Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Suyundan da koy

Suyundan da koy

Bildiğimiz dünyanın sonuna gelmiştik; bunu Trump tescilledi. Elimizde kaldığını sandığımız nadir şeylerden birisi olan futbolu da kaybettik. Amerika’da futbol katlediliyor ama kimsenin umurunda değil.

Infantino’nun açık oportunizmiyle sebebiyle çekilmez hâle gelen Dünya Kupası’nda sadece İran’a yapılanlar bile televizyonun düğmesini kapatmak için yeterli. Tamam biz çaresiziz, aciziz, bu yaz günü Ankara’da zaten kuşatma altındayız, başka çıkışımız yoktur ama kardeşim bir tane takım, bir tane futbolcu da demedi ki bu zulümdür; böyle kupa olmaz, takımlar eşit şartlar altında yarışmıyorlar. Eskilerden ve Filistin konusundaki tutumuyla BBC’deki işini bırakmak zorunda kalan Gary Lineker olmazsa kimsenin konuştuğu yok. Hepsi FIFA’nın ve para tedarikçilerinin sağladığı sahte cennette utanmadan konuşmayı sürdürüyorlar.

Yanlış hatırlamıyorsam, bizler bu turnuvalarda kenardan gelenleri, güçsüzleri tutar, onlardan bir mucize bekler, onlarla sevinir ve kahrolurduk. Şimdi youtube-beslemeleri ve veri-budalaları her gün egemenlerin diliyle konuşmakta, onları desteklemekte ve bunların karşısındakilere de bir böcek muamelesi yapmakta.

Mesela Fransa-Paraguay maçı. Maç sonuna bakıldığında duyduklarıma gördüklerime inanamadım. Meğer Paraguay bütün maç boyunca kasaplık yapmış. Fransız topçuları tekmelemişler. 5 kişi kanlar içinde maçı bırakmak zorunda kalmış; 3 futbolcunun hayati tehlikesi var. Üçlü İttifak Savaşı’ndan beri yüzü gülmeyen Paraguay, istediler ki açılsın, 100 gol olsun, neşemizi bulalım. Mpappe’yi, Oliseh’i, Deschamps’ı övgülere boğalım. Peki ne olmuş. Şüpheli bir penaltıyla zorla 1-0 bitmiş maç. Fransa harika oynamış ama gol atamamış. Atamamışlar. İyiysen, söylendiği gibi kusursuzsan bu Paraguay’a 5 at, bizi de sustur. Ne zamandır mücadele eden takım, direnen takım bir övgünün değil de sövgünün nesnesi oluyor?

Mesela Youtube-beslemeleri ve veri-budalalarına bakılırsa Arjantin-Mısır maçında hakemlik bir şey yok. Mısır, akılsızlık etmiş, maç 2-2’ye gelmişken bile golü kovalamışlar, oysa savunmayı düşünmeliymişler, maçı uzatmalara, hatta penaltılara götürmek mümkün olabilirmiş. O hakem ki olmadık bir penaltıyı, üstelik açık bir ofsayta rağmen çalmış, Miami Inter’in hissedarı, PSG’nin milyonlarına konmuş ama Latin Amerika’nın kesik damarı Messi Efendi penaltıyı kaçırmış, 3 dakika önceki faülü gören ve vermeyen hakem dönüp nizami golü iptal etmiş, 20 tane kart çıkarmasına rağmen delikanlılık edip bir tanesini bile kırmızıya çeviremeyen Fransız hakem (ki bunun hemşerisi Turpin Hollanda maçında açık faülü çalmamış ve yarı finale çıkmamızı engellemişti) bütün maç boyunca ortadaki her kararı Arjantin’in lehine vermiş… İnsafın o yerde namı yok mudur? (Cevap: insaf ne ki, boomer!)

Dünya Kupaları, zayıf ülkelerin, takımların kendilerini sınadıkları, rekabet güçlerini sergileyebildikleri, sergilemek istedikleri şampiyonalar. Kongo’nun, Özbekistan’ın Cezayir’in, Avustralya’nın tepedekilerle güreşebildikleri yegane alan. Rekabet etmek için, yarışmak için iyi bir fırsat. Futbolu güzel, hâlâ seyredebilir kılan bu. Aşağıdakilere bir dolgu malzemesi, bir figüran muamelesi yapmak ne? Ayıbtır.

Fakat bu futbolun bir “desinler oyunu”na dönüştürülmesine itiraz eden çıkmayacak mı? Her durumda favoriler kazanacaksa, tepedekiler galip çıkacaksa maçları oynamanın anlamı ne? Eğer böyle olacaksa 6 takım Avrupa’dan 4 takım da Latin Amerika’dan gelsin lig usulü bir turnuva yapılsın daha uygun. Üstelik her maç seyredilir, yayın ve reklam gelirleriniz artar. Dünya Kupası, iyi kötü enternasyonel bir organizasyon. Ne kadar bozulursa bozulsun özünde bu var. Milyonlarca dolarları cukkalayanlarla boğaz tokluğuna oynayanlar karşı karşıya gelecek. Yedi silsilesi bilinen ve attığı her adımın kaydı tutulanla, Iğdırspor’da top koşturan “maç” yapacak. Yenmek, yenilmek ayrı. Bunun, böylesi bir şaklabanlığa dönüştürülmesi hazin. Fakat gol beklentisi…Topa sahip olma oranı…Olmadı, suyundan da koy.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın