RÖPORTAJ | Garo Paylan: “Bana karşı planlanan suikastin ve Hablemitoğlu suikastinin ipuçlarından devlet içindeki karanlık çetenin üzerine gitmek mümkün”

“Mesele şu; iddiayla söylüyorum ki beni hedef alan suikast planının üzerine gidilse, bu plandaki aktörler ‘Ergenekoncu mu FETÖ’cü mü, şucu mu, bucu mu?’ diye bakılmadan üzerine gidilse emin olun devlet içerisindeki bu karanlık çetenin çöküşüne neden olur. Çünkü çorap söküğü gibi gelir. Hani demişti ya eski zamanlarda bir içişleri bakanı, “Bir tuğla çeksem bu duvar yıkılır” diye. İşte şu anda bu tuğla belki de ismi geçen Levent Göktaş’tır. Nereden biliyorum? Çünkü bu suç yapılanması Levent Göktaş’ı kaçırdı, susturdu ve hatta belki de yurtdışına götürdü. Üzerine gidilmiyor.”

Röportajın tamamını izlemek için:

Alaattin Çakıcı’nın eski avukatlarından Mehmet Sinan İnce, üç hafta önce sosyal medya hesabından Necip Hablemitoğlu suikastinin firari şüphelilerinden eski özel harekâtçı Levent Göktaş’ın 2016’da size Meclis’te suikast planladığını iddia etti. Siz bu açıklamalarla ilgili bir suç duyurusunda bulundunuz. Öncelikle şunu sormak istiyorum; böyle bir itirafın ardından savcılar neden harekete geçmedi de siz suç duyurusunda bulunmak zorunda kaldınız?

Memlekette gerçekten çok feci ifşalar oluyor son dönemlerde. Mafyayla ilgili, devletle ilgili, çetelerle ilgili, devlet içerisindeki karanlık güçlerle ilgili pek çok ifşa oluyor. Bunların yüzde 1’i herhangi bir demokratik ülkede olsa o ülkede yer yerinden oynar, savcılar harekete geçer, meclis soruşturma açar, basın bununla ilgili her gün haberler yapar.

Galiba şöyle bir durumla karşı karşıyayız: Öyle feci ifşaatlar oluyor ve buna karşı devlet aygıtı, yargısı, Meclis’i, savcısı o kadar harekete geçmiyor ki bu tip ifşaatlar giderek normalleşiyor, sıradanlaşıyor.

En büyük tehlike de bu: Bu tip ifşaatların normalleşmesi, kimsenin bir şey yapmaması.

Düşünün ki bu ülkenin bir milletvekili ile ilgili bir suikast ifşası var. Bu suikastin TBMM içerisinde gerçekleştirilmesinin planlandığı, Meclis’e silah sokarak iki kez arkamdan yürüdükleri ve suikasti her an işleyebilecekleri, son anda bu suikastin bir milletvekili danışmanından döndüğü açıklanıyor. Bu milletvekili danışmanının kim olduğu da belli değil, herhalde o da bir istihbaratçı.

Suikastin planlandığı 2016 yılında birçok provokasyon olmuştu. Hatırlayın Ankara Gar’ındaki katliam, Suruç katliamı, bombalamalar… Bunlar olmuştu ve devlet içerisindeki karanlık güçler bu provokasyonlara yol vermişlerdi. Anlıyoruz ki o dönemde benimle ilgili de bir suikast planı yapılmış.

Düşünün ki bir milletvekiline suikast planı yapılmış, ifşaatlar var ama devlet harekete geçmiyor.

Neden harekete geçmiyorlar?

Ben cevabını şöyle veriyorum: Eğer bir suç varsa, suçlular varsa ve muktedir olanlar harekete geçmiyorsa, o suçun ortağıdırlar. Veya o suçun ortaya çıkmasından zarar göreceklerini düşünüyor olabilirler. Veya her şeyi “FETÖ” parantezine sokmak isteyen iktidar, Levent Göktaş isminin ortaya konulmasından rahatsız oluyor. Çünkü “Bütün kötülükler FETÖ ile başladı, FETÖ ile bitti” şeklinde ortaya koymaya çalıştıkları ezber bozulduğu için üzerine gitmiyor olabilirler.

Necip Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili istihbarat örgütünün Ukrayna’dan getirdiği FETÖ zanlısı olduğu söylenen bir kişi, bu cinayeti azmettirenin Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda pek çok operasyonda kullanıldığını düşündüğüm Levent Göktaş olduğunu ifşa etti.

