Anasayfa / GÜNÜN YAZILARI / Cübbeli Ahmet, “Kabirden talimat alıyorum” dedi, ortalık karıştı

Cübbeli Ahmet, “Kabirden talimat alıyorum” dedi, ortalık karıştı

Türkiye’nin et nüfuzlu tarikatlarından birinde yaşanan yönetim kavgası teolojik bir krize dönüştü. Cübbeli Ahmet Mahmut Efendi’nin ölmediğini tarikatını mezarlıktan yönetildiğini iddia edince büyük tepki topladı. Peki tartışmanın arka planında ne var? Hiçbir zaman kanıtlanamayacak iddialar üzerinden kurulan otoritelerin temelinde ekonomik paylaşım kavgası mı yatıyor?

Türkiye’nin en etkili tarikatı olan Nakşibendiliğin İstanbul merkezli kollarından İsmailağa/Çarşamba cemaatinde 2 yıl önce Mahmud Ustaosmanoğlu’nun ölümü ile patlak veren bölünme krizi, Ahmet Mahmut Ünlü’nün son açıklamalarıyla yeniden alevlendi.

Ana hatlarıyla krizin kronolojisi şöyle:

Uzun yıllar boyunca yaşlılığa bağlı demans gibi hastalıklarla mücadele eden Ustaosmanoğlu, 23 Haziran 2022’de, 90 yaşında öldü. 24 Haziran’da Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.

Cenaze namazının sonra oğlu Ahmet Ustaosmanoğlu, babasının cemaatin liderliğini ve şeyhliğini dünürü Hasan Kılıç’a bıraktığını açıkladı. Mart 2024’te ise Cübbeli Ahmet Hoca olarak bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, Ustaosmanoğlu’nun Kılıç’ı bir sonraki lider olarak belirlediğini kabul etmiş; ancak şeyhliğin kendisine bırakıldığını kabul etmedi.

Hasan Kılıç’ın da 22 Nisan 2024’teki ölümünün ardından, 23 Nisan sabahı Ahmet Mahmut Ünlü ve çevresi İbrahim Uslu’yu lider olarak belirlediklerini açıkladı. Ancak cenaze namazının ardından Hasan Kılıç’ın oğlu Abdullah Kılıç, babasının cemaat’in liderliğini eski İsmailağa Camii imamı Ahmet Fikri Doğan’a bıraktığını duyurdu. Bu gelişmelerin ardından, 16 Mayıs 2024’te Ahmet Mahmut Ünlü ve çevresi, “Müceddid Mahmud Efendi Hazretleri Cemaati” adıyla yeni ve ayrı bir cemaat kurduklarını açıklayarak bölündüler.

Nakşibendi usul erkanında bir şeyh halife adı altında kendi vekillerini hayattayken tayin edebiliyor. Ancak ölmeden önce kendi yerine postnişin yani yeni Şeyh olarak bir ismi ilan etmesi gerekiyor. Şayet böyle bir ilan olmazsa tarikatın o kolunun sonlanması, müritlerin de başka kollarda yaşayan Şeyhlere intisap etmeleri gerekiyor.

Teoride kural böyle olsa da pratik genellikle öyle işlemiyor. Çünkü ortada teorideki gibi sadece ahlaki arınma eğitimi veren toplumsal bir ağ yok. Ekonomik yatırımları holdingleşmiş büyük bir rant havuzunun olduğu hiyerarşik yapılara dönüşmüş durumdalar. Dolayısıyla Şeyh ölünce bu devasa ekonomik düzeni dağıtmak imkansızlaşıyor.

Abdülbaki Erol’un 2023’te vefatının ardından Nakşibendiliğin Menzil kolunun liderliği, üç oğlu arasında paylaştırılmıştı. Ancak orada bile şiddet olaylarına varan bir çatışma yaşandı. Cemaatin %90’ı en büyük kardeş Muhammed Saki Erol’a (Serhendi Grubu) intisap edince tarikatın ekonomik havuzunu üç eşit parçaya bölmek isteyen Muhammed Mübarek Erol (Semerkand Grubu) ve Muhammed Fettah Erol (Buhara Vakfı) cemaatin en büyük işletmelerinin, mal varlıklarının kontrolünü kaybetmemek için agresifleşmişlerdi.

