Levent Mazılıgüney

Neden enkaz altında kaldık? (10): Yıkım nedeni bulunmadan adalet kurulamaz

Enkazdan yalnızca sanık çıkarıp yıkımın gerçek nedenini, deprem talebini, imar kararlarını, denetimi ve sonradan yapılan müdahaleleri araştırmayan yargılama; hem adaleti hem de bir sonraki depremi kaybeder.

Neden Enkaz Altında Kaldık? (9): Yönetmelikler değişti, binalar değişmedi

Her depremden sonra bilgimizi ve hesabımızı geliştirdik. Fakat yumuşak katı, kapalı çıkmayı, kısa kolonu ve bitişik yapıları konut geleneğimizden söküp atamadık; artan tehlike bilgisine rağmen mevcut binalar için zorunlu bir tespit ve tedbir düzeni de kurmadık.

Neden Enkaz Altında Kaldık? (8): Binaları teslim ettik, güvenliği sahipsiz bıraktık

İskân, bir binanın ömür boyu güvenli kalacağına dair garanti değildir. Yapı kullanıma açıldıktan sonra taşıyıcı sisteme yapılan müdahaleleri izlemeyen düzen, denetim için depremi bekliyor.

Neden enkaz altında kaldık? (7): Herkesin herkesi kandırdığı yapı denetim sistemi

Konuyu aylar boyunca inceleyen uluslararası bir uzman, kamu görevlilerinin de bulunduğu ancak resmî niteliği olmayan samimi bir toplantıda Türkiye’deki yapı denetim sistemini dört kelimeyle özetlemişti: “Herkesin herkesi kandırdığı sistem.” Masada kısa bir sessizlik oldu. Çünkü kimse itiraz edemedi.

Neden Enkaz Altında Kaldık? (6): Şantiye şefi Süpermen değildir!

Mevzuat, şantiye şefinden şantiyenin her köşesini görmesini; işçiyi düşerken yakalamasını, betona katılmak istenen suyu âdeta üfleyerek hortuma geri göndermesini ve her etriye aralığını tek tek ölçmesini bekliyor. Aynı mevzuat, bu görevlerin bir kişi tarafından aynı anda dört ayrı şantiyede yürütülmesine izin veriyor. Bu bir mühendislik modeli değil; fiilen kullanmasına imkân verilmeyen yetkiyi ve taşınması imkânsız sorumluluğu bir imzada toplama düzenidir.

Neden Enkaz Altında Kaldık? (5): Her diploma her binaya yetmez

Dört yıllık lisans eğitimi mesleğe giriş için gereklidir; her yapı türünde sınırsız yetki için yeterli değildir. Eğitimin niteliğini düşüren ve mezunu ertesi gün her işe yetkili sayan sistem, genç mühendisi karar verici değil imzacı yapıyor. Deprem ise diplomayı değil, mühendislik muhakemesini sınar.

Neden Enkaz Altında Kaldık? (4): Müteahhit çok, nitelik yok; ustalık kâğıtta kaldı!

Türkiye'de konut üretiminin çok büyük bölümü, sürekli teknik kadrosu bulunmayan küçük yap-sat müteahhitleri ve götürü bedelle çalışan ekipler eliyle yürütülüyor. Mühendislik çoğu zaman güvenliğin kurucu unsuru değil, dosyadaki imzaları tamamlayan bir masraf kalemi; ustalık ise sahada doğrulanan yeterlik değil, bir belge gibi görülüyor. Sorun para kazanma amacı değil; düşük maliyeti ödüllendirirken nitelik ve yaşam hakkını koruyacak karşı ağırlıkları kurmayan sistemdir.

Bir insan hakları savunucusunun başına neler gelebilir? Kavala örneği

Kavala’nın başına gelenler yalnız onun başına gelmedi. AİHM Büyük Dairesi, hukuka uygun sivil toplum faaliyetlerinin ağır suç deliline dönüştürülmesinin hak savunucularını, sivil toplumu ve sıradan yurttaşları caydıracağını kayda geçirdi. Hak savunucuları cayarsa zarar gören bütün toplum, ortadan çekilen ise hukukun kendisi olur.

Neden Enkaz Altında Kaldık? (3): Depremde binalardan önce imar planları çöktü!

Bir binanın deprem riski ve güvenliği, temel kazısı yapıldığında başlamaz. O binanın nereye yapılacağına, arsanın hangi amaçla kullanılacağına, kaç kat ve ne yoğunlukta yapılaşmaya izin verileceğine karar verildiği anda başlar. Bilimsel veriyi plan kararına dönüştüremeyen; üst ölçekli planları parsel parsel delen, imar yetkisini rant dağıtma aracına çeviren bir düzende, “depreme dirençli kent” sözü romantik bir hayal olarak kalır.

