’a bağlı. Son yirmi yılda ülkedeki HaBaD sinagoglarının sayısı 346’dan 1.036’ya çıktı; bu da yüzde 199’luk bir artış anlamına geliyor.
Ortaya çıkan tablo, dinî hareketler tarihinde az rastlanan bir paradoksa işaret ediyor: Merkezinde otuz yılı aşkın süredir doldurulamayan bir liderlik makamı bulunan HaBaD-Lubaviç, bu boşluğa rağmen—belki de geliştirdiği temsilcilik ve kurumsallaşma modeli sayesinde—dünya çapında büyümeyi sürdürüyor.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.