İsmailağa’ya dönersek, alt gruplar Mahmud Ustaosmanoğlu’nun sağlığının bozuk olmasından faydalanarak kendi özerk yapılarını kökleştirdiler. Ustaosmanoğlu’nun açıkça birisini yerine üstakbel postnişin ilan etmemesinden de bu yolla vaziyeti idare ederek memnundular.
Bu açıdan bakıldığında Cübbeli Ahmet cephesinin gerekçesi haklı gibi duruyor.

Madem Şeyh Mahmud yerine Şeyh tayin etmedi sadece idari olarka yönetici olarak “Emir” olarak Hasan Keskin’i işaret etti o zaman İsmailağa Cemaatinin kendi arasında seçtiği Ahmet Fikri Doğan’ı meşru Şeyh olarak görmüyorum diyor.

Bu noktada daha ilginç bir durum var. İsmailağa Vakfı’nın sitesine girdiğimizde de şu ifadelerle karşılaşıyoruz:


“Mahmud Efendi (Kuddise Sirruhû) Hazretlerimizin emriyle teşekkül eden İsmailağa Heyeti’nin başkanı olarak ilmî ve hayrî hizmetlere riyâset eden Hasan Efendi (Kuddise Sirruhû) Hazretlerimiz; Mahmud Efendi (Kuddise Sirruhû) Hazretlerimizin 2003 yılında bir kısmı hâlen hayatta olan büyük hocalarımızın şahitlik ve imzasıyla kayıt altına alınan vasiyeti lüzumunca, vefatına kadar tarîkat ve irşâd vazifelerini îfâ etti.”
Ancak durum hiç de yukarıdaki paragrafta anlatıldığı gibi değildi. 2003’ten Ustaosmanoğlu’nun vefat ettiği 2022’ye kadar ki süre zarfında Hasan Keskin’in bir sonraki Şeyh olacağını kimse bilmiyordu. Cenaze ile beraber kriz çıkınca “2003 Vasiyeti” ortaya çıktı.

Tarikat erkanı açısından Çarşamba kolunun yaşadığı liderlik krizinin temelinde Mahmud Ustaosmanoğlu’nun sağlığında halefini ilan etmemesi ve bundan da özerk grupçukların yaralanması olduğunu söyleyebiliriz.

Cübbeli Ahmet tabi bu iktidar savaşını Tasavvufî kavramlar üzerinden yürüterek meşruiyet üstünlüğü kurmaya çalışıyor. Peki o ne?

Tasavvufi Kozmolojiye göre Allah Hz. Muhammed’e aşık oldu ve o aşkından Seyyidler/Ehl-i Beyt Konseyini yarattı kendi parçasından onları doğurdu/taşırdı. Buna Neo-Platoncu “Nuru Muhammedî”inancı da diyebiliriz. Dolayısıyla 3’ler 7’ler 40’lar şeklinde bir hiyerarşisi de olan bu Metafizik Konsey Allah’ın kendilerine verdiği tasarruf yetkisi ile tüm Kainatı gayb aleminden yönetiyorlar. Tarikattaki Mürşidi Kamil Şeyh de bu konseyin bir parçası olduğundan Allah’a ulaşmak isteyen mürit “Rabıta” ritüeli yoluyla Şeyhine meditasyon yapmak zorunda. Rabıta bu sebeple kimin meşru Şeyh olduğunun da kriteri.

İşte Cübbeli Ahmet madem ortada resmen meşru ilan edilmiş yeni bir Şeyh yok biz Mahmud Efendi’ye rabıta yapmaya devam ederiz diyerek bağımsızlığını ilan etmişti 2024’te.

