ANALİZ – Batı, Türkiye’deki demokrasi sorunlarını ne ölçüde umursuyor?

“Batı dünyası Türkiye’yi artık ‘kendinden’ saymıyor, ‘haydutlaşma’ temayülü gösteren, ‘yönetilmesi gereken’ bir ülke olarak görüyor. Diğer deyişle Batı’nın Türkiye’ye bakışında çıta aşağı çekilmiş durumda. Bu iktidar varken Türkiye’de anlamlı bir demokratik gelişme olmayacağını anlamış oldukları için jeopolitik çıkarlarını öne alıyorlar.”

Serbestiyet: Türkiye’de HDP’ye kapatma davasının açılması, Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi, İnsan Hakları Derneği Başkanı’nın gözaltına alınması olayları tam da ABD ve AB ile ilişkilerin sorunlu olduğu bir döneme denk geldi. Hatta bu denk gelişi Türkiye ile Batı’nın arasını açmak isteyen devlet içi güçlere bağlayan yorumlar da gördük. Fakat öte yandan, bazı sözlü tepkilere rağmen somut planda ABD ve AB’nin Türkiye’ye karşı o kadar da ‘sert’ olmadığını gösteren gelişmeler var. Bunlardan en önemlisi de AB’nin birkaç kez erteleyip bu ay sonuna bıraktığı yaptırımlardan, ABD’nin telkinleriyle vazgeçmesi… Bu tabloyu siz nasıl yorumluyorsunuz?

Etyen Mahçupyan: Türkiye’de gözünü iktidarın yanlışlarına dikmiş ve salt bu yanlışlar nedeniyle iktidarın kaybedeceğini uman geniş bir muhalefet kesimi var. Yaklaşımları üç temel varsayıma dayanıyor: Seçmen Cumhur İttifakı’ndan uzaklaşacak, Cumhur İttifakı içinde sorun çıkacak ve Batı dünyası Türkiye’ye yönelik demokrasi temelli baskısını artıracak…

Ancak bu üç varsayım da sorunlu. Seçmenler yönetimin yanlışlarını görüyor ve özellikle ekonomi alanında yaşadıkları sıkıntılar altında eziliyorlar, ama çözümün muhalefette olduğuna dair bir inançları henüz yok. Ayrıca özellikle muhafazakâr seçmenin kendi kimliksel duruşuyla ilgili arayışı ekonomiyi ikinci plana itebiliyor. Son dönemde milliyetçilikle muhafazakârlığın iç içe geçmesi, bunun dış politikada somutlaşan bir yeni kimliksel duruş üretmesine neden oldu. İktidar bu sert ve zorlayıcı dış politika tavrını genel bir beka ve gelecek tahayyülü ile sarmaladığı ölçüde seçmene ‘yeni bir yükseliş’ döneminin başında olduğumuz duygusunu veriyor. Bunun epeyce kaba ve ilkel bir anlatı olduğunu öne sürmek mümkün olsa da muhalefetin alternatif bir gelecek tasavvuru geliştirememesi, hatta bazı muhalefet partilerinin hâlâ yüz yıl önceki tasavvuru aşamaması iktidarın elini kolaylaştırıyor. Sonuç olarak bütün başarısızlığına ve hukuk devletinden uzaklaşmış olmasına karşın, seçmen iktidarı (yeterli ölçüde) terk etmiyor.

İkinci varsayım AKP ile MHP arasında çatlak olduğu, sorun çıkacağı ve bunun iktidarı dağıtabileceğine ilişkin. Bu da fazlasıyla yüzeysel ve nihayette yanlış bir beklenti. Andımız tartışmasında gördüğümüz üzere Bahçeli ilk gün karşı çıkmasına rağmen sonrasında meseleyi ‘unutmuş’ gözüküyor. AKP ise bugüne dek kendi anlayışına tam uymayan sayısız MHP söz ve girişimini sessizce kabullendi. Ayrıca her ikisi de bürokratik devlet geleneğinin öne sürdüğü rasyonel adımları atmakta tereddüt etmediler. Naci Ağbal’ın Merkez Bankası’nın başına gelmesi ve halen inandığı ve baştan deklare ettiği para politikasına bağlı kalması iyi bir örnek. Çünkü Berat Albayrak gibi bir yakın akrabanın tasfiyesi ile bağlantılı ve geçmişte hem Erdoğan hem Bahçeli eski bakana övgüler düzüp duruyordu. Dolayısıyla AKP ve MHP’yi bir arada tutan, onları kuşatan öylesine kalın bağlar var ki, şu veya bu ufak mesele yüzünden aralarında çatlak olması şimdilik mümkün gözükmüyor.

Nihayet üçüncü varsayım ABD ve AB’nin, özellikle Biden sonrası hukuk devleti, kuvvetler ayrılığı ve özgürlükler konusunda iktidara baskı uygulayacağıydı. Ancak bunun da temelsiz olduğu, üzerinde düşünülmüş bir strateji sonucu Türkiye ile gerilimin yumuşatılacağı görüldü. Bunun nedeni Batı dünyasının Türkiye’yi artık ‘kendinden’ saymaması, ‘haydutlaşma’ temayülü gösteren, ‘yönetilmesi gereken’ bir ülke olarak görmesi. Diğer deyişle Batı’nın Türkiye’ye bakışında çıta aşağı çekilmiş durumda. Bu iktidar varken Türkiye’de anlamlı bir demokratik gelişme olmayacağını anlamış oldukları için jeopolitik çıkarlarını öne alıyorlar. Batılılar bu iktidarla sertleşerek nihayette Türkiye’yi kendilerine yabancılaştırmak istemiyor. Bu nedenle de yaptırımlar arka plana atılıyor.

Toparlarsak, AKP/MHP ‘koalisyonu’ seçmeni nasıl elde tutabileceğine dair bir senaryoya sahip, kendi içinde vazgeçilmesi zor bağlardan beslenen bir iktidar. Batı’ya özellikle finansa erişme açısından ihtiyacı olsa da Batı çıkarlarının Türkiye’deki hak ve özgürlükler alanını fazla zorlamayacağını biliyor. Bu durum yurt içinde yeni bir ‘sıfır noktası’ üretmek için gayet elverişli. Dolayısıyla hiç gocunmadan HDP’nin kapatılması için girişimde bulunuyor, HDP’li yüzlerce insan tutuklanıyor, Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürülüyor… Bu arada Kavala’nın veya Altan’ın yaşamakta olduğu tümüyle mesnetsiz zulüm konu olmaktan bile çıkabiliyor. Batılıların bu gelişmelerden hoşlanmasa bile fazla ses çıkarmayacakları, söylenmesi gereken ile yetinecekleri açık. Öte yandan aynı gelişmelerin seçmen kaybına yol açma ihtimali düşük iken, devlet içinde iktidarın yerini sağlamlaştıracağı kesin.

Muhalefetin seçmenden, iktidardan ve Batı’dan medet ummayı bırakıp kendisine bakması daha akıllıca olabilir…    

Önceki İçerikABD-Rusya başkanlar dalaşından sonra ABD-Çin heyetler dalaşı
Sonraki İçerikDr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin’e liyakat nişanı…