Neden Enkaz Altında Kaldık? (2): Binalarımızı bilmiyoruz, kanlı piyangoyu bekliyoruz

Bir kentin hangi binalardan oluştuğunu, bu binaların temel özelliklerini ve hangilerinin önce incelenmesi ve gerekliyse müdahale edilmesi gerektiğini bilmiyorsanız deprem riskini yönetemezsiniz. Türkiye yıllardır yapı stoku envanterini mevzuata ve eylem planlarına yazıyor; fakat ülke ölçeğinde güvenilir, güncel ve risk azaltma kararlarına yön veren bir sistemi kurmuyor. Böyle olunca hangi binaların yıkılacağını öğrenme işi depreme kalıyor. Bunun adı kader değil; bedeli canla ödenen kanlı bir piyangodur.

Neden Enkaz Altında Kaldık? (1): İnsanlar binaların değil, çöken bir sistemin altında öldü

Neden Enkaz Altında Kaldık?” başlıklı bu yazı dizisi, tek bir suçlu bulup rahatlamak için değil, çöküşün birbirine bağlı nedenlerini görünür kılmak için kaleme alınacak.

Gladyatör arenasında adalet aramak: Narin Güran dosyası ve dijital delilik

Bu yargısız infazın ve hukuksuzluğun insan ruhunda açtığı yaraların ne denli derin olduğunu, 12 Temmuz 2026 tarihinde Ankara Ulus’ta katıldığım basın açıklamasında bir kez daha, en acı şekliyle tecrübe ettim.

Polis hangi örgüte üye olduğunu biliyor, sen henüz bilmiyorsun

NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen operasyonlar, tutuklama tedbirinin uygulanış biçimini yeniden tartışmaya açtı. Hukuk devletinde kişi özgürlüğünü sınırlayan tedbirlerin dayanağı, geleceğe ilişkin varsayımlar değil, denetlenebilir somut olgular olmalıdır. Çünkü hukuk geleceği tahmin etmek için değil, gerçekleşmiş olayları adil biçimde değerlendirmek için vardır.

Omelas’ın bodrumundaki milyonlar ve ana muhalefetteki kör dövüşü

CHP’deki liderlik kavgası, Türkiye’de yıllardır yerleşen “iltisak”, “örgüt”, “düşman” dilinin muhalefet tarafından da içselleştirildiğini gösteriyor. İktidarın rakiplerini tasfiye etmek için kullandığı cephanelik, bugün muhalefetin kendi iç hesaplaşmasının silahına dönüşmüş durumda.

AİHM Büyük Dairesinin yasak kararı: Hukuka dönüş için son çağrı ve tarihi sorumluluğumuz

AİHM Büyük Dairesi'nin Yasak kararı, Yalçınkaya içtihadını bir kez daha mühürlemiş ve ihlallerin sadece usuli değil, aynı zamanda insan onurunu hedef alan esasa ilişkin ağır boyutlarını da kayda geçirmiştir.

Yusuf Tarık Gül ve Görmezden Gelinenler

Yusuf Tarık Gül’ün hikâyesi, tekil bir trajediden öte; KHK sürecinde hayatları altüst olan ve çoğu zaman sessizce unutulan çocukların ortak hikâyesini gözler önüne seriyor.

Yapay zekâ kürsüde olsaydı

Yapay zekâ, hukuku daha mı öngörülebilir, daha mı tutarlı, daha mı denetlenebilir hale getirecek? Yoksa mevcut sorunları daha da mı görünür kılacak? Ve belki de en kritik soru: Eğer yapay zekâ kürsüye otursa, bugünkü tabloyu mu üretirdi, yoksa bizi utandıracak kadar farklı bir tablo mu ortaya koyardı?

Toplum ayıplayabilir, Devlet cezalandıramaz

Toplumsal tepkiyle hukukun sınırı birbirine karıştığında, cezayı mahkemeler değil öfke belirler; bu da adaleti değil, korkuyu büyütür.

Yargıtay’ın önündeki deprem dosyaları enkazı: Adalet mi, istatistik mi?

Yargıtay üyelerinin sorumluluğu ağır. Önlerindeki dosyalar sadece kâğıt yığınlarından, rakamlardan, istatistiklerden ibaret değil. O dosyaların içinde insanların sönen hayatları ve bir ülkenin güvenli yapı umudu var.

Hukuk enkazı ve deprem dosyalarında infaz popülizmi

Herkes kendi vicdanına sorsun: İmar Affından faydalanmış ve yıkılarak can kaybına neden olmuş bir binada hiçbir açılma gözlenmemiş etriyeyi 135 derece yapmamış diye normatif anakronizmle cezalandırılan şantiye şefi mi daha suçludur, imar affına olur verenler mi?

İmzalı ama “yayınlan(a)mayan” mevzuat: Deprem güvenliğini kim, neden engelliyor?

Olası depremden sonra ben mühendis olarak kıyas yapsam; binanın izin verilen projesi yıkılıyor ama mevzuatın yürürlüğe girmesi gecikmese ve geciktirilen mevzuata uygun tasarım ve imalat yapılsa yıkılmayacaktı desem; bu durumu mühendislik hesaplarıyla da göstersem, vefatların hukuki sorumluluğu kimde olacak? Hukuki sorumluluğu geçelim. Olası bir depremde, bu gecikmeler nedeniyle bir can dahi fazladan kaybedilirse bunun vebali ödenir mi?

