Her geçen gün buralı oluyorlar

Sınırdan Türkiye’ye giren Afganlar vesilesiyle tekrar Suriyeli mülteciler gündemde. Bazı siyasetçiler, sanatçılar, iş insanlarından Suriyelilere yönelik öfkeli açıklamalar yükseliyor. Peki Suriyeliler bu tartışmaları nasıl izliyor? Uzun yıllardır Suriyeli mültecilerle çalışan eğitimci Taha Elgazi ve Suriye Dostluk Derneği başkanı Kadriye Esra Aygün ile konuştuk. Elgazi: Bu tartışmalar mültecileri çok etkiledi. Bazıları evinden çıkmaya korkuyor, bazı gençlerimiz işlerini terk etti. Aygün: Biz onları ne kadar yabancı ne kadar misafir olarak kabul etsek de her geçen gün buralı oluyorlar. Güney illerinde evlilikler de başladı, ortak çocuklar doğuyor: O yüzden artık kendilerini buralı olarak görüyorlar.

İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre, 23 Temmuz 2021 itibariyle Türkiye’deki geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı, toplam 3 milyon 690 bin 896 Suriyelinin 1 milyon 774 bin 520’si (%48) 0-18 yaş arası çocuklardan oluşuyor. Kadınlar ve 0-18 yaş arası çocukların toplam sayısı ise 2 milyon 627 bin 824 kişi (%71,2).

Ülkemizde yaşayan Suriyelilerin yaş ortalaması 21,9; 15-24 yaş aralığındaki 753 bin 407 gencin toplam Suriyeli nüfusuna oranı ise %20,4. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun (19 Eylül 2019) tarihinde yaptığı açıklamaya göre ise Türkiye’de doğan Suriyeli sayısı 450 bin civarında.

On yılı aşkın süredir bizimle birlikte yaşasalar da Suriyeliler’e karşı ayrımcılık, nefret söylemi bitmiyor. Kâh siyasetçiler, kâh vatandaşlar dönem dönem ayrımcılık ve nefret söyleminde çitayı yükseltiyor. Hızla yayılmasına imkân veren sosyal mecraların da katkısıyla bu söylemlerin etkisi katlanarak güçleniyor. Özellikle ekonomik ve sosyal çatışmaların arttığı zamanlarda başta Suriyeliler, bütün mülteciler günah keçisine dönüşüyor. (Günah keçisi hikâyesini merak edenler Google’da “Omelas”ı aratıp okuyabilir.

Bu arada Suriyeliler, Türkiyelilerin tenezzül etmediği, ara eleman gerektiren işlerde (fırınlarda, tekstil atölyelerinde, mağaza ve restoranlarda) çalışmaya; oturulmayacak evlere iki üç katı fazla kira ödemeye; çocuklarını okula göndermeye, parklarda, merkezlerde sosyalleşmeye; burada ve bizimle birlikte yaşamaya devam ediyor. Yukarıdaki rakamların söylediği gibi 2011 sonrası buraya gelenler on yaş daha büyüdü. Bazıları burada doğdu: Anavatanı olarak Türkiye’yi, anadili olarak Türkçeyi biliyor.

Ayrımcılık ve nefret sözlerinin dozunun arttığı günlerde her ikisi de yıllardır sahada Suriyelilerle çalışan eğitimci Taha Elgazi ve Suriyelilerle Dostluk Derneği Başkanı Esra Aygün’le konuştuk.

Suriye’de fizik bölümünden mezun olup savaş sonrası 2013’te Türkiye’ye sığınan Taha Elgazi, o günden beri Küçükçekmece’de yaşıyor. 2018’de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını da (kendi ifadesiyle) kazanan Elgazi, beş yıldır PIKTES projesi kapsamında Küçükçekmece İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde gönüllü eğitici olarak görev yapıyor. AB ve UNICEF işbirliği ile MEB’e bağlı olarak uygulanan PIKTES Projesi’nin temel amacı, Geçici Koruma Altındaki çocukların, Türkiye’deki eğitime erişimlerini ve sosyal uyumlarını kolaylaştırmak ve desteklemek.

Nefret söylemlerinin artarak paylaşıldığı günlerde Suriyelilerin hem psikolojik hem de fiziksel olarak içe kapanmasına yol açtığını söylüyor Taha Elgazi:

“İlk başta şunu söylemek lâzım mültecilik, göçmenlik ya da sığınmacılık aslında insanın kendi kararı ya da iradesiyle gerçekleşen bir durum değildir. Hiç kimse mecbur kalmadan vatanını, toprağını, evini terk edip mülteci ya da sığınmacı olmaz. Bu çok önemli bir nokta, sosyal medyada son dönemde dolaşan, dağıtılan ve yayılan bazı nefret, kin ve ayrımcılık sözleri maalesef mülteci ve sığınmacı toplumunu çok etkiledi. Bazıları evinden çıkmaya korkuyor, bazı gençlerimiz işlerini terk etti. Çünkü gün içerisinde sokakta biriyle karşılaşabilir, orada komşusu sert ya da negatif bir şekilde davranabilir, işyerine giderken bir olay çıkar korkusu var.

Bazı illerde ve ilçelerde mülteci toplumu ailelerini bir yerde toplayarak hepsi bir arada bulunmaya çalışıyor. 80’lerde 90’da Almanya’da yaşayan bizim Türk vatandaşlarımıza da böyle şeyler yaptılar. Alman Naziler ya da Türk düşmanlığı yapan gruplar saldırdığında farklı farklı ilçelerde bulunan Türkler diyelim ki Stuttgart’da bulunan bir mahallede toplanmaya başladı. Tabii ki insanoğlu da sonunda kendi insanını, kendi vatandaşını savunacak.”

Dr. Kadriye Esra Aygün, Suriye Dostluk Derneği’nin başkanı. Dernek aslında savaştan önce 2008 yılında, iki ülke arasında ekonomik işbirliği amacıyla Halep ve Gaziantep’te iki ayrı merkez şube ile kurulmuş. 2011’deki iç savaştan sonra Halep şubesi kapanmış ve şube başkanı Gaziantep’e göç etmiş, artık derneğin Gaziantep Şubesi başkanı. Derneğin 18 şubesi, 18 bin üyesi var. Kadriye Hanım haricindeki bütün şube başkanları Suriyeli. Dernek uzun yıllardır Türkiye vatandaşları ile mülteciler-sığınmacılar arasında bir köprü oluşturmaya çalışıyor. Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarıyla yaptıkları protokoller kapsamında Türkçe eğitimi, mesleki eğitimler veriyorlar:

“Suriyeliler ülkemize gelmeye başladığından beri, sahada birlikte çalışıyoruz. Maalesef Türklerle Suriyeliler birbirlerine çok kaynaşamadılar, yani bu sosyal kaynaşmayı sağlayamadık. O yüzden de belli bir dostlukları, arkadaşlıkları yok. Burada şunun altını özellikle çizmek istiyorum: Tabii ki ülkesini terk edip bir başka ülkede yaşamak zorunda kalan herkes çok önemli ama Suriyeliler biraz daha farklı bir yerdeler bana göre. Çünkü onlar ülkelerini daha rahat bir hayat yaşayalım diye terk etmediler; savaşmamak için, birbirlerini öldürmemek için vatanlarını terk etmek zorunda kaldılar.  Bir örnekle anlatayım; bugün bizim okullardan birisinde müdür yardımcılığı yapan bir arkadaşımız Suriye’de iken polis olarak çalışıyor, eşi de öğretmenlik yapıyor. Kayınbiraderi 20214’te muhaliflerin arasına karışınca (polis arkadaşımızın) eşi yalvarıyor ‘Ne olur gidelim ya sen abimi öldüreceksin, ya abim seni öldürecek! Birbirinizin katili olmanızı istemiyorum!’ diyor. Yalvar yakar eşini alıp Türkiye’ye getiriyor. Suriye’de polis olan bu insan ben kendisini tanıdığımda sitelerde hamallık yapıyordu. Yani bu insanlar kendi ırklarını öldürmemek için, kendi insanların tarafından öldürülmemek için mülteci oldular.”


Mülteci-Sığınmacı Gençler ve Çocuklar

Taha Elgazi: “Çocuklarımız Allah’a şükür aşı konusunda, her sağlık hizmetinden yararlanıyor aynı şekilde başka ile kayıtlı çocuklar Aile Sağlığı Merkezlerinden ya da bazı devlet hastanelerinde bir şekilde sağlık hizmetlerinden yararlanıyor. Çocukların eğitimi konusuna çok önem veriyoruz. Maalesef bazı kararlar bu çocukların yanında değil. İstanbul yakınlarında kimliği olmayan ya da kimliği başka ile kayıtlı çocuklarımız eğitimsiz kalıyor. Bir iki yıldır bu çocukları okula kaydetmeye çalışıyor ama herhangi bir sonuç alamadık maalesef. Eğitimsiz çocuklarımız ya sokakta kalıyor ya da mağazalara, işyerlerine çalışmaya veriliyor. Özellikle dokuz, on bir yaşlarında olup okula gidemeyen bazı kız çocuklarımız iş yerlerinde sözlü ve fiziksel cinsel tacize maruz kalıyor.

