Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Ölüleri diriltemezsiniz

Ölüleri diriltemezsiniz

PKK’nin silahtan vazgeçmesiyle beraber Türk solunun uzun yıllar önce hayatlarını kaybeden aktörleri üzerinden bir hikaye üretilmeye çalışılıyor. Türk solu kabul etmese de ideolojiler, tıpkı insanlar gibi doğar,büyür ve nihayetinde ölürler.

Son dönemde PKK’nin silah ve şiddetten vazgemesi ile beraber Türk solunun uzun yıllar önce hayatlarını kaybeden aktörleri üzerinden bir hikaye üretilmeye çalışılıyor.

Özelikle de Mahir Çayan üzerinden. Onu kutsayan bir okumalar zinciri oluşturuluyor. PKK’nin boşluğu bununla doldurulmaya çalışılıyor

Türk solu kabul etmekte zorlansa da ideolojiler, tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, serpilir ve nihayetinde ölürler.

Kimi zaman onları yaratan düşünürlerden, kuruculardan önce toprağa gömülürler; kimi zaman ise yaratıcıları çoktan yok olup gitmişken hâlâ hayatta kalmaya çalışırlar.

Ama yaratıcısının ölümüyle birlikte her ideoloji bir “öteki” hâline gelir. Hikâyesi artık farklı ağızlar tarafından anlatılır, yorumlanır, yeniden yazılır. Çoğu zaman kendi aslından, özünden uzaklaşır, tanınmayacak bir şekle bürünür ve çeşitli kollara ayrılarak varlığını sürdürmeye çabalar.

Bu kolların bazıları, doğduğu coğrafyanın sert koşullarına dayanamayarak kısa ömürlü olurken, bazıları da güç ilişkilerinin rüzgârıyla uzun yıllar serpilir.

İdeolojilerin doğuşu genellikle bir kriz anında, bir kırılma noktasında gerçekleşir. Toplumda var olan adaletsizlikler, eşitsizlikler ya da eski düzenin çöküşü, yeni bir düşünce sisteminin filizlenmesine zemin hazırlar.

İnsanlık tarihinin en büyük ideolojik dalgaları, tam da böyle zor zamanlarda doğmuştur. Fransız İhtilali sonrası Aydınlanma düşüncesinin ürünü olarak liberalizm, sanayi devriminin yarattığı sömürü ve yabancılaşma karşısında Marksizm, ulus-devletlerin yükselişiyle milliyetçilik gibi büyük akımlar, tam da bu şekilde ortaya çıkmıştır.

Başlangıçta saf, coşkulu ve devrimci bir enerji taşırlar. Kurucuları, genellikle entelektüeller, filozoflar veya karizmatik liderlerdir; fikirlerini sistematik bir dünya görüşü hâline getirirler.

Büyüme evresi ise çoğu zaman zor ve şiddet üzerinden gerçekleşir. İnsan doğasının derinlerinde yatan “güce saygı duyma, güçten korkma ve güce karşı çıkma” üçlüsü, ideolojilerin en güçlü yakıtıdır.

Toplumlar, tarih boyunca güce boyun eğmiş, onu kutsamış ama aynı anda da ona isyan etmiştir. İdeolojiler bu duygusal zemini ustaca kullanır.

Zora dayalı bir ifade ve eylem tarzıyla, toplumda kabul gören güç ilişkilerini kendi lehlerine çevirerek hızla yayılırlar. Devrimler, savaşlar, ekonomik krizler bu büyümenin hızlandığı dönemlerdir. Marksizm’in 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan serüveni buna güzel bir örnektir.

Marx ve Engels’in teorik temelleri attığı fikir, Lenin’in devrimiyle pratik güce dönüşmüş, sonra Stalin döneminde totaliter bir yapıya bürünmüştür.

