Nureddin Nebati ile “neredeen nereye”

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, 2014 yılında AK Parti teşkilatlarının zihinsel dönüşümü üzerine yazdığı doktora tezinde AK Parti’nin “tüm kurum ve kurallarıyla işleyen piyasa ekonomisinden yana” olduğunu, “devletin ekonomiye müdahalede bulunmamasını, Avrupa Birliği, Dünya Bankası, IMF gibi kuruluşlarla ulusal çıkarlar ölçeğinde işbirliğini” savunduğunu söylüyor. Bu tezini savunup doktora unvanı alan Nebati’nin yedi yıl sonra Çin’in model olarak alındığı yeni ekonomi modelin bakanlık koltuğuna oturması insanın ağzına o repliği takıyor: “Neredeen nereye?”

“Para ilişkilerinden, örgüt ilişkilerine kadar Türkiye’nin en şeffaf partisi olması hedeflenmektedir. Din üzerinden siyaset yapan değil, din istismarının bütün kesimlerce yapılmadığı, dini önemseyen dini özgürlükleri kullanan muhafazakâr ve dindarların kurduğu bu parti içinde tek adam iktidarına son verilecektir. Popülizm ve abartıdan kaçınılacaktır.”

Yukarıdaki ifadeler Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin 2002 yılında tamamladığı yüksek lisans tezinden. Nebati, Erbakan ile yollarını ayırarak AK Parti’yi kuran yenilikçi hareketin temel hedeflerini böyle sıralıyor.

Uzmanlığını siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında yapmış olan Maliye Bakanı Nebati’nin yüksek lisans ve doktora tezini, bugünkü AK Parti politika ve icraatlarıyla karşılaştırmak epey öğretici.

Nureddin Nebati’nin 2002 yılında tamamladığı “Türkiye’de İslami Siyasal Hareket” başlıklı yüksek lisans tezi, kısaca Siyasal İslam’ın kavramsal değerlendirilmesi, Osmanlı ve Cumhuriyetten günümüze İslamcı hareketlerin incelenmesinden oluşuyor.

Nebati, Refah Partisi’nin temel açmazlarını anlatırken şöyle diyor: “Refah Partisi’nin bir diğer zafiyeti Erbakan’ın liderliğinin otoriter bir yapı sergilemesiydi.”

Devamında, Erdoğan’ın parti içi demokrasi kanallarının tıkalı olmasını eleştiren isimlerden biri olduğunu ekliyor (s.127-128).

Parti içi oligarşiyi ise “aşağıdan gelen talepleri dikkate almayan, karar süreçlerinde eş, dost, akraba ve oligarşinin onayının belirleyici olması” olarak tanımlıyor (s.164).

14 Mayıs 2000 tarihli, Recai Kutan ve Abdullah Gül’ün ayrı listelerle girdiği Fazilet Partisi I. Olağan Kongresinden bahsederken “Milli Görüş çizgisi ‘biat geleneği’ üzerine kurulu bir siyasi örgütlenme yürütmüştür” diyor ve Erdoğan’ın da içerisinde olduğu yenilikçilerin süreç boyunca bu biat kültürüne muhalefet ettiklerini belirtiyor (s.159).

Yenilikçilerin Erbakan’a muhalefet etme sebeplerini ise “parti içinde demokrasi kanallarının kapanması; Erbakan’ın direktifi ile yönetilen, teşkilat ve mensuplarının talep ve şikayetlerini görmezden gelen merkezci yapının daha da güçlenmesi” (s.159) olarak sıralayıp, Erdoğan’ın bu duruma “taban demokrasisine uyulmadığını ima ederek itiraz ettiğini ve parti içindeki atamaların müfettişlik mahiyetini aldığını” vurguluyor (s.160).

Türkiye’deki din istismarı ile ilgili söyledikleri de ilginç: “İslam evrensel değerleri barındıran ve insanlığın gelişimini, manevi değerlere yönelik aydınlanmayı barındıran içeriğinden arındırılarak çatışmaları manipüle etmek ve bu yönüyle ‘sistemin bekası’nı sağlamak adına bir araç olarak devlet eliyle kullanılıyordu” (s.25).

Doktora tezinden farklı olarak yüksek lisans tezinde AK Parti’nin Milli Görüş’ün uzantısı olmadığı, o geleneğin Saadet Partisi’nde devam ettiğini belirtiyor Nebati (s.164).

Oysa 2014 yılında tamamladığı doktora tezinde işler bir miktar değişmiş. Nebati her ne kadar Refah Partisi ve AK Parti mukayesesi yaparken “Refah Partisi’nin programındaki doğu-batı, hak-batıl, bunların düzeni-adil düzen gibi karşıtlık yaratan ifadeler AK Parti programında yerini, uzlaşma, barış, diyalog gibi ifadelere bırakmıştır” (s.173) gibi farklara işaret etse de, yüksek lisans tezindeki daha keskin çizgilerin aksine doktora tezinde yaşanan değişimi “Erdoğan’ın bu süreçte yaşadığı şahsi değişimler ve Türkiye’nin içinde bulunduğu AB yönündeki değişim süreci, Türkiye’deki İslamcılar açısından da dönüştürücü olmuştur” şeklinde doğal bir süreç olarak ifade ediyor. “AK Parti ile İslamcı Milli Görüş hareketi arasındaki fark söylemseldir” diyerek bir devamlılık ilişkisi kuruyor (s.178).

