ÇEVİRİ – “Biz olgular görmek istiyoruz, aşk mektupları değil”

Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını önerdiği raporu Avrupa Parlamentosu’nda büyük farkla kabul edilen AB Parlamentosu Türkiye raportörü İspanyol parlamenter Nacho Sánchez Amor, Agence Europe’a konuştu: “AB Konseyi, Türkiye’ye jeopolitik açıdan yaklaşmaya daha yatkın. Bu da demokratikleşme gündeminin geri plana itileceği anlamına geliyor ve biz bu vaziyetten rahatsızız. Türkiye’ye, birbirimize karşı oynamaktan yararlanma fırsatı veren bu darmadağınık yaklaşımı sürdüremeyiz.”

Agence Europe – Türkiye’deki durumu ve AB-Türkiye ilişkilerini nasıl tanımlarsınız?

Nacho Sánchez Amor – AB Parlamentosu genel kurul oturumunda tartıştığımız raporun özü budur. Zira AB’den Türkiye’ye yönelik farklı yaklaşımlar mevcut.

Parlamento demokratikleşme  gündemini sürekli takip ediyor, Türkiye’de olup bitenlerden, AB’ye karşı pozisyonundan, İstanbul Sözleşmesi konusundaki gelişmelerden, Türk toplumunun en küçük eleştirilerinin sert muamele görmesinden ve yargıya sevk edilmesinden çok endişe duyuyoruz.

Ancak AB Konseyi, Türkiye’ye jeopolitik açıdan yaklaşmaya daha yatkın. Bu da demokratikleşme gündeminin geri plana itileceği anlamına geliyor ve biz bu vaziyetten rahatsızız.

Gelecek için raporumun önemli mesajlarından biri Türkiye’ye değil, AB kurumlarına yöneliktir: Türkiye’ye karşı siyasetimizi (Konsey-Komisyon-Parlamento) birleştirmeliyiz. Türkiye’ye, birbirimize karşı oynamaktan yararlanma fırsatı veren bu darmadağınık yaklaşımı sürdüremeyiz. Bu hal ilişkiler için kötüdür.

Bu nedenle AB Konseyinden demokratikleşme gündemini, Türkiye’nin aday ülke statüsü meselesiyle birleştirmesini talep ettim. Bu, ilişkilerimizin tüm boyutlarında demokratik koşulluluk demektir.

Aynı şekilde, Parlamentodaki meslektaşlarımdan ilişkilerimizin diğer cephesi olan jeopolitik boyutu, Türkiye’nin dış politikasını, iyi ilişkiler kurmak istediğimiz komşu olarak Türkiye’nin önemini unutmamasını istemek zorundayım.

Bu rapor Türkiye’deki demokrasinin endişe verici halini ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda AB’ye Türkiye ile ilişkisinde birlik içinde olması çağrısında bulunuyor.

Birlik olmak için ne yapmamız gerekir ?

Konsey, değerler sorununun yalnızca AB Parlamentosu’nun gündeminin parçası olmadığını anlamalıdır.

Tüm AB kurumlarının savunması gereken Avrupa değerlerinden bahsediyoruz. Konseyin bu değerleri hesaba katmadan istediğini yapmakta kendini tamamen özgür saydığı ve AB Parlamentosu’nun bu değerleri savunmaya mecbur kaldığı zımni bir görevler paylaşımı yoktur.

Von der Leyen hanımın Ankara’daki basın toplantısında çok net olduğunu memnuniyetle hatırlatırım: Komisyonun şimdiye kadar belirsiz tutum aldığı bazı sorunları zikretti. Böylece, Parlamento ve Komisyonun AB temel değerlerinin bir aday ülke ile ilişkilerde pazarlık konusu yapılmaması gerektiğini çok iyi anladığını gördük.

Raporunuzda tam üyelik müzakerelerinin resmî şekilde askıya alınması çağrısında bulunuyorsunuz. Niçin?

AB Parlamentosu’nda son dört veya beş rapordur bu formülü kullanıyoruz. Zira Türkiye’de demokratik reformları ilerletmek için siyasi irade eksikliğini tespit ettik.

Mevcut durumu değerlendirerek askıya almayı talep ettik. Aslında zaten fiilen ilişkiler dondurulmuştur.

Yapmaya çalışacağım şey, iki tarafa da yeniden bir mesaj yollamaktır. Gelecek için istediğimiz ilişkinin tipini düşünmeliyiz.

