RÖPORTAJ | “İçişleri Bakanı ve ekibi, kendi liderlerinin Afrika’daki imajına operasyon çekiyor”

Türkiye’nin ilk Somali büyükelçisi Kani Torun: “Size dünyada her koşulda destek verecek bir ülke ve halk var ve bu ülkeden birkaç kişi sizin ülkenizde yatırım yapmış ama siz onlara bu muameleyi hak görüyorsunuz. Bunun Somali kamuoyunda nasıl karşılanacağını düşünmüyorlar mı?.. Somali’den Türkiye’ye öğrenciler gönderdik. Hatta Kızılay’daki Saab Cafe’nin ortağı olan Muhammed Abdullahi de bizim o dönemde Türkiye’ye gönderdiğimiz öğrencilerden birisi. Türkiye’de okumuş ve sonra Türkiye’de kalıp ticaret yapmaya, yatırım yapmaya karar vermiş bir öğrencimiz.”

2011-2014 yılları arasında Somali’de Türkiye’nin ilk büyükelçisi olarak görev yapan, 25-26. dönem milletvekili, Gelecek Partisi Genel Sekreteri Cemalettin Kani Torun ile Ankara Kızılay’daki Saab Cafe’nin tabela açılışında yaşananları ve Türkiye-Somali ilişkilerini konuştuk.

Siz 2011 yılında Türkiye’nin ilk Somali büyükelçisi olarak atanmıştınız. O dönemde Türkiye-Somali ilişkileri nasıl gelişti, neler yaşandı?

Somali’de 1991’de iç savaş başlamıştı. 19 Ağustos 2011’de başta başbakan ve diğer bakanlar olmak üzere diğer birtakım ünlü kişilerin de katıldığı meşhur bir gezi olmuştu Türkiye’den Somali’ye. O geziye kadar, yaklaşık 20 yıl iç savaş devam etmişti.

2009’dan sonra uluslararası toplumun da desteğiyle bir yönetim kurulmuştu ama bu yönetim Mogadişu içerisinde bile tam hakim değildi. El Şebab terör örgütünün ciddi gücü vardı. Ağustos 2011’de El Şebab, Mogadişu içerisinden çekilmişti.

O ziyaretin akabinde Türkiye Somali’ye büyükelçi atamaya karar verdi. Ben o zaman yurtdışında bir uluslararası kurumda yine Afrika’ya yönelik çalışıyordum. Benim Somali’ye büyükelçi olarak atanacağım bildirildi ve ben de kabul ettim.

2011 Eylül’ünde kararname çıktı, o tarihten itibaren tam 3 yıl orada çalıştım. O dönemde Somali’de devlet kurumları yoktu. Askerler milis subayıydı, eğitimleri yoktu, polisler keza öyleydi. Diğer devlet kurumları hemen hemen yoktu. Bakanlıklar sadece isim olarak vardı. Orada bir devletin yeniden kurulmasına öncülük ettik.

O dönemde ciddi bir kuraklık yaşanmıştı ve bu sebeple ölümler gerçekleşiyordu. Türkiye’den bunun için gelen yardımları koordine ettik. Akabinde altyapı yatırımlarını koordine ettik. Türkiye’de toplanan bağışları orada altyapı yatırımı olarak kullandık. Okullar, hastaneler, yollar yapıldı o süreçte.

Benim Somali’de görev yaptığım bu üç yıl açıkçası dolu dolu geçti. Bu üç yıl içerisinde ayrıca Türkiye Bursları kapsamında Somali’den Türkiye’ye öğrenciler gönderdik. Hatta Kızılay’daki Saab Cafe’nin ortağı olan Muhammed Abdullahi de bizim o dönemde Türkiye’ye gönderdiğimiz öğrencilerden birisi. Türkiye’de okumuş ve sonra Türkiye’de kalıp ticaret yapmaya, yatırım yapmaya karar vermiş bir öğrencimiz.