Nebati, “AK Parti Teşkilatlarının Demokratik Değerlere Bakışı Üzerine Karşılaştırmalı Bir Analiz: Milli Görüşten Muhafazakar Demokrasiye” başlıklı doktora tezinde “AK Parti teşkilat üyeleri, İslami muhafazakâr değerlerini korumakla birlikte; çağdaş demokratik değerleri benimsemektedir/içselleştirmiştir” ana hipotezi etrafında alt hipotezler sunuyor, bunları saha araştırmaları ve literatürle destekleyerek savunuyor. Bunlar şöyle:

1. AK Parti teşkilat üyeleri, İslami muhafazakâr değerleri benimsemektedir ve/veya korumaktadır.

2. AK Parti teşkilat üyeleri, çağdaş demokratik ilke ve değerleri benimsemektedir ve/veya içselleştirmiştir.

2.1. AK Parti teşkilat üyeleri; genel olarak demokrasiye inanmakta, demokratik bir sistemi desteklemektedir; monarşik ve otoriter sistemlere karşıdır.

2.2. AK Parti teşkilat üyeleri; demokrasinin temel unsurlarından sayılan serbest ve adil seçimler; eşitlik; düşünce ve ifade özgürlüğü; örgütlenme özgürlüğü; basın özgürlüğü; sınırlı iktidar ve yargı bağımsızlığı ilkelerini benimsemekte ve desteklemektedir.

2.3. AK parti teşkilat üyeleri; kadın-erkek eşitliğine inanmaktadır, kadınların sosyal ve siyasal hayata katılımını desteklemektedir.

2.4. AK Parti teşkilat üyeleri; toplumdaki farklılıkları bir zenginlik olarak görmekte ve saygı göstermektedir; farklı etnik, dinsel, mezhepsel ve siyasal görüşlere sahip gruplara karşı hoşgörülüdür ve bu grupların sosyal ve siyasal hayata katılımını desteklemektedir.

2.5. AK Parti teşkilat üyeleri, laiklik ilkesine olumlu bakmaktadır/benimsemektedir.

2.6. AK Parti teşkilat üyeleri, demokratik sistemi oluşturan anayasal kurumlara güven duymaktadır.

2.7. AK Parti teşkilat üyeleri, devletin ekonomiye müdahalesine/ekonomide yegâne aktör olmasına karşıdır ve serbest piyasa ekonomisini desteklemektedir.

2.8. AK Parti; Milli Görüş çizgisinden farklılaşarak, geniş kesimleri içinde barındıran merkez bir parti haline gelmiştir; teşkilat üyeleri, kendilerini sadece “İslamcı veya “Milli Görüşçü” olarak değil; farklı siyasal anlayışlarla da tanımlamaktadır. (s.25)

Doktora tezinde Erdoğan’ın “merkezileşmeyi demokratikleşme açısından bir zaaf olarak görmekte” olduğundan, “merkezi ve hantal yapıların aşılması bağlamında katılımcı ve çoğulcu demokrasi ve yönetimde etkinlik ilkeleri doğrultusunda kapsamlı yerel yönetim reformunun gerekliliğini vurguladığından”  bahsediyor (s.175).

AK Parti’nin “dini, siyasi, ekonomik veya başka çıkarlara alet etmeye veya dini kullanarak farklı düşünen ve yaşayan insanlar üzerinde baskı kurmaya karşı olduğuna”dikkat çekiyor (s.176).

AK Parti’nin demokratikleşme ve Avrupa Birliği süreçlerini anlatarak Erdoğan’ın bu iki konudaki ilgili sözleriyle bunlara atfettiği önemi örneklendiriyor (s.188).

Erdoğan’ın “etnik, bölgesel ve dinsel milliyetçiliği ayaklarına altına aldığına” değinerek çözüm süreci başta olmak üzere diğer demokratikleşme ve normalleşme adımlarına verilen önemi sıralayıp partinin 2023 hedeflerini “AK Parti’nin 2023 hedefleri arasında; anadilde savunma hakkının tanınması, anadillerde kamu hizmeti erişimi, güvenlik güçleri ile ilgili şikayetleri değerlendirecek sivil bir yapının kurulması” şeklinde kaydediyor (s.189 – 190).

Sayın Bakanın bugün icra ettiği görev ile doğrudan alâkalı başlık ise “AK Parti’nin Ekonomi Algısı”.

Sayın Bakan o yıllarda AK Parti’nin ekonomi algısını şöyle tanımlamış:

“AK Parti programında ekonominin temelinin refah ve mutluluğun sağlanması olduğu vurgulanmakta ‘tüm kurum ve kurallarıyla işleyen piyasa ekonomisinden yana’ olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Devletin ekonomiye müdahalede bulunmaması, özelleştirmenin rasyonel bir ekonomik yapı kurulmasına hizmet etmesi, ülke ekonomisinin uluslararası rekabetteki gücünün arttırılması, Avrupa Birliği, Dünya Bankası, IMF gibi kuruluşlarla ulusal çıkarlar ölçeğinde bir ilişki kurulmasının gereği üzerinde durmaktadır. “Teşebbüs özgürlüğü”, “ekonomide istikrar”, “haksız rekabetin önlenmesi”, “hukukun üstünlüğü”, milli etikle harmanlanmış bir ekonomi anlayışı özellikle vurgulanan unsurlar arasındadır” (s.199-200).

İnsan her iki tezi de okurken kendini sıklıkla “Neredeeen nereye” repliğini tekrarlarken buluyor.

Sayın Bakan’ın Çin’in model olduğu yeni ekonomik tezleri savunarak geldiği bakanlık koltuğunda hâlâ eski tezlerini savunup savunmadığını bilemiyoruz; ancak en azından ekonomi ile ilgili bölüme bağlı kalmasını umuyor ve bu programı pratiğe geçirirken kendisine başarılar diliyoruz.

Önceki İçerikBabacan’dan Erdoğan’a cevap: ‘Madem bir imzayla her şeyi düzeltiyorsun, ekonomiyi düzelt’
Sonraki İçerikİstanbul’da koku tedirginliği