İnfazın “Depo Yönetimi”: Suçluyla mütareke, muhalifle mücadele

Bu "depo mühendisliği" sürdürülebilir değil. Adaletin terazisi, "stok sayımına" kurban edilemez. Hukuk güvenliğinin olmadığı, gerçek suçlunun sokakta, düşünce suçlusunun hapiste olduğu bir ülkede ne ekonomi düzelir ne de toplumsal barış sağlanır. Bu düzene, bu düzenlemeye itirazım var!

Adalet olmadan hürriyet de demokrasi de olmaz

Veriler çok net bir hikâye anlatıyor: Hukukun üstünlüğü geriliyor; Demokrasi zayıflıyor; Özgürlükler daralıyor; Ekonomi kırılganlaşıyor, Toplum mutsuzlaşıyor. Bu bir ideolojik yorum değil, ölçülebilir bir nedensellik zinciri.

AİHM’in 16 Aralık kararları, sessizlik ve seçici duyarlılık üzerine

AİHM, 16 Aralık günü verdiği üç ayrı kararla, toplam 2.420 kişi hakkında yürütülen terör suçlarına ilişkin ceza yargılamalarında AİHS'in 6. (adil yargılanma hakkı) ve 7. (kanunsuz ceza olmaz) maddelerinin ihlal edildiğine hükmetti. AİHM tarihinin aynı günde 3 ayrı kararla 2420 kişinin dosyasında birden ağır ihlallere hükmettiği başka bir örnek yok. 

AİHM’in Demirhan kararına da uyulsun mu?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Demirtaş kararını verdiği 03 Kasım 2025 günü bir de Demirhan kararı verdi. Mahkeme Demirtaş ve Demirhan kararlarını aynı anda duyurdu. Ancak kamuoyunda geniş yer bulan, siyasilerin ve hukukçuların tartıştığı karar yalnızca Demirtaş kararı oldu. Kütahyalı Metin Demirhan ve 239 kişi hakkında verilen karar ise neredeyse hiç konuşulmadı.

Deprem yargılamalarının sessiz tanıkları: Bilirkişi raporları neden ne hukuki ne bilimsel bir değer taşımıyor?

Adalet Bakanı'nın konuşmasından yapılabilecek en önemli çıkarım, Deprem soruşturma ve kovuşturmalarında adil ve hızlı bir sonuca ulaşılabilmesi, ancak nitelikli bilirkişi raporlarıyla mümkün olduğu gerçeğidir. Bu cümle, gerçeği tüm çıplaklığıyla özetliyor. Çünkü nitelikli bir bilirkişi raporu, hem tasarım, yapım ve kullanım süreçlerindeki yükümlülük ihlallerini doğru biçimde tespit eder hem de bu ihlallerle yıkım arasındaki nedensellik bağını somut ve denetlenebilir biçimde kurar. Ancak sahadaki gerçeklik bu idealle örtüşmüyor.

Deprem yargılamalarında bilirkişiliğin ilk şartı bildiğini unutmak mı?

Deprem yargılamalarında bilirkişilikle ve bilirkişi raporlarıyla ilgili problemler konusunda çok yazdık çok konuştuk. Görünen o ki daha çok yazmak ve konuşmak zorunda kalacağız. Çünkü temel bir gerekliliği bir türlü sağlayamıyoruz. Bilirkişi raporları denetlenebilir değil!

Akademide doğru söyleyip mahkemede şaşan bilirkişiler!

Akademide paket programlarla ilgili doğruları söylerken, hiçbir data dosyası veya hesap detayı eklemeden hazırladıkları bilirkişi raporlarında paket programlarla yaptıkları analizlerin çıktılarını değişmez gerçeklik kabul ettiler, kusur dağıttılar! Akademide doğru söyleyen hocalarımız, bilirkişi olunca mahkemede şaşırdılar! Hem akademiye hem yargılamalara zarar verdiler. Öğrencilerine bu durumu nasıl anlatacaklar bilemiyorum.

Çünkü yapabiliyorlar…

Ekrem İmamoğlu’nu tutukladılar! Neden? İmamoğlu’nun avukatı da tutuklanmış! Neden? Çok sayıda belediye başkanını, belediye görevlilerini, gençleri tutukladılar! Neden? Gazeteci Fatih Altaylı’yı da tutuklamışlar! Neden? Komünist rejim tarafından tutuklanan Çek siyasetçi Milada’ya hapishanede arkadaşı sormuş: “Seni neden tutukladılar?” Milada’nın cevabı zihnime kazınmıştı: “Çünkü yapabiliyorlar.”

Tamamı yasal eylemlerden terör nasıl çıkar?

12 Mayıs 2025 tarihi Türk ve Kürt halklarının ortak geleceği, ülkemizin huzuru ve her birimizin güvenliği için tarihi bir gündü. Barışa yaklaştıran her adım...