Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Yurtta başarısız, dünyada başarılı

Yurtta başarısız, dünyada başarılı

Çünkü iktidar yurtta başarısız görünse de dünya konjonktürünün de katkılarıyla dünyada başarılı görünüyor. Bu güçlü kas, 2023’de olduğu gibi 2028’de de bir seçim kazandırabilecek kadar hayati bir kas. NATO Zirvesi sırasında muhalefetin bağlamsızlığı bunun bir uyarı işareti.

“Türk Emniyeti için evham”

1949 yılında NATO kurulurken, Türkiye’nin dışarıda bırakılması büyük bir hayal kırıklığına neden olmuş, Ankara’da çıkan CHP’nin gazetesi Ulus, NATO’nun Türkiyesiz kurulmasından duyulan endişeyi bu başlıkla göstermişti.

O evhahımın üzerinden bir soğuk savaş geçti. Ankara NATO Zirvesi’ne evsahipliği yapıyor.

Artık NATO emniyetimizin bağlı olduğu bir evham konusu değil.

Halbuki 1949’da kurulan NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacından çok Türkiye’nin NATO’ya ihtiyacı vardı.

Ve bunun için ortada evhamlanmak için çok haklı bir neden vardı; Kuzey komşumuz Sovyetler…

Türkiye’de özellikle sol anlatı Sovyet tehdidini Amerikan uydurması olarak görür, Türkiye’yi de NATO’ya sağcı DP iktidarının sadece Amerikancı olduğu için soktuğunu söyler.

Halbuki İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye için en temel güvenlik meselesi Sovyetler’den gelen tehditlerdi.

7 Haziran 1945’de Sovyetler, Ankara’ya bir nota verip, özetle “Kars, Ardahan ve Artvin’i bize bırakın. Boğazlar’da bize üs verin, Trakya sınırınızı Yunanistan ve Bulgaristan lehine yeniden çizin, 1936 Montrö anlaşmasını tedil edin” demişti.

Sonra Ağustos’ta üçüncü bir nota daha geldi.

ybasliksiz-4.jpg

İnanmayanlar Aralık 1945 Meclis zabıtlarına bakabilir.

Kürsüye çıkan, eski Şark Cephesi Komutanı Kazım Karabekir “Eğer, Ruslar yer istemekte ısrar ederse, şüphe yok ki dövüşeceğiz” demişti.

Ama Nazileri dize getirmiş Kızıl Ordu’nun karşısında, İkinci Dünya Savaşı tedbirleriyle çökmüş Türk ordusunun şansı yoktu. İşte o günlerde Türkiye’nin imdadına, İngiltere ile ABD yetişti.

9 Ekim 1946’da iki ülke Sovyet Rusya’ya nota vererek Rusya’dan ileri gitmemesini istediler. Türkiye’nin Batı’ya yaklaşması da bu dayanışmadan sonra hızlandı.

İşte bu yüzden 1949’da NATO kurulurken, bugün bazı propagandistlerin aksini iddia etmesine rağmen İnönü ve CHP hükümeti NATO’nun içinde olmak istemiş, dışarıda bırakılmak Türkiye’de büyük bir hayal kırıklığına neden olmuştu.

CHP’nin gazetesi Ulus, NATO’nun Türkiyesiz kurulmasını “Türk Emniyeti için evham” başlıklı başyazısıyla karşılamış, Peyami Safa gibi milliyetçi yazarlar “Bizi hesaba katmayan bir paktı, biz de hesaba katmamalıyız” diyerek neredeyse trip atmıştı.

1950 seçim kampanyasının da önemli gündemlerinden biri NATO üyeliğiydi.

İşte bu yüzden CHP hükümeti seçimlere üç gün kala 11 Mayıs 1950’de NATO’ya ilk üyelik başvurusunu yapmıştı.

Ama sonuç İtalya dışındaki üyelerin ret cevabıyla olumsuz olmuştu.

Yani Türkiye’nin NATO’ya ilk başvurusunu yapan İnönü ve CHP’ydi.

Yine iddia edilenin aksine NATO’ya Kore’ye asker göndererek girmedik.

14 Mayıs 1950’de iktidara gelen Demokrat Parti iktidarı, Temmuz 1950’de BM çağrısıyla Ankara, Kore’ye asker gönderdi.

11 Ağustos 1950’de NATO’ya ikinci kez üyelik başvurusu yaptı.

Ve bu başvuru da reddedildi.

Ardından Türkiye, NATO’ya üye olabilmek için yoğun diplomatik girişimlerde bulundu.

Ve sonunda ikna edilen ABD’nin öncülüğünde üyelik başvurusu kabul edilmiş, Türkiye ancak 18 Şubat 1952’de Meclis’te bütün partilerin oyları ve alkışlarıyla Türkiye nihayet NATO üyesi olmuştu.

Uzun yıllar Türkiye NATO’nun Sovyetlere karşı ileri karakolu oldu. Bütün ordumuz NATO’nun eğitip, donattığı bir ordu olarak var oldu.

Uzun yıllar Türk istihbaratı ve CIA Ankara’da birlikte çalışacak kadar yakın bir müttefiktik.

Ta ki Kıbrıs’a kadar.

Ardından yaşananlar malum. 12 Eylül darbesini yapan generallerin NATO’ya bağlılığı ABD ve Batı ittifakı yeterli bir referans olmuştu.

O dünyadan geriye NATO dışında pek bir şey kalmadı.