Bir de şu var herhangi bir ülkede, herhangi bir toplumda nefret duyguları, ayrımcılık duyguları bugün sığınmacılar üzerinde ortaya çıkarsa yarın büyük ihtimalle kendi çocuklarımızı ve kendi toplumumuzu da etkileyebilir. Meselâ geçen sene devlet okullarından birinde ilkokul seviyesindeki Türk öğrencilere ‘Suriyeli öğrencilerle okul sahasında, sokakta ya da spor dersinde oynar mısınız? Aranızda herhangi bir müşterek duygusal bağ var mı?’ diye sorduk; yalnızca bir iki öğrenci ‘Hayır, Suriyelilerle herhangi bir alakamız yoktur’ dedi.

Bir yıl sonra aynı öğrencilere aynı soruyu yönelttik maalesef o 2-3 öğrenci sayısı 27’ye çıktı. Demek ki toplumumuz içerisinde şöyle bir şey var; bizim okullardaki Türk öğrencilerimiz ailelerinden, sokaktan, televizyonlardan ya da sosyal medyadan maruz kaldıkları nefret, kin, ayrımcılık söylemlerinden etkileniyor. Bugün mültecileri ve sığınmacıları dışlayan çocuklar yarın başka ilden gelen Türk vatandaşı çocukları dışlar ve maalesef geleceğimiz için tehlikeli bir noktaya varabilir.”

Dr. Kadriye Esra Aygün: “Aslında bugüne kadar Suriyeli gençler ve Türk gençlerin birbirlerine karşı tutumları hiçbir sıkıntı teşkil etmiyordu. Zaten Suriyeliler yaşıyorlarsa bir ilde, bir arada yoğun olarak yaşıyorlar; kendi arkadaş çevrelerinde, hemşerileri ile birlikte yaşıyorlar.  Suriyeli gençler Türkiye’de yaşamaktan memnun ve mutlular, aslında bu memnuniyet genç yaşlı bütün Suriyeliler için geçerli. Ama tabii ki herkes, her taş kendi toprağında ağırdır misali, savaş olmadan kendi vatanlarında, topraklarında olmayı yeğliyorlar. Tabii son dönemde yeniden gelişen, onları da kısıtlayıcı ırkçı söylemlerden dolayı korkuyor ve çekiniyorlar bunun dışında genel olarak memnunlar.

Burada kalmak istiyorlar. Biz onları ne kadar yabancı ne kadar misafir olarak kabul etsek de her geçen gün buralı oluyorlar. Çünkü evleri burada; burada çalışıyor, kazanıyor ve burada yiyor, kira ödüyor ve burada harcıyorlar. Artık yavaş yavaş, özellikle Güney illerinde Şanlıurfa’da, Hatay’da, Kilis’te evlilikler de başladı, ortak çocuklar doğuyor: O yüzden artık kendilerini buralı olarak görüyorlar.

Aynı şey burada doğup büyüyen çocuklar için de geçerli. Zaten ilkokuldan sonraki Suriyeli gençleri İmam Hatip Liselerine yönlendiriyoruz. Orada da genelde aynı mahalleden, semtten çocuklar aynı sınıfta oluyorlar ve Suriyeli Suriyeliyle arkadaş, Türk de Türk’le arkadaş. Tabii ki istisnalar var ama işte okulda bile maalesef bir sosyal birlikteliği oluşturamadık. Özellikle ilkokuldaki çocuklar bunu çok yaşıyor, zaten okula ilk başladıklarında bir dil sorunu oluyor ve bu yüzden uyumda sorun yaşıyorlar. Eğer sınıf öğretmeni de bunu doğru yönetemiyorsa maalesef bu sorun daha çok büyüyor.

Bugünlerde Suriyelilerin son on yılını değerlendiren bir çalışma yapıyoruz. Yaklaşık beş bin denek üzerinden (bu sayı daha da artabilir) çalışacağız. Sorularımızın içinde gençleri de kapsayacak sorular var; cevap veren gençler üzerinden bir raporlama yapacağız. Herhalde 1-2 aya kadar sonuçları alabileceğimize ve yayın düzeyine gelebileceğiniz de inanıyorum. O sonuçlar üzerinden de tekrar sizinle konuşabiliriz.”

Ayrımcılık ve Nefret Söylemlerine Dair Yaklaşımlar

Taha Elgazi: “Aslında bizim amacımız nefret ve ayrımcılık sözlerini yayan kişilere değil zihniyete karşında durmak, ortadan kaldırmak olmalı. Yıllardır aynı kişiler mülteci üzerine nefret ve kin sözleriyle saldırıyor; biz de hep aynı yollarla ‘Bu yalandır, bu doğrudur’ diyerek reddediyoruz.