Türkiye gerçekten Avrupalı olmak davasını sürdürüyor mu? Çünkü beyanlar ve olgular arasında büyük mesafe var. AB, aday ülke statüsü, yani tam üyelik perspektifi sunmakta samimi mi?

Biraz ara verip, Türkiye ile karmaşık ilişkinin bütününü yeniden ele almalıyız. Kötü bir davranışa karşı misillemelerde bulunmak veya cezalandırmak için değil, düşünmek ve harekete geçmek için kendimize zaman tanımak için…

Raporunuzda “AB Parlamentosu, Türk toplumu ve AB üye ülkeleri arasında karşılıklı anlayışı güçlendirme ve derinleştirme iradesini ifade eder” deniyor. Vize serbestiyeti taraftarı mısınız?

Evet. Bazen Türk yetkililer AB’nin vaatlerini tutmadığını, Göç Anlaşmasına dair taahhütlerini yerine getirmediğini söylüyorlar.

Yaptığımız anlaşma çok açıktı. Türkiye, yerine getirmek zorunda olduğu kriterleri karşıladığında, vize serbestisini görüşmeye hazırız. Bu, terörle mücadele ve veri güvenliği yasalarının değişmesi anlamına geliyor. Türk hükümeti bu reformları konuşmaya hâlâ başlamadı.

Taahhütler karşılıklı: Türkiye reformlarını tamamlayınca vize serbestiyeti hayata geçecek.

Raporunuzda “Hayati önemi haiz temel haklar ve hürriyetler konusu genel ilişkilerden ayrı ele alınamaz ve mevcut durum pozitif gündemde ilerlemelere başlıca engel olmayı sürdürüyor” diyorsunuz. AB Konseyi’nin önerdiği pozitif gündeme karşı mısınız?

Hayır katiyen karşı değilim. AB Parlamentosu’nun Konsey’e dediği şudur: “Eğer herhangi bir pozitif gündem öneriyorsanız, demokratik koşulluluğa bağlı olmalı, çünkü Türkiye bir aday ülke.”

Bazen Türkiye’den şu tip mesaj alıyorsunuz: “Neden Gümrük Birliğinin güncellenmesinden konuşmuyoruz? Ekonomi, firmalar, ticaret söz konusu, kazan-kazan durumu geçerli.” Türkiye’de demokratik reformlar yoksa, kazan-kazan durumu da yoktur. AB Parlamentosu’nun tutumu işte budur.

Raporumda çok net ifade ettik. Parlamentoda siyasi gruplar bu gündemi tümüyle destekliyor. 

Konseye şunu hatırlatmakta fayda var: Gümrük Birliği meselesi Parlamentonun önüne gelecek. AB Parlamentosu başından beri tutumunu açıkça ortaya koydu: Ülkenin demokratik vaziyetinde hiçbir iyileşme işareti yoksa, Gümrük Birliğine ilişkin hiçbir kararı onaylamayacağız.

Raporunuzda 65 defa “endişeli” (concerned), “endişeler” (concerns); 7 kez “kaygılı” (worried) kelimelerini kullandınız ve 29 kez Türkiye’de bir şeyleri kınadınız (condemn). Durum bu kadar mı kötü? Hiç olumlu nokta yok mu?

Genel olarak, Türkiye’den son iki yıldır iyi haberler almadık. Türkiye’deki gelişmelerden bahsediyorsanız, konu daima artan baskılar, artan tacizler, sivil toplum alanının daraltılması oluyor.

Türkiye’ye karşı açık olmalıyız: Artık reform tasarıları veya eylem planları istemiyoruz. Olgular istiyoruz. Mesela bu sorunlara savcılar nasıl yaklaşıyor? Bir öğrenci eleştirel tweeti için taciz edilecek veya yargılanacak mı? Savcıların sorunun anahtarlarından biri olduğunu düşünüyorum. Zira, devletin her türlü eleştirinin ezilmesi yönünde planlı bir politikası var ve savcılar bu yolda devletin ağır yumruğu oldular. Biz olgular görmek istiyoruz, aşk mektupları değil.

Çeviren: Serbestiyet

Röportajın orijinali:

https://agenceurope.eu/fr/bulletin/article/12721/5

Önceki İçerikHSK, yeni kurulu beklemeden yaz kararnamesi hazırlıyor
Sonraki İçerikÖZEL HABER – Çin’de 17 yıl Ülker bayiliği yapan Uygur işadamına 18 yıl hapis