Sovyet tehdidi yok, soğuk savaş yok, o kadar ki 12 Eylül’den sonra Türkiye’den tekneyle kaçmak zorunda kalmış Ankara’da yaşayan DİSK’li bir babanın Dersimli kızı olan Dilan Yeşilgöz, 42 yıl sonra Ankara’ya Hollanda’yı NATO Zirvesi’nde temsil eden sağcı bir Savunma Bakanı olarak döndü.

Her ne kadar İran’dan gelen dört füzeyi NATO sayesinde düşürmüş olsak da Türkiye savunması ve dış politikası için artık NATO herşey değil.

Hatta NATO’nun karşısında kendini yeniden anlamlı kılmaya çalıştığı Rusya, uzun süredir Türkiye’nin düşmanı değil.

Hatta bu yüzden alınan S-400’ler, Suriye’de YPG’ye destek ve savcılarımızın başımıza açtığı belalardan biri olan Rahip Brunson meselesi yüzünden ABD ile son 10 yılı en şiddetlileri Trump döneminde olmak üzere krizlerle geçirdik.

Bugün Rahip Brunson’ı Tanrı ve Trump dışında herkes unuttu.

YPG meselesi çözüldü.

Halkbank meselesi halloldu.

Geriye kaldı yaptırımlar ve F-35 kriz.

Trump için Erdoğan; Brunson’ı ona gönderen, onu seçimleri kaybettiğinde, yargılandığında bile yalnız bırakmayan, Biden’ın sevmediği, Suriye, Gazze, İran meselelerinde birlikte çalıştığı güçlü bir Müslüman lider.

O yüzden bu aralar aralarının limoni olduğu Netanyahu’ya rağmen Türkiye’ye jest yapmak istiyor.

Yani ABD ile son mesele de halolmak yolunda.

Türkiye için de hem Trump hem de onun atadığı Barrack bulunmaz bir ortak.

O yüzden Türkiye, yeni açılan Ankara Havalimanı’nda bir binaya Trump’ın adının verildiğini Trump’tan öğrendi.

Diğer Avrupalı liderler için de Türkiye’nin hep problemli olmuş demokrasisinin biraz daha gerilemesi kapıda bağıran ayı kadar ciddi bir mesele olmayacak.

O da Avrupa için Rusya tehdidi ve ABD’nin belirsizliği ve içine çekilmesi

Belki Avrupalı liderler Erdoğan’ı Trump gibi övmeyecekler ama gülümseyen pozlar vererek işbirliğinden de geri durmayacaklar.

İktidar da bu kozunu dış politikadaki gücünü ve etkinliğine artırarak kullanacak.

Ankara NATO zirvesi bunun showroomu oldu.

Halk da anlaşılan bunu takdir ediyor.

Panaroma’nın Mart ve Nisan 2026 Panorama anketlerine göre Erdoğan’ın genel beğeni oranı yüzde 45’ken, iktidarın güvenlik politikalarına destek 60’a ulaşmıştı. Nisan’da iktidarın İran savaşı politikasına verilen destek yüzde 55 oldu.

Halbuki aynı ankette halkın yüzde 72’si ülkenin ve ekonominin kötüye gittiğini düşünüyordu. CHP’ye yönelik baskıların siyasi olduğunu düşünenlerin oranı da bu düzeylerdeydi.

NATO zirvesinden sonra iktidarın dış politika ve güvenlik algısı daha da pozitife dönecektir.

Önümüzdeki iki seçim yılında bunun negatife dönmesi için görünürde bir neden yok.

Trump’la 2028’e kadar kolkola yürüyecek Erdoğan.

Peki, muhalefetin iktidarın bu güçlü kasına karşı ne diyebilir?

Dün Özgür Özel, bütün dünya liderleri Ankara’dayken Eskişehir’de parti grup toplantısını yaptı.

İlginç bir tecihti. Acaba güvenlik önlemleri yüzünden mi komşu şehir seçildi?

Ama sembolik olarak bu tercih CHP’nin dış politikaya ve dış politika karar merkezlerine uzaklığını gösterdi.

Özel, Eskişehir’de NATO’yu ve Anıtkabir’de gitmediği için Trump’ı eleştirdi. Türkiye’nin Rusya ve Çin’le de yakın stratejik ilişkiler kurarak NATO’yu dengelemesi gerektiğini söyledi.

Halbuli geçen haftada da Özel, Financial Times’a yazı yazarak NATO liderlerini Türkiye’nin demokrasisindeki gerilemeyi görmezden gelmemeye çağırmıştı.

Birbiriyle uyumsuz mesajlar bunlar.

Herhalde Batılı ülkeler de CHP’nin bu ikili mesajlarını görüyordur.

Zaten Türkiye’deki demokrasinin durumu pek umurlarında değil, muhtemel iktidar adayının dış politikaya bu ilgisiz tavrı da bu ilgisizliği artırıyordur.

Netanyahu bile Trump’ı Türkiye’ye fazla prim vermekle eleştirirken, muhalefetin tek diyeceği Erdoğan Trump’ın her dediğini yapıyor ulusalcılığı olursa bu ikna edici olmaz.

Çünkü iktidar yurtta başarısız görünse de dünya konjonktürünün de katkılarıyla dünyada başarılı görünüyor.

Bu güçlü kas, 2023’de olduğu gibi 2028’de de bir seçim kazandırabilecek kadar hayati bir kas.

NATO Zirvesi sırasında muhalefetin bağlamsızlığı bunun bir uyarı işareti.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın