6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremler, ülkemizin yapı üretim ve denetim süreçlerindeki sistemsel eksiklikleri en acı şekilde gün yüzüne çıkardı.
6 Şubat depremlerinin üzerinden geçen üç yıl zamana rağmen adliye koridorlarında yankılanan feryatlar da dinmedi. Aksine, tozlu dosya rafları arasında her geçen gün biraz daha boğulan bir adalet arayışıyla karşı karşıyayız.
Rakamlar dehşetin boyutunu anlatmaya yetmiyor ama hatırlatalım: 53 bin 537 can kaybı, 40 bine yakın yıkılan bina ve ağır hasar alarak tahliye edilen 200 binden fazla yapı. Bu devasa yıkımın ardından açılan binlerce dava, on binlerce şüpheli… Ancak bu sayısal büyüklüğün içinde kaybolan çok daha hayati bir şey var: Maddi Gerçek.
Çünkü görüyoruz ki, ilk derece mahkemelerinde yürütülen deprem yargılamaları adil bir süreçten ziyade, “bir suçlu bulup konuyu kapatma” telaşına dönmüş durumda.
Yargıtay çalıştayının “görünen” ve “görünmeyen” ajandası
Yargıtay’ın önünde deprem dosyalarından oluşan bir yığın oluştu ki bu da bir çeşit enkazdır.
Yargıtay Başkanlığı, geçtiğimiz günlerde “Deprem Temalı Çalıştaylar” düzenleyeceğini (https://x.com/tcyargitay/status/2016872484444770774?s=48) ilan etti. Görünür amaç; Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) kararları ile Yargıtay içtihatları arasında uyum sağlamak. Peki, madalyonun öteki yüzünde ne var?
Deprem dosyalarında yargıya yönelik artan eleştirilerin önünü kesmek ve dosyaları hiçbir inceleme yapmadan, adeta bir “posta idaresi” gibi doğrudan Yargıtay’ın önüne gönderen İstinaf mahkemelerinin yarattığı tıkanıklığı gidermek olabilir mi asıl amaç? Hukuk sistemimizde bir süzgeç görevi görmesi gereken istinaf mahkemeleri bugün maalesef bir denetim mekanizması olmaktan çıktı, adaleti geciktiren bir “zaman kaybı” durağına dönüştü. Yargıtay da istinaf mahkemelerinin kararlarını uyumlu hale getirmekten ziyade deprem dosyalarının incelenmesini sağlamayı amaçlıyor olabilir.
İMO ne dedi? Bilimin yargıya desteği
TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) deprem dosyalarıyla ilgili çalıştayda da dikkate alınması, üye ve tetkik hakimlerinin dikkatine sunulması amacıyla Yargıtay’a bir yazı göndererek (https://www.imo.org.tr/TR,214313/odamizdan-deprem-yargilamalari-hakkinda-yargitay-baskanligina-yazi-gonderildi.html) deprem dosyalarında karşılaştıkları sorunları ve çözüm önerilerini iletti. Yazı ekinde İMO’nun daha önce yaptığı açıklamaları da ekledi. 10 sayfadan oluşan açıklama ekleriyle birlikte toplamda 113 sayfadan oluşuyor ve yargı mensupları, avukatlar, müştekiler, sanıklar ve tüm ilgililer için temel bir başvuru kılavuzu niteliğinde olmuş.
İMO’nun hazırladığı, sadece bir meslek örgütünün teknik görüşü değil; bilimin, hukukun ve vicdanın ortak çığlığı.
Anayasal bir meslek kuruluşu olan tarihi bir sorumluluk üstlenmiş ve hem süren davalarda maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkı sunulması hem de gelecekte benzer felaketlerin önlenmesine yönelik hukuki ve teknik zeminin güçlendirilmesini amaçlayarak, yargıya bilim desteği sağlamış. Bence 113 sayfalık kaynak çıktı alınmalı ve deprem dosyalarıyla ilgilenen tüm tarafların masasında bulunmalı, elbette dikkatle okunmalı. Herhangi bir konuda yargı mercilerinin ilave bilgiye ihtiyacı olursa İMO’nun elinden gelen desteği sağlayacağına, tüm imkanlarını seferber edeceğine eminim.
Yargılamalarda yükümlülük ihlallerinin doğru belirlenmesi, yükümlülük ihlalleri ve binaların yıkılmaları arasındaki teknik nedensellik bağının doğru kurulması ve neticenin objektif isnat edilebilirliğinin gerekçelendirilerek belirlenmesi hayati önemde. Bunlar bilime ve hukuka uygun şekilde yerine getirilebilirse binaların depremde yıkılmaları ve can kayıplarının sonraki depremlerde engellenebilmesi, tekrar enkaz altında kalınmaması adına alınması gereken tedbirler de ortaya çıkacak. Özetle sorumluluk çok büyük. Yargı mensupları işlerini doğru yapmazlarsa olası depremlerde can kayıplarından hukuki sorumlulukları olmayacaksa da büyük veballeri olacak.
