Ana SayfaGÜNÜN YAZILARI“Yandaş” Komedyen Kerkeling, “Muhalif” Komedyen Cem Yılmaz

“Yandaş” Komedyen Kerkeling, “Muhalif” Komedyen Cem Yılmaz

Alman komedyen Hape Kerkeling, 60 yaşında. 1991’de Hollanda Kraliçesi Beatrix’in Berlin ziyareti sırasında onun kılığına girip protokolü kandırmasıyla meşhur. Kerkeling tıpkı Cem Yılmaz gibi son haftalarda mizahlarıyla değil hassas siyasi ve toplumsal kutuplaşmalar üzerinden gündemde: Kerkeling, Berlin’in artık bir eşcinselin yaşamasına uygun bir şehir olmadığına ve aşırı sağcı AFD’nin yasaklanması gerektiğine dair beyanatlarıyla... Cem Yılmaz ise Ramazan’da rakı şişesi paylaşmasıyla… Olumsuz taraftan bakılırsa, malzemesi azalan komedyenlerin siyasetle daha fazla ilgilendikleri söylenebilir.

Türkiye’de “yandaş” denildiğinde akla sadece Türkiye’deki iktidara yandaşlık gelse de dünyanın her ülkesinde yandaş ve muhalif komedyenler, yandaş ve muhalif sanatçılar var.

Almanya’da son haftalarda yandaşlıkla suçlanan komedyenlerin başında, Hape Kerkeling geliyor. Kerkeling, Olaf Scholz hükümetine verdiği destekten ve bu hükümetin karşısındaki yükselen dalga olan “aşırı sağcı” AFD’nin yasaklanmasını savunmasından ötürü, Almanya’daki geniş bir kamuoyu tarafından, “yandaş komedyen” olarak algılanıyor.

Alman komedyen Hape Kerkeling, 60 yaşında. Türk komedyen Cem Yılmaz, 51. Her ikisi de 1990’larda tanındı. Yani onları aynı dönemin yıldızları olarak görmek mümkün. Ama büyük ihtimalle birbirlerini tanımıyorlar. Tabii Hape Kerkeling’in “yandaşlığı” göreceli bir konu. O belki kendi açısından sadece faşizme karşı bir duruş sergilediğini ve sosyal demokrasiyi desteklediğini düşünüyor. Ki buna simetrik şekilde Cem Yılmaz’ın muhalifliği de aslında göreceli. Bazı çevrelere göre Cem Yılmaz muhalif olmaktan ziyade apolitik ve halkın dertlerine duyarsız bir komedyen. Şunu da eklemek gerek: Farklı ülkelerde yaşadıkları için, yandaşı ve muhalifi oldukları şeyler bambaşka şeyler. Kerkeling, aşırı sağcılardan ve Neo-Nazi’lerden rahatsız, Cem Yılmaz ise islamcılardan.

Hem Kerkeling hem Yılmaz, olgunluk çağını yaşayan iki aktör, iki şovmen, iki sinemacı. Her ikisi de son haftalarda sanatları üzerinden değil hassas siyasi ve toplumsal kutuplaşmalar üzerinden gündemde: Kerkeling, Berlin’in artık bir eşcinselin yaşamasına uygun bir şehir olmadığına ve aşırı sağcı AFD’nin yasaklanması gerektiğine dair beyanatlarıyla… Cem Yılmaz ise Ramazan’da rakı şişesi paylaşmasıyla…

Kerkeling için “Almanya’nın Cem Yılmaz’ı” denilebilir mi? Almanya ve Türkiye espri kültürü açısından birbirine az benzeyen iki ülke. Kerkeling ve Yılmaz’ın bazı yapımları arasındaki (Horst Schlämmer-Erşan Kuneri) benzerliklere rağmen çok da aynı türden komedyenler olmayabilirler. Ancak: Cem Yılmaz’ın bir kuşağın gözünde hala “mizahta devrim yapmış adam” konumunda olmasına benzer şekilde, Kerkeling de Alman televizyonculuğunda bazı tabuları yıkmış bir sanatçı. Hem Cem Yılmaz’ın hem Hape Kerkeling’in sabun köpüğü filmleri de var, ciddi içerikli filmleri de. Hape Kerkeling’in Alman popüler kültüründeki rolü; Mehmet Ali Erbil’in veya Şahan Gökbakar’ın Türk popüler kültüründeki rolüne de benzetilebilir.

Kerkeling’in filmlerinde televizyon dili, Cem Yılmaz’ın filmlerinde sinema dili ağır basıyor. Kerkeling, Alman televizyon tarihinin en ilginç olaylarından birinin başkahramanı: 1991’de, Hollanda Kraliçesi Beatrix, Berlin’e, Alman Cumhurbaşkanı’nı ziyarete gelmiş. Kerkeling, yanına tv kameralarını da alarak, kraliçe kılığına girmiş ve bir sahte Hollanda devlet arabasına binerek pozlar vermiş. Yani izinsiz şekilde protokole karışmış. Alman Cumhurbaşkanı, bu “numara”dan hoşlanmış. Bu “numara”, Kerkeling’in popülerliğini yeni bir boyuta taşımış.

En az Cem Yılmaz’ın 2000’li yılların başlarındaki Doritos reklamları kadar özgün bir mizah içeren bu “numara”, eşcinsel bir komedyen olan Kerkeling’in tüm komedyenlik kariyerinin zirvesiydi. Kerkeling 1991’deki o kendine özgü cesurluğunu, çılgınlığını, tabu yıkıcılığını aynı yoğunlukta sürdüremedi ve zamanla “normal” ve hatta kısmen de “devlete yakın” algılanan birine dönüştü. Ki buna benzer şeyleri Cem Yılmaz için düşünenler de oldu.

Twitter’da Kerkeling için son olarak şöyle bir yorum yapılmış: “Artık ona olan tüm saygımı yitirdim çünkü o, bu ülkedeki ve tüm Batı dünyasındaki gerçek sorunlarla entelektüel açıdan yüzleşmeye cesareti olmayan, omurgasız, aptal bir sistem salağına dönüştü!” Başka biri de şöyle demiş : “Bir eşcinsel olarak Almanya’da kendisi için asıl tehlikenin Alman sağcılarından değil, İslam denen ortaçağ ideolojisinden kaynaklandığını anlamayan birine yardım edilemez.”

Kerkeling, Almanya’da aşırı sağın ve buna bağlı olarak homofobinin yükselişinden yakınan bir eşcinsel. Berlin’de artan homofobi konusunda Araplar’ı veya İslamcılar’ı değil Alman sağcılarını ve AFD’yi suçluyor. İşte onun bu tutumu çok yoğun şekilde eleştiri konusu. Almanca Twitter’daki genel algı “Eşcinsellere asıl düşmanlık, Alman sağcılarından değil, Müslümanlar’dan ve Araplar’dan geliyor” şeklinde. Şu da ilginç: Aynen Türkiye’de olduğu gibi Almanya’da da Araplar’a görece ılımlı yaklaşmak, “iktidar yandaşlığı” veya “küresel elitlere hizmetkarlık” olarak yorumlanabiliyor. Neyse biz mizaha dönelim.

Cem Yılmaz’dan farklı olarak, Kerkeling’in, “bir kuşağa yön vermiş olma” havası yok. O, sosyal medyada, çok yoğun etkileşim alan biri de değil. Sosyal medya hesapları çok büyük değil. Bu, onun şu anki kitlesinin yaş ortalamasının yüksekliğiyle de ilgili. Ancak Kerkeling bütün bunlara rağmen sosyal medyada Cem Yılmaz kadar tartışma konusu.

Kerkeling’in verdiği röportajları okuduğumuzda, felsefi yönden bizdeki komedyenlerin çoğundan daha derin bir kişilikle karşılaşıyoruz: Kerkeling asıl derinliğini filmlerinden çok gazete röportajlarında sergiliyor. Onun yaşam öyküsü, epey kendine özgü. Tat ve koku duygusundan yoksun olan annesi, o 8 yaşındayken, intihar etmiş. O dönemin katolik kilisesinin katı kuralları nedeniyle, intiharı beyin kanaması gibi göstermişler. Yoksa mezar yeri bulma sorunu yaşayacaklarmış. Kerkeling’in katolik kilisesiyle ve Hıristiyanlıkla hep karmaşık bir ilişkisi olmuş.

Yılmaz ve Kerkeling’in net bir ortak noktası var: Her ikisi de “endişeli modern”. Endişeli oldukları konularsa bambaşka: Yılmaz, İslam konusunda, yükselen İslamcılık konusunda  endişeli. Hape Kerkeling ise Almanya’nın yeniden bir Nazi ülkesine dönüşme ihtimalinden endişeli ve bunu kuvvetli bir ihtimal olarak görüyor… Şu da tuhaf: Kerkeling, Yılmaz’ın tam tersine, “İslam konusunda yeterince endişeli olmamak”la eleştiriliyor. Ancak bu tür farklara karşın her iki komedyen de sosyal demokrat bir çizgide görünüyor.

Endişeli Cem Yılmaz, islami muhafazakarlığa muhalif bir görüntü sergiliyor. Endişeli Hape Kerkeling ise Almanya’yı yöneten merkez-sol koalisyonu doğrudan destekliyor ve aşırı sağcı AFD’nin yasaklanmasını savunuyor. Kerkeling’i “sistemin ünlü yaptığı komedyen” olarak görenler de var. Kerkeling’e bunların söylenmesinin nedenleri arasında pandemi yasaklarına verdiği yoğun destek de gösterilebilir. Ki Cem Yılmaz da destek vermişti.

Siyasi tavrını kısa ve basit twitlerle ortaya koyan Cem Yılmaz’dan farklı olarak, Kerkeling, siyasi görüşlerini, röportajlarda uzun uzun anlatmaktan hoşlanıyor. “İslami değerlere saygısız olmak”la suçlanan Cem Yılmaz’a zıt şekilde; Kerkeling, “Müslümanlar’ı eleştirmemek”le suçlanıyor. Kerkeling’in, buna rağmen İsrail yanlısı olması da ayrıca tuhaf.

Kerkeling’in Hıristiyanlık’la ve katolik kilisesiyle olan ilişkisini, Cem Yılmaz’ın Atatürkçülük’le olan ilişkisine benzetmek mümkün. Kerkeling’in yaşı ilerledikçe büründüğü “reformist katolik” (ve kısmen de budizme yakın) imaj, Cem Yılmaz’ın yaşı ilerledikçe öne çıkan “(reformist) Atatürkçü” imajıyla karşılaştırılabilir.

14 Mart 2024’te, sağcı “Deutschlandkurier.de”de yayınlanan yazıda, Kerkeling hakkında şu ifadeler kullanılmış: “Eskiden orijinal ve komikti, şimdi ise sadece bir şakadan ibaret. Zararsız, iyi hazırlanmış televizyon eğlenceleri ve çok satan kitaplarıyla milyonlarca izleyiciye ulaştığı günler çoktan geride kaldı. Şimdi, tükenmiş ünlülerin ilgiye muhtaç olduklarında yaptığı şeyi yapıyor: Devlet komedyenliği.”

Hem Kerkeling’in hem Cem Yılmaz’ın en güzel ve komik dönemleri 1990’lar ve 2000’lerin ilk yıllarıydı… 2010’lu ve 2020’li yıllarda, gençliklerindeki çılgın enerjiyi yitirmiş, daha klasik, daha profesyonel, daha endüstriyel komedi formüllerine yönelmiş olabilirler… Veya yükselen “siyasi doğruculuk” dalgasıyla birlikte dünyada komikliğin alanı genel olarak daralmış olabilir… Olumsuz taraftan bakılırsa, malzemesi azalan komedyenlerin siyasetle daha fazla ilgilendikleri de öne sürülebilir. Kim ne derse desin iki isim de kendi ülkelerinde bir döneme damga vurmuş isimler. Ve ikisi de endişeli-modern…

- Advertisment -