Bkz. https://serbestiyet.com/haberler/analiz-ismailagada-iktidar-savasinin-kod-adi-rabita-161568/

Ancak Cübbeli’nin dini otorite söylemi sadece Rabıta ile sınırlı değil. Ustaosmanoğlu’nun aslında ölmediğini kabrinden tarikatını yönettiğini bizzat kendisini de yönetim konusunda kabirden temsilci seçtiğini iddia ediyor. “Zuhurat” ve rüya yoluyla “kabirde yaşayan” imamlarıyla görüştüklerini talimatlar aldıuklarına inanıyorlar.

İbnü’l-Arabî ekolü ve Vahdet-i Vücud felsefesinde Zuhurat gayb âlemindeki ilahi sırların, manaların ve hakikatlerin açığa çıktığı, belirdiği ve görünür hâle geldiği tecelli mertebesini ifade ediyor. Bu inançta Ansızın meydana gelen olaylar, ilhamlar ve rüyalar ile Allah, Hz. Muhammed ya da ölmüş herhangi biri ile konuşulabiliyor.

Ustaosmanıoğlu’nun “İnşallah” lafzını kullanmadığında sözlerinin Allah’ın Sözleri olduğunu dolayısıyla bizzat Allah’ın kendisini (Cübbeli’yi) görevlendirdiğini de iddia eden Cübbeli Ahmet Şeyhlerin yukarıda belirttiğim 3-7-40’lı konseydeki tasarruf inancına göre bugün de diri olarak dünyada tasarruf ettiğini savunuyor. Tasavvufi jargonda meşhur olan “Şeyh vefat ettiğinde beden zindanından kurtulduğundan ruhu kılıcın kınından çıkmış gibi olur” inancını kendisine dayanak kılıyor.

Bu açıklamalar karşısında karşı cephede yer alan Ebubekir Sifil, Muhittin Ödemiş, Feyzullah Konyevi gibi hocalar ise Tasavvufi inançlarının yanında Akaid, Tefsir gibi İslami ilimlere vurgu yaparak Cübbeli’nin hurafecilik yaptığını iddia ediyorlar.

Oysa Cübbeli Ahmet’in genel İslami İlimler açısından “Gulât/Heretik” kabul edilebilecek bu görüşleri Tasavvufi kozmolojiye uygun inançlara dayanıyor. Bahsi geçen isimler de geçmişte yaşamış bir çok kişi hakkında Cübbeli Ahmet’le benzer inançlara sahipler.

Elbette kimse Mahmud Ustaosmanoğlu’nun kabrinde yaşadığını ve bizzat müritlerini eğitmeye devam ettiğini kanıtlayamaz. Şeyh Mahmud’un Cübbeli Ahmet’le konuştuğunu ona direktifler verdiğini de. Mahmud Efendi’nin inşallah demediği cümlelerin “Allah’ın sözleri” olduğunu da…
Cübbeli Ahmet de işte bu kanıtlamayacak subjektif alacakaranlık alanından yararlanıyor kendisine dini otorite kurmak için. İslam ilahiyatı açısındanhiçbir delil değeri olmayan zann ve hayalden ibaret olan bu inançların milyonlarca insan üzerinde dini otorite sağlamak için yaygınlaştırılması karşısında İlahiyat Fakültelerinin ne gibi akademik bir tavır aldıkları da meçhul.

Türkiye’de cemaatlerin tümü hakkında gizli istihbarat raporları hazırlayan, bazı meâl müelliflerinin dini görüşlerine katılmadığı için mealleri yakma imha etme için Meclis’ten yasa bile çıkarttıran Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ise İslam’ın temel inançları hakkında üretilen spekülasyonlar üzerinden yürütülen bu tartışmaya dair manidar suskunluğu dikkatlerden kaçmıyor.

Yazıyı beğendiysen, patronumuz olur musun?

Evet, çok ciddi bir teklif bu. Patronumuz yok. Sahibimiz kar amacı gütmeyen bir dernek. Bizi okuyorsan, memnunsan ve devam etmesini istiyorsan, artık boş olan patron koltuğuna geçmen lazım.

Serbestiyet; Türkiye'nin gri alanı. Siyah ve beyazlar içinde bu gri alanı korumalıyız. Herkese bir gün gri alanlar lazım olur.

Bu Sayfayı Paylaşın