Benzer şekilde liberalizm, bireysel özgürlük ve serbest piyasa vaadiyle doğmuş, ama emperyalizm ve sömürgecilik dönemlerinde güç ilişkileriyle iç içe geçmiş, zamanla “neoliberalizm” gibi yeni kılıklara bürünmüştür.

Bu büyüme uzun yıllar alabilir. İdeoloji, toplumun her katmanına sızar: Eğitimden sanata, medyadan siyasete kadar. İnsanlar ona sarılır çünkü belirsizliğe, geleceğin kaygısına karşı bir “anlam haritası” sunar.

Güç dengesi lehine döndükçe ideoloji de serpilir; kurumlaşır, devletleşir, hatta kimi zaman dinî bir hüviyet kazanır.

Ancak bu zafer aynı zamanda tohumlarını çürüten bir süreçtir. Çünkü ideoloji artık “yaşanmış” hâle gelir – yani kendi yarattığı gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalır.

Coğrafyanın koşulları değiştiğinde ya da güç dengeleri farklılaştığında ideoloji de zorunlu olarak dönüşür. Bu değişim bazen yumuşak bir reform şeklinde olur, bazen de sert bir sönüşle sonuçlanır.

Sovyetler Birliği’nin 1991’deki çöküşü, Marksizm-Leninizm’in klasik biçiminin büyük bir yenilgisiydi. Ama aynı ideoloji, Çin’de “sosyalist piyasa ekonomisi” gibi hibrit bir formata evrilerek varlığını sürdürdü.

Liberalizm ise Batı’da sosyal demokrasi ile uzlaşırken, bazı coğrafyalarda milliyetçi-popülist tepkilerle karşılaştı.

Milliyetçilik de benzer bir kader yaşadı: 19. yüzyılda özgürleştirici bir güçken, 20. yüzyılda faşizm ve totaliter rejimlerle kirlenmiş, bugün ise küreselcilik karşısında yeniden şekilleniyor.

Yaratıcısı ölen her ideoloji, artık “öteki”dir. Hikâyesi farklı ağızlarda yeniden doğar.

Bir kesim onu kutsar ve “asla denenmedi” der; başka bir kesim “tam da bu yüzden çöktü” diye yargılar. Kollara ayrılır: Troçkizm, Maoizm, Eurokomünizm, sosyal demokrasi, klasik liberalizm, neoliberalizm, muhafazakâr liberalizm…

Her kol, doğduğu toprağın iklimine göre farklı bir meyve verir. Kimi kollar kısa ömürlü olur çünkü coğrafya ve tarihsel koşullar onları besleyemez. Kimi kollar ise melezleşerek, eski düşmanlarıyla bile ittifak kurarak hayatta kalır.

Sonuçta her ideoloji, eninde sonunda “yaşanmış ölü” hâline gelir. Artık orijinal ruhuyla yaşamaz; çarpıtılmış, revize edilmiş, pragmatik ihtiyaçlara göre şekillendirilmiş bir gölge olarak varlığını sürdürür.

İnsanlık ise bu döngüyü tekrar tekrar yaşar. Güce tapar, güçten korkar, güce isyan eder ve yeni ideolojiler doğurur.

Ama belki de en sağlıklı tavır, ideolojileri kutsal, değişmez hakikatler olarak değil; insan ürünü, tarihsel ve koşullara bağlı araçlar olarak görmektir. Onları eleştirel akılla, deneyimle ve gerçeklikle sürekli sorgulamak, insanın kendisini herhangi bir ideolojinin kölesi yapmamasının tek yoludur.

İdeolojiler doğar, büyür ve ölür. Ama insan, bu döngünün içinde bile anlam aramaya, adalet peşinde koşmaya ve özgürleşmeye devam eder.

Belki de asıl mesele, ideolojilerin ölümünden sonra geriye kalan boşluğu neyle dolduracağımızdır: Yeni dogmalarla mı, yoksa eleştirel düşünce ve insani değerlerle mi?

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın