Bu günlerde TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın yaptığı açıklama, siyaset ortamında yeni bir tartışma başlattı. “Anadili Kürtçe olan bir adayı gösterirlerse burada DEM Parti ile ortaklaşmayabiliriz” sözleri, özellikle Kürt siyaseti ve sol kesimde ciddi tepkilere yol açtı.
Ama ben kişisel olarak bu açıklamayı, TİP’in ya da Erkan Baş’ın Kürt karşıtı bir anlayışından kaynaklanan bir şey olarak görmüyorum. Tam tersine, Erkan Baş’ın geçmiş performansına baktığımızda, Kürt hakları konusunda defalarca olumlu duruş sergilediğini, emek mücadelesi içinde Kürt emekçileriyle ortak noktalar aradığını biliyoruz.
Ne TİP ne de genel başkanı ırkçı bir pozisyonda.
Bu açıklama, bence daha çok günümüz siyasal zeminindeki olası bir okumadan ve ön hazırlıktan kaynaklanıyor.
Türkiye’de son yıllarda hızla yükselen milliyetçi ve yer yer sert milliyetçi bir dalga var.
Bu dalga, sadece iktidar partileri ya da Zafer Partisi gibi oluşumlarla sınırlı değil.
Muhalefet içinde de, özellikle CHP’nin içinde uzun zamandır bu kitleyi “kendi içinde eriten” bir yapı vardı.
CHP, geniş bir şemsiye gibi davranarak hem sol kesimi hem milliyetçi eğilimli seçmeni bir arada tutmaya çalışıyordu.
Ama şimdi CHP’nin içine düştüğü kargaşa haliyle birlikte, bu durum değişiyor.
Mutlak butlan tartışmaları, iç çekişmeler, yargı müdahaleleri derken CHP’nin bu dengeyi koruyabilmesi zorlaşıyor.
Bu boşluğu doldurmak için yeni aktörlerin harekete geçmesi doğal. Ve TİP’in bu açıklaması, tam da bu boşluğu görerek yapılmış bir sinyal gibi duruyor.
Son 10 yılda yaratılan Kürt nefreti ve güvenlikçi söylemin etkisiyle, iktidara öfkeli ama aynı zamanda Kürt karşıtı bir milliyetçi kitle oluştu.
Bu kitle, sadece AKP-MHP blokuna karşı değil, Kürt meselesinde “yumuşak” duran her şeye karşı da hassas.
Dün CHP bu kitleyi büyük ölçüde içinde barındırabiliyordu, çünkü geniş bir muhalefet cephesi vaadi veriyordu.
Bugün ise CHP’nin paramparça olma haliyle birlikte bu kitle kendine yeni adresler aramaya başladı.
İşte Erkan Baş’ın açıklaması, sanıyorum bu atmosferi okuyarak verilmiş bir mesaj.
“Biz de bu dalgayı tamamen dışlamıyoruz, kendi çizgimizi korurken bu zeminde de varız” der gibi bir hazırlık.
TİP’in klasik çizgisi sınıf temelli, enternasyonalist ve milliyetçiliğe karşı.
Ama siyaset sadece ideolojiyle yürümüyor. Seçim matematiği, oy potansiyeli ve gelecekteki bloklaşmalar da var.
TİP gibi küçük bir parti için, kendi tabanını kaybetmeden daha geniş kesimlere ulaşma çabası anlaşılır bir şey.
Bağımsız aday hazırlığı vurgusu da bununla bağlantılı. “Her koşulda DEM’le otomatik ittifak yok” mesajı, hem milliyetçi eğilimli seçmene hem de kendi içinde “fazla Kürtçü” algısı oluşmasından endişe edenlere hitap ediyor.
Bu, ırkçılık değil, siyasal zemindeki değişimi erken fark edip pozisyon alma çabası.
Tabii ki bu açıklama yoğun eleştirilere maruz kaldı. DEM Parti’den gelen sert tepkiler, “geçmişte ittifak yaparak meclise girdiniz, şimdi sırtınızı dönüyorsunuz” şeklinde özetlenebilir.
Sol kesimde de “kendi ilkelerinizden vazgeçiyorsunuz” eleştirisi yükseldi.
Bu tepkiler anlaşılır. Çünkü Kürt siyasi hareketi yıllardır ayrımcılıkla mücadele ediyor ve böyle bir cümle, “anadili Kürtçe” vurgusu nedeniyle doğrudan kimlik üzerinden okunuyor.
Eleştiri sahipleri haklı olarak “program önemli diyorsan neden köken üzerinden örnek verdin?” diye soruyor.
Ama öte yandan, bu tartışmanın tarafları birbirinden daha da uzaklaştıracağı da açık.
TİP’in açıklaması, milliyetçi kitlede “nihayet sol da anladı” şeklinde bir yankı bulurken, Kürt ve demokratik sol kesimde güvensizlik yaratıyor.
Bu durum, zaten kutuplaşmış siyasette yeni duvarlar örüyor.
CHP’nin şu anki iç kriziyle birlikte muhalefet alanı yeniden şekillenirken, herkes kendi dar alanında daha sert duruşlar sergilemeye başlıyor.
Sonuçta kaybeden, geniş bir cephe oluşturma ihtimali oluyor.
Benim gördüğüm kadarıyla TİP ve Erkan Baş, bu açıklamayla ne Kürtleri dışlıyor ne de ırkçı bir çizgiye kayıyor.
Daha çok, hızla değişen siyasal dengelerde ayakta kalmak ve yeni oluşacak tablolarda yer almak için bir hamle yapıyorlar.
Milliyetçi dalga gerçek bir olgu. CHP’nin bu dalgayı eskisi gibi içinde eritememesi de gerçek.
Bu boşlukta TİP’in “biz de buradayız” sinyali vermesi, sürpriz olmasa gerek.
Tabii ki bu strateji riskli. Kendi sol tabanını ve Kürt emekçilerini uzaklaştırma ihtimali var.
Uzun vadede “sınıf mücadelesi” söylemiyle “kimlik siyasetine mesafe” arasında sıkışıp kalmak da mümkün.
Ama siyaset böyledir, ideal ile gerçeklik arasında sürekli bir denge arayışı.
Erkan Baş’ın geçmişteki duruşlarını hatırladığımızda, bu açıklamanın arkasında Kürt karşıtlığı değil, günün koşullarını okuma çabası olduğunu düşünüyorum.
Önümüzdeki dönemde bu tartışma nasıl evrilecek göreceğiz.
TİP bağımsız mı gidecek, yoksa kontrollü bir mesafeyle mi yoluna devam edecek?
CHP krizi derinleşirse milliyetçi kitle nereye kayacak?
Ve en önemlisi, bu kutuplaşma ortamında emekçilerin ortak mücadelesi için yeni köprüler kurulabilecek mi?
Benim kanaatim, bu açıklama bir dönüm noktası.
Hem TİP’in hem de genel olarak sol siyasetin, kimlik ve sınıf ekseninde yeniden konumlanma ihtiyacı duyduğunu gösteriyor.
Irkçılık suçlamasıyla geçiştirmek kolay, ama asıl mesele siyasal zemindeki bu yeni gerçekliği nasıl okuyacağımız.
Çünkü Türkiye’nin ihtiyacı, daha fazla kutuplaşma değil,gerçek sorunlara odaklanmış geniş bir muhalefet zemini.
Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?
Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.
Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.