Türkiye Bursları nedir, bunu biraz açar mısınız? O dönemde Somali’den Türkiye’ye kaç öğrenci gönderildi bu burslar ile?

Türkiye Bursları, Türkiye’nin gönül coğrafyası dediğimiz Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu ve Afrika’daki ekonomik olarak gelişmemiş bazı ülkelerden gençlere üniversite okumak için ya da üniversite sonrası yüksek lisans, doktora eğitimleri için imkân tanıyan bir program.

Normal şartlarda birçok ülkeden öğrenci Türkiye’ye getiriliyor, Türkiye’de bu öğrenciler belirli devlet üniversitelerine yerleştiriliyor, bu üniversitelerde ücretsiz okuyor ve devlet yurtlarında kalıyorlar. Ayrıca bir burs alıyorlar hayatlarını idame ettirecek şekilde. Bitirince de bir kısmı ülkelerine geri dönüyor, bir kısmı Avrupa’ya gidiyor, bir kısmı da Türkiye’de kalıyor.

Benim görev yaptığım sürede tam sayıyı hatırlamamakla birlikte 1500 civarında öğrenci gönderildi Somali’den Türkiye’ye. Bir kısmı lisan için, bir kısmı ise yüksek lisans ve doktora için. Ben yüksek lisans ve doktoraya ağırlık verilmesi taraftarıydım, çünkü oradaki kurulmuş üniversitelerin kapasite artırımını sağlamamız gerekiyordu. O açıdan iyi bir programdı.

Ben en son Somali’ye gittiğimde oradaki büyükelçilikte Türkçe-Somalice tercümanlık yapan genç Türkiye mezunuydu. Birçok bakanlıkta Türkiye mezunu insan çalışıyor. Orada askeri eğitim tesisi kurmuştuk; subay-astsubay yetiştirmek amacıyla. Oranın eğitim dili de Türkçe. Orada da istihdam ediliyor buradan mezun olan gençler.

Türkiye’den Somali’ye giden Uludağ Üniversitesi’nden bir hocamız, “KKTC’den daha çok bize bağlılar, bizi daha çok seviyorlar” demişti. Öyleydi gerçekten, hâlâ da öyledir. O yüzden zaten bu yapılanlara bir anlam veremiyorum.

Somali halkı Türkiye’ye çok büyük muhabbet besler. Açıkçası bu yönetime, mevcut Cumhurbaşkanına da büyük muhabbetleri vardır. Onların karşılığında polisin yaptığı gerçekten kabul edilebilir şeyler değil. İktidar tabiri caizse kendi ayağına sıkıyor. Kamu diplomasisinde bu kadar negatif bir hareket olamaz.

Somalililer birçok konuda ayrışırlar ama Türkiye sevgisi konusunda birleşirler. Çünkü Türkiye tabiri caizse Somali’yi kuyudan çıkarttı. El attı ve o iç savaştan çıkıp bir şekilde yönetimin oluşmasına yardımcı oldu. Büyük emekler var orada. Bütün bu emeklerin iki tane çok affedersiniz maganda kılıklı polis eliyle yıkılması çok yazık gerçekten.

Sizce Ankara’da yaşananlar  sadece birkaç polis amirinin mesleğini kötüye kullanması mı yoksa daha sistematik, daha kurumsal bir sorun mu söz konusu?

Daha sistematik tabii ki. Daha açık söylemek gerekirse, İçişleri Bakanı’nın siyasetidir bu. İçişleri Bakanı aslında Türkiye’de yaşanan birçok sorunu gözardı edebilmek için bu yollara başvuruyor. İran sınırımız kevgire dönmüş durumda, İçişleri Bakanı görevini yapmıyor gelmiş Ankara’daki Somalililerle uğraşıyor.

Daha önce Kızılay’da Somalililer tarafından işletilen 7-8 tane kafe/restoran vardı. Bu arkadaşlarla bir yıl önce görüşmüştüm. Onlara yönelik polis eliyle ciddi bir baskı ve korkutma vardı. Bunların hepsi paralarını batırıp ülkelerine dönmek zorunda kaldı. Bu lokantanın da (Saab Cafe/Restoran) ayakta kalmasının tek sebebi ortağının Türkiye vatandaşı olması.