Tabii ki şimdilik bunun faydası olabilir ama en yakın zamanda daha net bir şekilde devlet kurumları tarafından halkımıza net bilgiler aktarılmalı. Diyelim ki ‘Suriyeli vatandaşlarımız için 40 milyar dolar harcadık’ açıklaması oldu; bu bilginin halkımıza açıklanması gerekiyor. Nereye harcadık, nasıl harcadık ve bu paranın kaynağı nereden sorularının açıklanması şart. İkinci önemli nokta da biz her ne kadar doğru ve yanlış sözleri ortaya çıkarsak, sosyal medyada kullansak da halkımızın kanaati gerçekten bu noktaya gelmiyor. Göç İdaresi tarafından bir proje uygulaması gerekiyor. Göç İdaresi’ne bağlı olarak halk eğitim merkezlerinde sadece mülteci ya da sığınmacı toplumun entegrasyonunu hedefleyen (benim de üç yıldır katıldığım), sosyal uyum ve yaşam projeleri var. Ama entegrasyon, birlikte yaşamak için sadece mülteci ve sığınmacılara değil ev sahibine de eğitim vermek gerekiyor.

Göç İdaresi ve devlet kurumları mülteci ve sığınmacılara Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm kurallarını anlatsa da yan komşum, Türk vatandaşı olarak beni kabul etmiyorsa bütün bu eğitimler ve projeler sonunda bir işe yaramıyor. Devlet kurumları, yetkililer, siyasi parti liderleri ya da medya aracılığıyla ‘Sığınmacıların da hakları vardır, bunların yaşama, toplumda var olma hakkı vardır.’ diyerek halkımıza pozitif bir şekilde anlatmamız gerekiyor.

Son olarak önemli bir konu da bu nefret ve ayrımcılık sözlerini yayanlara karşı maalesef herhangi bir yaptırım ya da herhangi bir kanun uygulanmıyor. Çoğu mülteci Avrupa’ya gitmeyi düşünürken onlara soruyoruz ‘Avrupa’da zaten nefret ettiğin İslamofobi var’ dediğimizde bize cevap olarak ‘Hocam ne kadar Avrupa’da kin, nefret ayrımcılık olsa da orada kanun var.’ diyor. Türkiye’de kaybettiğimiz nokta tam bu noktadır. Kanun yazılı olarak mevcuttur ama uygulaması ortada yok.”  

Dr. Kadriye Esra Aygün: “On yıldır zaten topraklarından uzaklar, zaten Suriye’ye şu anda maalesef yıkım yeri, o yüzden buradalar ve burada olmaktan da memnunlar. Ama özellikle şu son söylemlerden sonra maalesef endişeli ve korku içindeler. Gerçekten çok zor bir dönemden, pamuk ipliğine bağlı bir dönemden geçiyoruz.  O yüzden söylemleriniz ve konuşmalarımıza yazdıklarımıza ve her şeye çok dikkat etmemiz lâzım.

Sosyal uyum konusunda çok şey yapılmalı: Her şeyden önce dilimize düzeltmeliyiz. Onun dışında Suriyelilerin eğitimine, özellikle çocukların eğitimine önem vermeliyiz. Eğitimcilerin eğitilmesini sağlamalıyız. Medeni Hukuku anlatmalıyız yani yapılacak o kadar çok şey var ki veya on yıl içinde yapılmayan o kadar çok şey var ki bunların hepsinin tek tek ele alınıp bir an evvel başlamamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü Suriyeliler burada kalıcı bunu bilmemiz lazım.”






Taha Elgazi, 1984 Halep doğumlu, 2008 yılında ElFURAT Üniversitesi Fizik bölümünden mezun oldu. Ağustos 2013’te Türkiye’ye sığındığı günden beri Küçükçekmece’de yaşıyor. İki yıl Başakşehir’de bir plastik firmasında çalıştı. 2016’dan bugüne kadar, AB ve UNICEF tarafından uygulanan PICTES projesi kapsamında Küçükçekmece İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nde gönüllü eğitici olarak görev yapıyor. Taha Elgazi Ekim 2018 tarihinden beri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı.

Dr. Kadriye Esra Aygün, Harran Üniversitesi Ziraat Mühendislik fakültesinden mezun oldu. Yeni Yüzyıl Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Yüksek Lisansı yaptı. Yıldırım Beyazıt Üniversitesinde Sosyal Politikalar üzerine doktora yapmaktadır (tez aşamasında).

İç ve Dış Göç, Mülteciler, İnsan hakları konularında çeşitli akademik çalışmalarının yanı sıra ulusal ve uluslararası birçok projede yer aldı. Ankara, İstanbul, Diyarbakır ve Kilis’te dezavantajlı gruplara ve mültecilere yönelik ücretsiz olarak dil, okuma yazma ve mesleki eğitim merkezleri kurdu.

TOBB Ankara Kadın Girişimciler Kurulu Başkan Yardımcılığı ve (2008 yılından beri) Suriye Dostluk Derneği Başkanı olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Önceki İçerikSağduyu
Sonraki İçerik#HelpforAustralia ile dünyadan yarım milyar dolar bağış toplanmıştı