RÖPORTAJ | “Benden bekledikleri standart gayrimüslim tavrını göremediler”

2017 yılında Türkiye’de kaldığı açık hava cezaevinden firar ettikten sonra Yunanistan’ın Samos adasına yerleşen yazar Sevan Nişanyan, Balkan gezisi için gittiği Belgrad’dan uçtuğu Atina Havalimanı’nda Yunanistan hükümetinin kendisini “istenmeyen adam” ilan ettiği için ülkeye alınmadığını açıklamıştı. Sevan Nişanyan, Alper Görmüş’ün konuya dair sorularını yanıtladı.

Röportajın tamamını Serbest TV’de izlemek için:

Nişanyan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler:

“İlk akla gelen Türk tarafının bunu istediği”

“İlk akla gelen, herkesin de ilk aklına gelen açıklama Türk tarafından Yunanistan’a birtakım baskıların uygulanmış olabileceğidir. Türkiye’nin benden yumuşak bir düzeyde dahi olsa rahatsız olması için bazı gerekçeler var. En azından bazı kişilerin. En azından Türkiye’de kafası çok fazla çalışmayan, vasat düzeyde çalışan insanların benden rahatsız olması pekâlâ makul bir olasılık olarak görülüyor. Ancak bu bana çok fazla durumu açıklıyor gibi gelmiyor. Çünkü Türkiye bilemediğim bir nedenle beni susturmak isterse yöntemi bu değildir, daha etkili ve kestirme yollar mevcuttur. Bunları ben hatırlatmış olmayayım.

“Benden bekledikleri standart gayrimüslim tavrını göremediler”

Yunan tarafının kendi doğal çekinceleri ve çekingenlikleri nedeniyle benim Yunanistan’daki varlığımdan ilk günden itibaren son derece rahatsız oldukları duygusunu ben yaşadım. Artı, benden bekledikleri standart gayrimüslim tavrını göremediler. Nedir bu? “Türkler barbardır, Türkler bize soykırım yaptı, Türkler bize şunları yaptı, Yunanlar ve Ermeniler kardeştir” gibi üç dört cümleye indirgenebilecek bir dünya görüşü vardır biliyorsunuz. Maalesef, çok üzülerek söylüyorum ki, bu dünya görüşünü ben paylaşmıyorum. Hiçbir zaman da paylaşmadım. Türkiye’ye itirazlarım ve eleştirilerim olduğu kadar Ermeni ve Yunan ulusal kültürüne, ulusal ideolojisine kuşkuyla baktım, bu konudaki yalanları ve çelişkileri görmekten ve işaret etmekten keyif alan bir kişiliğe sahibim.

“Nişanyan Map, Yunan devletinin Sevan Nişanyan’a ilişkin kaygılarını arttıran, ciddileştiren bir etken olmuştur”

2009’dan beri üzerine çalıştığım Nişanyan Map adında bir projem var. Bu bir harita üzerinde Türkiye’deki tüm yerleşim birimlerinin; köy, kasaba, mahalle vs. tespit edebildiğim eski adlarını, tarihi adlarını belgeleme çalışması. Cumhuriyetin Türkiye’ye empoze etmeye çalıştığı ulusal homojen dil projesini ciddi bir şekilde zedeleyen bir çalışmaydı bu. Türkiye’de binlerce yerin asıl adı Ermenicedir, Rumcadır, Süryanicedir, Kürtçedir, Lazcadır. Bunları belgelemek ve kolay ulaşılabilir şekilde listelemek Türkiye Cumhuriyeti’nin hoşuna gitmeyen bir davranıştı. Fakat entelektüel dürüstlük açısından şu ihtiyacı hissettim: Yalnız Türkiye değil, Kuzey Yunanistan, Makedonya, Trakya, Bulgaristan, Ermenistan vs. bu ülkelerin yer adları da deşildiğinde bu ülkelerin ulusal ideolojilerini şiddetle sorgulamamıza yol açacak, altını oyacak sonuçlara vardım.

Böyle olunca, Yunanistan’daki insanlar en azından Türkiye kadar ama muhtemelen daha da fazla çıldırıyorlar. ‘Yalan konuşuyorsun!’, ‘Böyle olamaz’!’ tavrına giriyorlar. Tahmin ediyorum ki bu çalışmam da Yunan devletinin Sevan Nişanyan’a ilişkin kaygılarını arttıran, ciddileştiren bir etken olmuştur. Tahminim bu yönde.“

“Bundan sonrası biraz yasal imkânlara biraz da paraya bağlı”

Bundan sonrası biraz yasal imkânlara biraz da paraya bakıyor. İnsanlar bana diyorlar ki gel Fransa’ya, gel İsviçre’ye yerleş ama bu ülkelerde yaşamak da her babayiğidin harcı değil. Hele hele gelirin belirsiz bir gelirse ve gelirinin kaynağı Türkiye ise ve Türk Lirası da gümbür gümbür yokuştan aşağı düşer gibi yuvarlanıyorsa ben kalkıp İsviçre’ye gidemem. Bir öğle yemeğine 40 Euro ödeyemem.

Her şeyden önce benim Ermenistan vatandaşlığım var ve kapı gibi sağlam arkamda Ermenistan ihtimali var. Oraya gitmem ve oraya yerleşmem benim bir hakkım vatandaş olarak. Öte yandan kış kıyamette Erivan çekilir mi çekilmez mi, orasını henüz belirlemiş değilim kafamda.

İnsanların kafasında ‘Bu adam meşhur bir yazar, kitapları var, on binlerce insanla konuşuyor, vaktiyle oteller kurmuş, köyler kurmuş, zaten parası vardır bir yerlerde sakladığı’ diyorlar. Demin İra ile birlikte bakıyorduk, banka hesabımızda 2300 Euro var. Bu, Türkiye’de biraz büyükçe bir para da bu memlekette üç hafta, dört hafta anca geçinirsin o parayla. Samos’ta evler var mal varlığımız olarak. Onları satmaya çalışıyoruz. Nasıl yapacağız o da belli değil. Bize yapabileceğiniz en büyük katkı bu evlerden satın almak olur. Bir şekilde, elim gücüm yettiği kadarıyla bir kamu hizmeti görmeye çalışıyorum haftalık yayınlarımla, yazılarımla, kitaplarımla. Şimdiye kadar hiç de bunları ücretli yapmayı istemedim. Ama dedik ki, burada bir hizmet veriliyor, imkânınız varsa buna bir katkıda bulunun.

Önceki İçerikKatı olan her şey buharlaşıyor, Diyarbakır’da da
Sonraki İçerikİktidar medyası: Elçiler özür diledi; uluslararası medya: Erdoğan geri adım attı