Bir tarafta İran sınırını ve diğer sınırları muhafaza etmesi gereken İçişleri Bakanı, öbür tarafta Türkiye’ye para getirmiş ve yatırım yapmış kişilere yapılan bu muamele. Burada İçişleri Bakanı’nın bu tavrı bir yandan da Tayyip Erdoğan’ın Afrika’daki imajına da bir operasyondur. Tayyip Erdoğan’ın Somali’deki olumlu imajına İçişleri Bakanı negatif bir operasyon çekiyor. Bu da iktidarın ne kadar yönetemez hale geldiğinin göstergesidir.

Size dünyada her koşulda destek verecek bir ülke ve halk var ve bu ülkeden birkaç kişi sizin ülkenizde yatırım yapmış ama siz onlara bu muameleyi hak görüyorsunuz. Bunun Somali kamuoyunda nasıl karşılanacağını düşünmüyorlar mı?

Bu olaylardan sonra Somali basınını ve kamuoyunu takip edebilme fırsatınız oldu mu? Bu gelişmeler orada nasıl karşılandı?

Doğrusu her şeye rağmen Somali kamuoyu Türkiye’ye toz kondurmamaya çalışıyor. Durumun farkındalar ama bu olayın sistematik bir olay olduğunu, emirlerin yukarıdan geldiğini çok fazla dillendirmiyorlar. Üç-beş polisin kişisel eylemi gibi göstermeye çalışıyorlar. Çünkü Somali’de güçlü bir Türkiye imajı var. Bu imajı da Türkiye’den çok Somalililer korumaya çalışıyor. Ben Somali basınında bu olayların çok fazla haber olmamasının en önemli sebebinin bu olduğunu düşünüyorum. Her şeye rağmen toz kondurmamaya çalışıyorlar ama İçişleri Bakanı ve emrindekiler hem Türkiye’nin hem de Cumhurbaşkanı’nın imajlarını yerle bir etmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Son olarak Gelecek Partisi heyeti olarak Saab Cafe’ye yaptığınız ziyareti sormak istiyorum size. Nasıl geçti ziyaret, neler konuşuldu?

O ziyareti biz çok önceden planlamıştık yönetim kurulu üyemiz Sayın Nuray Sağıroğlu ile birlikte. Sonra birtakım nedenlerden dolayı gidememiştik. Kendileriyle görüşüyorduk. Bu olaylar olunca hem Serap Hanım hem de Ayhan Bey’e de bir çağrıda bulunarak heyet olarak gitmeyi önerdik. Dört kişilik bir heyet olarak gittik. Burada bizim öğrencimiz olan Muhammed Abdullahi bizi karşıladı, ağırladı. Ortağı Mesaret Hanım ile konuştuk. Kendisi bir Türk ile evli ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı.

Ben kendilerine üzülmemelerini söyledim. Esasen biliyorsunuz reklamın iyisi, kötüsü olmaz. Bu vesileyle Saab Cafe’nin müşteri kitlesinin de artacağını umduğumu söyledim. Gerçekten biz oradayken de destek amacıyla gelenler olduğunu gördüm.

Bizim insanımız bu ırkçılara hiçbir zaman prim vermeyecektir. Ben buna inanıyorum. Irkçılık bu topraklara yabancı bir ideolojidir ve bunu Suriyeliler, Afganlar, Somalililer üzerinden kaşıyanların bu toplumda yeri olmadığını düşünüyorum. Çünkü Türkiye tarihi boyunca daima her gelene kucak açmıştır. Bu vesileyle toplumumuzun hâlâ, her şeye rağmen bu özelliğini devam ettirdiğine inanıyorum. Irkçı partilerin de çok fazla kabul görmeyeceğini düşünüyorum.