İMO ne mi dedi? Kısaca ve kendi cümlelerimle özetledim:
- Anakronizm Hatası: Bir binayı inşa edildiği tarihteki mevzuatla değil, bugünün standartlarıyla yargılamak hukuki bir cinayettir.
- Betonunve Donatının Yorulması: Enkazdan alınan karot ve donatı örneğiyle yapım aşamasındaki dayanım tespit edilemez; dünya üzerindeki her malzeme insan gibi yorulur, binalar da yorulur, beton da donatı da yorulur.
- Ticari Paket Programlar: Paket program çıktıları kutsal metin değildir; denetlenebilir veri dosyaları sunulmayan analizlerle kusur tayin edilemez.
- İlliyet Bağının Kopması: Taşıyıcı sisteme yapılan kaçak müdahaleler ve imar affıyla yasallaşan denetimsizlik, mühendisin sorumluluğunu ortadan kaldıran dışsal müdahalelerdir.
- Öngörülemez Şiddet: 6 Şubat depremlerinin ivme değerleri ve zemin büyütmesi etkileri, yönetmeliklerdeki tasarım sınırlarını (DD-1 düzeyi dahil) bazı bölgelerde aşmıştır.
- Yargılama Birliği: Kamu görevlilerinin dosyaları tefrik edilerek (ayrılarak) maddi gerçeğe ulaşılamaz; tüm aktörler aynı mahkemede yargılanmalıdır.
Bilirkişi mi, gizli hakim mi?
İlk derece mahkemelerinde durum vahim. Mahkemeler dosyaları bilirkişilerin insafına terk etmiş durumda. Ortada bir yargılama değil, bir “bilirkişi keyfiliği” var. Denetlenebilirlikten uzak, fahiş hatalarla dolu raporlar, hakimler tarafından “kopyala-yapıştır” yöntemiyle gerekçeli karara dönüştürülüyor. Bilirkişi hakimin yerine geçip kusur dağıtıyor, hakim ise bilirkişi kararının imzacısı konumuna düşüyor.
Soruyorum: Verisi gizlenen, hesap detayları sunulmayan, sahadaki hasarla örtüşmeyen bir raporun üzerine bina edilen adalet, depremde yıkılan binalardan daha mı güvenli?
Yargıtay’ın tarihi sorumluluğu ve vebali
Yargıtay üyelerinin sorumluluğu ağır. Önlerindeki dosyalar sadece kâğıt yığınlarından, rakamlardan, istatistiklerden ibaret değil. O dosyaların içinde insanların sönen hayatları ve bir ülkenin güvenli yapı umudu var.
Adaletin bilime uygun tecellisi için var güçleriyle çalışmaları gereken bir dönemdeyiz. Beklentimiz yüksek, zira Yargıtay’dan çıkacak kararlar sadece bugünün “günah keçilerini” değil, yarının yapı güvenlik kültürünü de belirleyecek. Bunu daha önceki depremlerde ve devamındaki yargılamalarda yapamadığımız için her depremde ölmeye devam ettik.
Şunu açıkça söylemek zorundayız: Eğer bu dosyalar, teknik gerçeklerin ve illiyet bağının hakkı verilmeden onanırsa; adaletin terazisi bilimin şaşmaz ölçülerinden saparsa, eğer bu süreçte de “idareyi mindere çekmekten” imtina edilirse, eğer gerçek kusurlular yerine sadece teknik personel “günah keçisi” ilan edilmeye devam edilirse, adalet bir kez daha enkaz altında kalacak.
Şunu unutmayın: Onlarca yıldır sorumluluklarını ihmal eden, imar aflarıyla riskli yapıları yasallaştıran, denetimi kağıt üzerinde bırakan idarecilerle birlikte, adaleti yanlış tecelli ettirenlerin de bir sonraki depremde yaşanacak ölümlerde vebali olacak. Eğer bugün adalet bilimin ışığında tesis edilemezse, bir sonraki depremde yaşanacak her ölümün vebali, bugünkü ihmallere göz yumanların omuzlarında olacak.
Adalet, bir sonraki depremde enkaz altında kalmamak için sığınacağımız tek liman. O limanı da bilimle, teknikle ve dürüstlükle tahkim etmek Yargıtay’ın tarihi sorumluluğudur.
Adalet terazisi bilimle dengelenir. Vakit, arenalardaki kanlı oyunları izleme, oyunların figüranı olma vakti değil; adaletin terazisini bilimle dengeleme vaktidir.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.