Sevdiğin işi yap!

Kişinin yalnızca sevdiği işi yapmaya odaklanması dikkatini sevdiği işi yapamayanların çalışma koşullarından uzaklaştırıyor. Hatta işlerini sevseler de sevmeseler de çalışmak zorunda olanlara karşı sorumluluklarını unutturuyor. Onlara karşı ne gibi bir sorumluluğumuz olabilir ki diye düşünüyorsanız çoktan yanlış yere düştünüz demektir. En azından şunu aklımıza getirelim: Sevdiği işi yapanların bu işi yapabilmesinin arkasında bir sürü sevdiği işi yapamayanlar var!

Bu dünyaya sadece bir kez geliyoruz. Yapacaksan sevdiğin işi yapacaksın! Sen de üniversite tercihini bu slogana uygun yap!

Do What You Love: and other lies about success and happiness (Regan Arts, 2015) kitabının yazarı, kapitalizm karşıtı tarihçi Miya Tokumitsu’nun Jacobin’de 2014 yılında yayımlanan “In the name of Love” başlıklı makalesi gerçekten çok hoş.[1]

Miya hoca makalesinde “Sevdiğin işi yap!” sloganına ciddi eleştiri getiriyor! Çarpıcı tespit ve çıkarımlarda bulunuyor. İlginç olanlarından biri akademiye dair.

Ulaştığı önemli sonuçlardan ürkütücü olanı şu: Kişinin yalnızca sevdiği işi yapmaya odaklanması dikkatini sevdiği işi yapamayanların çalışma koşullarından uzaklaştırıyor. Hatta işlerini sevseler de sevmeseler de çalışmak zorunda olanlara karşı sorumluluklarını unutturuyor. Onlara karşı ne gibi bir sorumluluğumuz olabilir ki diye düşünüyorsanız çoktan yanlış yere düştünüz demektir. En azından şunu aklımıza getirelim: Sevdiği işi yapanların bu işi yapabilmesinin arkasında bir sürü sevdiği işi yapamayanlar var! Ama biz kendimize o kadar odaklanmış ve dönmüş durumdayız ki onları rahatlıkla unutabiliyoruz.

Bu işin bir yönü.

Diğer yönüyse şu: “Sevdiğin işi yap!” sloganı bilhassa akademidekilere muazzam zarar veriyor. Akademide yer alanların bir çoğu sevdikleri işi yapabilen imtiyazlı kimseler arasında olduklarını düşünüyorlar. Çoğu fildişi kulelerinde yaşıyor ve akademinin getirdiği itibarla tatmin olmaya çalışıyorlar. Bu da işte tam olarak kapitalistlerin arzu ettiği oluyor: Az paraya çalış ve sesin çıkmasın!

Bir çok doktora öğrencisi veya akademisyen cüzi paralar da alsalar yüksek beceri isteyen alanlarda, konularda ve dallarda bazen uyku dışında kalan zamanın tümünü ve emeğinin tamamını[2] işlerine vererek hayatlarını sürdürmeyi kabullenirler. Ne uğruna? İster bilim aşkı deyin, ister mefkurecilik (idealizm), isterse elde edilen toplumsal itibar… Peki’ hak edilen ücret nerede? O yok. Ancak çok eksiği var! Ama yine de hak yemeyelim! Bunlar sevdikleri işi yapan azınlığın büyük kısmını oluşturmuyorlar mı? Peki’ bu murada eriş halinde şikayet etmeye hakları var mı?

Siz siz olan sevdiğiniz işi yapın!


[1] https://jacobin.com/2014/01/in-the-name-of-love/

[2] Bir çok işkolunda çalışanlar dokuz-beş çalıştıktan sonra zihnini iş yerinde bırakırken çoğu doktora öğrencisi ve akademisyen uykularında bile üzerine eğildikleri meseleleri düşünürler.