“Kazakistan’da illa bir dış güç arayacaksanız Çin’e bakın, Tokayev’le Çin’in yakınlığına bakın”

Akademik hayatının bir bölümünü Kazakistan’da geçiren sosyolog Prof. Hayati Tüfekçioğlu, Serbestiyet için harcıâlem bilgilerin ötesindeki Kazakistan’a baktı: “Muhakkak dış güçlerin parmağı vardır diyen meraklı kesime hitap etmek istiyorum: Eğer illa bir dış güç arıyorlarsa Çin’e, Kasım Tokayev’le Çin’in yakınlığına baksınlar. Varsa bir dış güç, o Çin’dir. Kazaklar Tokayev’i sevmez, lakabı ‘Çinli’ zaten. Yüzüne yaptırdığı botokslar sonucu Çinliye benzediğini de ima ederler.”

Prof. Hayati Tüfekçioğlu yakından tanıdığı Kazakistan’ı Serbestiyet’e şöyle anlattı:

Kazakistan olayları ile ilgili iki noktanın altını çizmek istiyorum.

Birincisi mevcut Cumhurbaşkanı Kasım Tokayev, ikincisi Kazakistan’ın yönetici elitleri…

Kasım Tokayev

Tokayev çok iyi Çince biliyor. Sovyetler Birliği döneminde eğitimini Moskova’da almış, daha sonra Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanlığı’nda, Moskova’da çalışmaya başlamış. Orada Çin uzmanı olarak yetiştirmek istemişler onu.

Bir süre Moskova’da Çince eğitim alıyor ve daha sonra hem dilini hem de Çin’le ilgili bilgilerini geliştirmesi için gönderildiği Sovyetler Birliği’nin Çin Büyükelçiliğinde uzun yıllar değişik görevler yapıyor.

Bir başka nokta; Kasım Tokayev’in Rusya ile arası iyi ama asıl Çin ile arası iyi. Fransızca ve İngilizce biliyor. Yine bir dönem Avrupa’da uluslararası bir kuruluşta Kazakistan danışmanı olarak çalışıyor. Muhtemelen Türkçe de biliyor. Ana dilleri Rusça ve Kazakçayı da eklersek en az 6 dil biliyor. Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra hızla ikinci adam konumuna yükseliyor. Önce dışişleri bakanı, daha sonra başbakan yardımcısı ve sonra Nazarbayev’in başbakanı oluyor. Nazarbayev’den sonra ikinci adam ya da Nazarbayev’in en yakınındaki adam. Aşağı yukarı otuz yıl bu şekilde çalışıyorlar.

Yaşı 68 ama genç görünmek istiyor. Yüzüne botoks yaptırıyor, hatta ölçüsünü kaçırdığı için bazen Kazakların alay konusu oluyor. Kazaklar sevmiyor, lakabı Çinli zaten. Yüzüne yaptırdığı botokslar sonucu Çinliye benzediğini de ima ediyorlar. Netice itibariyle Kasım’ın Kazaklardaki imajı ‘sinsi ve tehlikeli bir insan’dır. Şu anda çok yakın olduğu Nazarbayev ve ailesini tasfiye ediyor. Devirmekle kalmadı, Nazarbayev ve ekibine yönelik daha geniş bir tasfiye hareketi içinde. Burada bir parantez açıp “Muhakkak dış güçlerin parmağı vardır,” diyen meraklı kesime hitap etmek istiyorum: Eğer illa bir dış güç arıyorlarsa Çin’e, Kasım’la Çin’in yakınlığına baksınlar. Varsa bir dış güç, o Çin’dir.

Kazakistan’ın yönetici elitleri

Şimdi ikinci bir nokta, bence bu daha önemli; Kazakistan’ı bugüne dek yani bağımsızlık sonrası 30 yıllık dönemde Sovyet formasyonundan gelen kadrolar yönetti. Çok önemli şeyler yaptılar bu 30 yılda; ciddi anlamda iktisadi gelişme sağladılar, ulus olma, yeni bir devlet kurma sürecinde çok önemli mesafe aldılar. Uluslararası camiada saygın bir yer edindiler. Pek çok BM etkinliklerinde başkanlık yaptılar. Dünya diplomasi camiasında saygın bir yeri vardır Kazakistan’ın.

Kazakistan 1989’da bağımsızlığını kazanırken bunu bir çabayla bir mücadele ile söke söke filan almadı. SB dağılınca o dağılma karşısında birdenbire bağımsızlığını ilan etme ile karşı karşıya kaldı.

Mücadele ile elde edilmiş bir bağımsızlık değil, bu bir. İkincisi, inanılmaz büyüklükteki topraklara sahip -Türkiye’nin 3 buçuk 4 katına yakın. Böyle bir ülke, bir anda bağımsızlığı kucağında buluyor. Üçüncüsü bu toprakların altı çok zengin. Yani yine dünya sıralamasında başlarda yer alan doğalgaz, petrol rezervlerine sahip. Dünyanın en önemli altın rezervlerine sahip. Uranyum konusunda galiba dünyada 1. sırada. Yani pek çok açıdan inanılmaz kıymetli yeraltı zenginliğine sahip toprakları var Kazakistan’ın.

Şimdi başka, traji-komik bir şey, bu kadar zengin ve büyük topraklara sahip Kazakistan’ın nüfusu 15-16 milyon; İstanbul kadar bile değil ve hemen yanı başında da tarih boyunca binlerce yıldır çatışma içinde olduğu milyarlık nüfusa sahip ezeli düşman Çin var.

Çin büyük bir tehdit ve siz bir avuç insansınız. Yetmez gibi Rusya diğer bir komşusu. Rusya ile 7 bin kilometrenin üzerinde sınırı var Kazakistan’ın. Diğer Türk devletlerinin (Türkmenistan, Kırgızistan, Özbekistan) Rusya ile doğrudan sınırı yok. Kazakistan bir tampon. Fiziki olarak da tarihsel olarak da Rusya’ya yakın. Yalnız 70 yıllık komünizm döneminde değil Çarlık döneminde de Kazakların Rusya ile ilişkileri yoğun.

Söylenen bir söz var; Rusçanın aksansız şekilde konuşulduğu tek Türk ili Kazakistan’dır denilir. Çok iyi Rusça konuşulur, anadil gibidir Kazakistan’da. Dahası, bağımsızlıklarını kazanalı 30 yıl olmuş ama Rusça hâlâ resmi dildir. Resmi dil Rusça, anayasalarına göre devlet dili de Kazakçadır. Bu, Kazaklar Rusları çok sevdiği için böyle değildir, demografik zorunluluktur. Ne demek demografik zorunluluk; unutmayalım, bu devasa büyüklükteki, Çin ve Rusya ile uzun sınırları olan ülkenin İstanbul kadar nüfusu yok. Bir de bağımsızlıklarını kazandıkları zaman ülkenin yarısından daha azı Kazaktı; yüzde 37-40 civarındaydı. Çok az nüfusa sahipsiniz, nüfusun çoğu Kazak değil. Kazaklardan sonraki geri kalan kısmı da yine Kazak resmi makamlarından verilen bilgiye göre 130’un üzeri farklı etnik unsurlardan oluşuyor. Kazaklar buna millet diyor, 130 farklı etnik grup; Slavlar, Ruslar, Ukraynalılar vs… Yani aslında Kazakistan masa başında dizayn edilmiş bir toplum; zamanında Stalin’in iskân politikası ile nüfusu harmanlayarak Sovyet insan tipi yetiştirme projesi… Meselâ köylere gitseniz bile 8-10 farklı milletten insan görüyorsunuz. Polonyalı, Rus, Kazak, Özbek, Alman, Yunan, Kürt, Ermeni. Böyle olunca da bunların hiçbiri kendi anadilini konuşamıyor. Bütün bu 130 farklı etnik unsuru bir arada tutan, bir toplum yaratan şemsiye Rus dili, Rus kültürü, Rus yaşam tarzı olmuş. Aşağı yukarı tamamı Ruslaştırılmış. Onun için bugün hâlâ Rusça Kazakistan’da resmi dil. Ama 30 yılda Nazarbayev Kazakçanın kullanım alanını genişletti, şu anda Kazakların nüfus içindeki oranı ABD resmi rakamlarına göre yüzde 57-58, Kazak kaynaklarına göre yüzde 60’ın biraz üzerinde. Yarısından fazlası Kazak ya da başka ifadeyle nüfusun yarısına yakını Kazak değil. Bu, nasıl özel bir toplum olduğunu göstermesi açısından ilginç.

Nazarbayev’in bir başarısı

Nazarbayev’in bir başarısından burada bahsetmek lazım: Halklar Ansamblesi diye anayasal bir kurum oluşturdu, bütün halkların temsilcileri anayasal güvenceye kavuştu. Hepsi parlamentoda temsil ediliyor. Her millete devlet radyo ve televizyonunda haftada belli bir saat kendi dillerinde yayın hakkı veriliyor. Böylece toplumda kaynaşmış bir yapı ortaya çıkıyor, diğer etnik gruplarla evlenen Kazakların sayısı artıyor. Çok ciddi sayıda Kazak-Rus evliliği var. Yani Stalin’in projesi bir anlamda tutmuş. Bu toplum kaynaşmış ve 30 yıl boyunca da etnik unsurlar arasında bir gerilim, çekişme, çatışma olmamış. Belki Özbeklerle Türkmenlerin, Ahıska Türklerinin, Çeçenlerin kendi aralarındaki küçük çatışmaları hariç etnik bir yarılma karşımıza çıkmamış. Kazakistan böyle bir ülke.

İkinci noktaya tekrar gelirsek, Kazakistan’ı bugüne kadar Rus formasyonu almış kuşak yönetti. Ve fena da yönetmedi. Ama Nazarbayev bir şey yaptı; göreve geldikten sonra, onca ekonomik sıkıntı varken bile Bolaşak (Gelecek) adlı bir burs programını uygulamaya koydu. Bu burs programı ile binlerce hatta on binlerce Kazak gencini Batı’ya, dünyanın en iyi üniversitelerine devlet bursu ile okumaya gönderdi. Amerika ve Avrupa’nın en pahalı, en iyi üniversitelerine. Bolaşak programında meselâ Türkiye yoktu. En son revize edildiği sene Bilkent girdi giriyordu ama girdi mi, girmedi mi bilmiyorum. Neticede Kazakistan’ı yöneten elitler çocuklarını Amerika ve Avrupa’da okuttular. Türkiye’de çok sayıda Kazak genci okudu ama bunlar çok önemli oranda Kazakistan’ın en alt sosyo-ekonomik kesimine mensup ailelerin çocuklarıydı. Tırnak içinde ifade edersek yani köylüleri biz Türkiye’ye getirdik ve kendi paramızla okuttuk, elitlerin çocukları Batı’da okudular.

Şimdi bu Batı’da okuyanlar -30 sene geçti aradan- önemli ölçüde döndüler, devlet kademelerinde çalışmaya başladılar. Şu anda büyükelçilik yapanlar var, bakanlık yapanlar, bakan yardımcılıkları yapanlar var ve eski kuşaktan Kasım Tokayev 68 yaşında. Nazarbayev yaşı ve sağlık sebebiyle işi bıraktı. Rus formasyonu almış kuşaklar tasfiye oluyor. Dolayısıyla Kazakistan’ın geleceğinde Rus formasyonundan gelen değil de Batı formasyonundan gelen insanlar görev alacak. Yani Kazakistan’da yeni bir elit yönetici grubu göreve başlayacak. Şu anda göreve adımını atmış, devlet yönetiminde orta üst pozisyonlardalar ama Kazakistan’ın geleceği tamamen bu Batı formasyonu almış yeni yönetici elite geçecek.

Kazakistan’ın en temel sorunlarından birisi toplumu Kazaklaştırmak idi. Ya da bu dengeli siyaseti götürmek. Nazarbayev öylesine bir siyaset güdüyordu ki ezeli düşmanı Çin ile çok iyi ilişkileri var, Rusya ile çok iyi ilişkileri var, AB ile çok iyi ilişkileri var, ABD ile çok iyi ilişkileri var, İsrail’le çok iyi ilişkileri var, Filistin’le çok iyi ilişkileri var. Yani Nazarbayev sanat denilebilecek şekilde bu altı çok zengin toprakları çok az nüfusla hiçbir gerilime, çatışmaya, düşmanlığa girmeden bugüne kadar getirmişti. Şimdi soru şu: Yeni yönetici elit acaba bu siyasette ne tür bir adım atacak, Kazakistan’ın geleceği nasıl olacak?

Kişisel fikrim: Kazakistan’daki bağımsızlığın 30 yıllık deneyiminin önemli olduğunu düşünüyorum. Burada ciddi ölçüde başarılı olduklarını düşünüyorum. Ve biraz evvel söylediğim gibi insana da yatırım yapıldığını, insan kadrosu yetiştirildiğini düşünüyorum. Elbette gelir dağılımında çok ciddi sorunlar var ama en azından insana yatırım yaptılar. Elitlerinin çocuklarını gönderdiler belki ama Kazakistan’da ipleri eline alabilecek nitelikli insanlar var.

Ben onun için Kazakistan’ın şu olaylardan sonra kolay teslim olacak, kolay dağılacak, dışarıdan birilerinin planı varsa bile bunun kolayca uygulanacak bir ülke olduğunu zannetmiyorum. Kazak toplumunun kazanacağını düşünüyorum. Fazla detaylı bilgi olmasa bile Kazakistan’daki toparlanmanın hızlı olabileceğini de düşünüyorum. 

_________

Prof. Dr. Hayati Tüfekçioğlu, sosyolog

1999 yılında Kazakistan Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde bir sömestre ders verdi. 2004 yılında üç yıllık bir süreyle diplomatik bir görevle T.C. Kazakistan Almatı Büyükelçiliği bünyesine Kültür ve Tanıtma Müşaviri olarak atandı. Al Farabi Kazak Devlet Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde iki sene lisans ve yüksek lisans dersi verdi, çok sayıda bilimsel kongre ve toplantıya tebliğ sunarak katıldı.

İletişim Sosyolojisine Başlangıç başlıklı kitabı Kazakistan Sosyologlar Birliği tarafından Rusça yayımlandı ve Kazakistan’da sosyoloji eğitimi veren kurumlara ders kitabı olarak tavsiye edildi.

Önceki İçerikKamu yararı için Djokoviç’e blok!
Sonraki İçerikMilli Mücadelecilerin lideri hayatını kaybetti