ANALİZ – Vahim bir ‘reform’ girişimi daha

Yargı Reformu kapsamındaki dördüncü pakette "soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecek somut delillerin bulunması" halinde, avukatın müvekkiliyle görüşmesinin "bekletilmesi" öngörülüyor. Böyle bir şey, savunma hakkının ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının tamamen yok sayılmasından başka bir anlama gelmez.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Yargı Reformu Strateji Belgesi’ni açıklarken ilk amacı “hak ve özgürlüklere ilişkin standartları yükseltmek” olarak belirlemişti.

Ne var ki Yargı Reformu kapsamındaki 4. Yargı paketinde yer alan bazı düzenlemeler, iktidarın “hak” ve “özgürlük”ten anladığıyla bu kavramların evrensel anlamı arasında uçurum olduğunu ortaya koyuyor. Bunlardan avukatlık ve savunma hakkına ilişkin olanı özellikle önemli.

Haberlere yansıyan düzenleme doğru ise pakette, “soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecek somut varlıkların bulunması halinde, avukatın müvekkiliyle görüşmesi bekletilebilecek, yani gerekçe ortadan kalkana kadar izin verilmeyecek” ibaresi yer alıyor.

Böyle bir şey, savunma hakkının ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının tamamen yok sayılmasından başka bir anlama gelmez.

Şüpheli ile avukatının görüşmesini düzenleyen mevcut Ceza Muhakemeleri Kanununun 149. Maddesinde açıkça “Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez, kısıtlanamaz” hükmü yer alıyor.

Reform diye önerilen hüküm ise mevcut yasanın gerisinde, muğlak bir ifade ile savunma hakkını açıkça sınırlıyor. Bu durum Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir.

İktidarın ‘reform’dan amacının git gide hakları ortadan kaldırmak ve sınırlandırmak, bireyleri idari makamlar önünde güçsüzleştirmek olduğu anlaşılıyor. Yani iktidar ‘reform’la bireylerin haklarını değil devletin baskısını ve sınırlandırmalarını genişletmeyi amaçlıyor.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Salduz/Türkiye kararında avukat ile görüşmenin sınırlandırılmasının ancak zorunlu bir sebeple mümkün olabileceğini söylüyor. Bunun da açık ve net bir tanımını yapıyor: Sınırlama ancak cana, özgürlüğe veya fiziki bütünlüğe karşı ciddi olumsuz sonuçlar doğacaksa konulabilir.

Geçmiş tecrübelerimizi ve Türkiye’deki yargı pratiğini düşünürsek; böyle bir hükmün yasallaşması durumunda uygulama dosya incelenmeden, somut olaya bakılmadan mutat bir sınırlandırma biçiminde tezahür edecektir. Zaten “soruşturmanın amacını tehlikeye düşürecek somut varlık” ifadesi bu sınırlamanın yapılabileceği flu alana işaret ediyor.

Önceki İçerikRTÜK ‘tuhaf ceza’lara doymuyor: Bir siyasetçinin sözlerini ‘kadına şiddet’ diye yorumlayamazsın!
Sonraki İçerikNetanyahu ile BBC muhabiri arasında “soru” diyaloğu