Levent Göktaş kim? Ergenekon’dan hapis yatmış bir kişi. Hatta MİT Müsteşarlığı için ismi geçen bir kişi. Pek çok operasyonel konuda operasyonların içerisinde bulunmuş bir kişi. Bu kişinin bütün kötülükleri FETÖ parantezine almayla ilgili ezberleri bozduğu hakkında bir öngörü var sanırım hükümette.

Bir de olayın şu boyutu var: Levent Göktaş’la ilgili çeşitli ifşaatlarda bulunuluyor Hablemitoğlu cinayeti hakkında. Devlet aygıtı ne yapar böyle bir durumda? Derhal harekete geçer. Ama hayır, harekete geçilmiyor. Savcılar haftalarca bekliyor. Levent Göktaş, Süleyman Soylu’nun da içerisinde olduğu söylenen bir operasyonla kaçırılıyor veya kaybediliyor veya susturuluyor, veya yurtdışına gönderiliyor… Ve hemen ardından da Alaaddin Çakıcı’nın eski avukatlarından birisi, benimle ilgili böyle bir suikast planının Levent Göktaş tarafından yapıldığını ortaya koyuyor…

Mesele devlet aygıtının bu konuda harekete geçmemesidir. Hâlâ da harekete geçmiyorlar maalesef. Bu durumların normalleşmesi en büyük tehlikedir. Ben hem basına, hem yargıya, hem siyasal iktidara hem de muhalefete harekete geçme çağrısı yapıyorum. Çünkü geçmişte yaşanmışların üzerine gitmemek, gelecekte olabilecek provokasyonların da yolunu açar.

Cezasız kalan her suç tekrarlar. Bu yüzden herkese harekete geçme çağrısı yaptım, suç duyurusunda bulundum. Ama maalesef her konuda harekete geçen, herhangi bir konuda iki saat içerisinde harekete geçen devlet; bir milletvekiliyle ilgili bir suikast ifşaatına ilişkin bir soruşturma dosyası bile açmadı. Bu da benim kaygılarımı, kuşkularımı tabii ki arttırıyor.

Siz suç duyurusunda bulunduktan sonra yine aynı kişi bir açıklama daha yaptı ve “Yapacak olsak yapardık. Kahraman yapmak istemedik seni” dedi. Yani tehditlerini açık açık sürdürdü ama dediğiniz gibi yine de bir adım atılmadı devlet tarafından. Siz hem TBMM’nin bir üyesi olarak, hem de bir azınlık temsilcisi olarak bu durum karşısında ne hissettiniz?

Bizler siyasetçileriz ve siyaset kurumu işlediği zaman ülkede sorunlar çözülür. Ama siyaset kurumu işlemediği zaman devlet içerisinde çeteleşme, mafyalaşma söz konusu olur. Bürokrasinin belli kesimlerindeki insanlar da gücü elinde tutmak için veya devlet içerisindeki güç savaşları için birbirleriyle mücadele ederler. Bu mücadele sırasında da provokasyonlar yaparlar. Bu hep böyle olmuştur.

Bütün darbe dinamiklerine bakın, bütün güç kavgalarına bakın, bu tip provokasyon örneklerini görürsünüz. Bu provokasyonlar kimler üzerinden yapılır? Mesela Aleviler üzerinden yapılır. Görüyorsunuz bir Alevi dergâhına saldırı oldu geçen haftalarda.

Mesela azınlıklar üzerinden yapılır. 2007 yılında devlet içerisindeki güç kavgası esnasında Hrant Dink cinayetine yol verilir örneğin. Tabii ki ideolojik olarak bir Ermeninin öldürülmesine sessiz kalma eğiliminde olan devlet içerisindeki belli güçler; Hrant Dink cinayetine yol verilmesi, o cinayetin planlanması konusunda devlet içerisinde belli pozisyonlar aldı.

Yalnızca Hrant Dink cinayeti yoktu o dönemde, Rahip Santoro cinayeti ve Malatya Zirve Yayınevi katliamı da vardı. Bunların sonuçları da oldu. Devlet içerisinde belli güçler el değiştirdi. Ve daha sonra yeni darbe planlarının düğmesine basıldı.

“Mesele şu; iddiayla söylüyorum ki beni hedef alan suikast planının üzerine gidilse, bu plandaki aktörler ‘Ergenekoncu mu FETÖ’cü mü, şucu mu, bucu mu?’ diye bakılmadan üzerine gidilse emin olun devlet içerisindeki bu karanlık çetenin çöküşüne neden olur. Çünkü çorap söküğü gibi gelir. Hani demişti ya eski zamanlarda bir içişleri bakanı, “Bir tuğla çeksem bu duvar yıkılır” diye. İşte şu anda bu tuğla belki de ismi geçen Levent Göktaş’tır. Nereden biliyorum? Çünkü bu suç yapılanması Levent Göktaş’ı kaçırdı, susturdu ve hatta belki de yurtdışına götürdü. Üzerine gidilmiyor.

Hablemitoğlu cinayeti 20 yıldır dillendiriliyor ve bu cinayetin azmettiricisi olduğu net bir şekilde ortaya konuluyor Levent Göktaş’ın, buna rağmen bir adım atılmıyor. Benimle ilgili de 2016 yılında, tam da bir darbe dinamiği içerisinde suikast planladığı iddia ediliyor aynı kişinin. Normalde devlet aygıtı 15 günü bırakın 15 dakika içerisinde harekete geçer, bu kişiyi alır, sorgular ve üzerine gider. Ama gitmiyor ve bir de üzerine bu kişi kaçırılıyorsa burada bir karanlık oyun vardır.

Bu karanlık oyunun üzerine gitmeliyiz. Çünkü bir seçim dönemine giriyoruz. Yeniden devlet içerisinde güç kavgaları var. Cumhur İttifakı var, Millet İttifakı var. Cumhur İttifakı’nın zaten demokrasiyle bir ilgisi yok ama diğer ittifak da, yani Millet İttifakı da devlet içerisinde bir güç değişimini sağlamaya çalışıyor. Oranın da bence eksik bir demokrasi iddiası var. Çünkü demokrasi dediğimiz şey bu karanlık çetelerin üzerine gidebilmektir. Muhalefet de bu kadar sessizse, bu çetelerin üzerine gitmekte eksik bir iradeden bahsedebiliriz.

Böyle kaotik bir dönemde devlet içerisinde siyasi iktidardan belli kişilerin de bu karanlığın içerisinde olduğu kesin. Çünkü aksi halde olamaz bu işler. Bu kişiler provokasyon planları yaparlar. Yeniden provokasyonlar olmaması için, bunların önüne geçilebilmesi için yapılacak tek bir şey vardır: 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl önce bu tarz provokasyon planları yapanların üzerine gitmek. Aksi takdirde benim kaygım, önümüzdeki dönemde yeni kaos planlarıyla, yeni provokasyonlarla karşı karşıya kalabilecek olmamız.

İktidar şu anda bu kişilerin üzerine gitmenin, işin ucunun kendilerine dokunabileceğini düşünebilir. Veya bu kişilerin üzerine giderse iktidarı paylaştığı belli siyasi odakların rahatsız olacağını düşünebilir. Ama şunu unutmasınlar ki 2016 yılında da aynı hatayı yaptılar. O dönemde, darbe dinamiğinde, biz uyarmamıza rağmen bu meselenin üzerine gitmediler. Sonucunda halı neredeyse hepimizin altından kayıyordu. Bu durum ülkeyi darbe durumuna kadar getirmişti.

Şimdi, bu planları boşa çıkartmanın tek yolu var: Bu çetelerin üzerine gitmek. Ama ne yazık ki böyle bir ifşaata rağmen bir soruşturma dosyası dahi açılmadı, açılamadı bu ülkede.

Sizinle ilgili bu suikast ifşasının ardından size destek vermek ve bu olayın üzerine gidilmesi çağrısında bulunmak amacıyla çeşitli açıklamalar, imza kampanyaları yapıldı. Fakat Meclis’teki siyasi partilerden ve milletvekillerinden bu konuda net bir tutum göremedik, partiniz HDP de dahil olmak üzere. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Mesele gerçekten ben değilim. Ben bu tür bir plan çıkmasına hiç şaşırmadım çünkü bu memlekette üzerine provokasyon yapılacak 10 kişilik bir liste yapın deseler her zaman o 10 kişi içerisinde olurum. Bundan dolayı şaşırmadım.

Benim derdim şu; Hrant Dink öldürüldüğü zaman kendimi tamamen insan hakları mücadelesine ve bu ülkenin içindeki çeteyle yüzleşmeye adadım. Hrant Dink’i geri getirme şansımız yoktu ama Hrant Dink cinayetinin üzerine gidilirse devlet içerisindeki bu karanlık yapının ortaya çıkacağı kanısındaydık. Ama ne yaptı o dönemin iktidarı, sadece Ergenekoncu denenlerin üzerine gitti. Biz dedik ki, “Bu mesele Ergenekon’a sığmaz, biz olaya şucu-bucu diye bakmayalım, kamu görevlileri Dink cinayetini planladılar, organize ettiler ve yol verdiler olarak bakalım. Bunun üzerine gidelim” dedik. Yapmadılar.

Daha sonra Ergenekon davalarında belli bir yol alınırken iktidar ile cemaat kavgaya düştü, darbe dinamiğine kadar gelindi sonra. Bir anda Hrant Dink cinayetindeki FETÖ’cü unsurların üzerine gidilmeye çalışıldı. Hrant Dink’i FETÖ’nün öldürdüğünü söylediler. Biz dedik ki, “Bu dava FETÖ’ye de sığmaz. Burada pek çok kamu görevlisi var FETÖ’cü olmayan. Bütünleşik sorunların üzerine gidin.” Ama bu da yapılmadı. İktidar hep siyasi çıkarları doğrultusunda bir araç davaya dönüştürdü maalesef Hrant Dink davasını. Gerçek sorumlular üzerine gidilmedi ve devlet içerisindeki karanlık çete yoluna devam etti. Bu yüzden 2015 seçimlerinden sonra bombalar patlamaya başladı. Ankara Gar katliamı, Suruç katliamı, diğer patlamalar, çözüm sürecinin bitmesi… Aynı odaklar bence bütün bunları planladılar.

Bu konuda siyasi iktidar sessiz. Ben açıkça bir kez daha söylüyorum: Sessizlik, suç ortaklığıdır bu konuda. Cumhurbaşkanlığı katına kadar kimse bu konunun üzerine gitmiyorsa; ya gidemiyorlar, ya da gitmiyorlardır.

Muhalefete baktığımızda, muhalefet de bu konuda sessiz. Eğer devletin demokratikleşmesini istiyorsanız, biz tüm muhalefet olarak bunu istiyorsak bu tip provokasyon planlarının üzerine gitmeliyiz. Çünkü siyasetin Türkiye’de güçlenmesi ancak bu tip çetelerin gerilemesi ile mümkün. Siyasetin böyle bir amacı olması gerekiyor. Ama sizin geçmişin ceberrut devlet anlayışıyla yüzleşme amacınız yoksa, geçmişin suçlarıyla yüzleşme iddianız yoksa gelecekte de aynı sopayı sadece sizin kullanma iddianız olur. Yani bu iktidarın kullandığı sopayı alırsınız, siz kullanmaya devam edersiniz. Tıpkı 1990’lı yıllarda olduğu gibi.

Tek adam rejimi evet büyük bir kötülük yarattı bu ülkede ama muhalefetin dediği gibi ‘parlamenter sisteme geçince her şey çok güzel olacak’ gibi bir durum yok. 90’lı yıllarda da bu ülkede parlamenter sistem vardı ve o yıllar bu ülkenin en karanlık dönemlerinden biriydi. Faili meçhullerin en yoğun olduğu, devlet içerisinde çeteleşme ve mafyalaşmanın en yoğun olduğu dönemdir. Mesele tek adam rejiminden kurtulmak değil, demokratik bir ülkeye ulaşmaktır. Bunun için de bu tip karanlık provokasyonların üzerine gidilmesi gerekir. Ben bu konuda muhalefetin bırakın yeterli refleksi, hiçbir refleks vermediğini düşünüyorum.

Yalnızca muhalefete değil, bütün siyasi partilere, bütün sivil toplum kuruluşlarına, tüm yurttaşlarımıza buradan çağrı yapıyorum: Ülkede bir temiz eller operasyonu olmadan hiçbirimizin rahat olma şansı yok. Çünkü bu karanlık eller bir gün Aleviye, bir gün Ermeniye, bir gün mütedeyyine karşı provokasyonları yaparlar. Toplumu birbirine düşürürler, kamplaştırırlar ve kendi güçlerini tahkim edip keselerini doldururlar. Mafyatik düzenin sonuçları hep bu olmuştur.

Bana karşı olan suikastin ipuçlarından, Hablemitoğlu suikastinin ipuçlarından bu karanlık çetenin üzerine gitmek mümkün. Açıkça söylüyorum; bu ipuçlarından bu çetenin siyasi ayaklarının üzerine gitmek mümkün, yargı ayaklarının üzerine gitmek mümkün. Ama maalesef bu irade ortaya konulmuyor.