Adalet Ağaoğlu

Ön yargılara, mahalle baskısına aldırmaz, inandığını söylemekten çekinmezdi. Başörtüsü yasağına da karşıydı, anadilde eğitimin engellenmesine de... Son dönemde yaşanan baskıları da eleştiriyordu. Çifte standartlı değildi.

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile üyelik müzakerelerine başlamasının beklendiği günler… Ankara’da Başbakan Tayyip Erdoğan’ın davetiyle bir grup insan, Kürt meselesindeki görüşlerimizi, çözüm önerilerimizi anlatmak amacıyla Başbakanlık’tayız.

10 Ağustos 2005… Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül dahil AK Parti kurmaylarının tamamı bizi dinliyor. İlk sözü Adalet Ağaoğlu aldı. Bir gün sonra Diyarbakır’a gidecek olan Tayyip Erdoğan’a dönerek, Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Memleket İsterim” şiirini okudu. Bu şiiri Diyarbakırlılara okuması için Erdoğan’a verdi.

Önceki gün yitirdiğimiz romancı, oyun yazarı, çevirmen Adalet Ağaoğlu, demokrasi yolundaki en büyük engelin Kürt sorununun çözülememesi olduğunu düşünenlerdendi. Bu nedenle, AK Parti hükümetinin bu konuyla ilgilenmesini önemsedi, bu alandaki çözüm çabalarını destekledi. 2010’daki Anayasa referandumunun demokratikleşme yolunda bir adım olduğunu düşünerek “evet” dedi.

Ön yargılara, mahalle baskısına aldırmaz, inandığını söylemekten çekinmezdi. Başörtüsü yasağına da karşıydı, anadilde eğitimin engellenmesine de… Son dönemde yaşanan baskıları da eleştiriyordu. Çifte standartlı değildi.

Her koşulda insan haklarını savunmaya çalışırdı. Uluslararası alanda birçok ödülü olan Ağaoğlu’nun, sıkıyönetim dönemlerinde kitapları yasaklandı, imha edildi. Bazı sabahlar, güne ondan gelen telefonla başlardım. Ya o günkü yazımı okumuş olur, fikirlerini söylerdi ya da genel siyasi durum üzerine sorular sorardı. Son dönemde “biz yoldaşız” diyor, ardından “Bu işin içinden nasıl çıkılacak?” sorusu üzerinden sohbete girişiyordu.

21 yıl önce Cumhuriyet’te, Pazar Dergi için yaptığım söyleşide, sivil bakış ve duruşunu şu cümlelerle ifade etmişti: “Şu tabuyu da yıkmamız lazım: Tabii ki parçalanmış ülkeyi birleştiren ve Cumhuriyet’i armağan etmiş olan her bir özveriyi sevgiyle saygıyla karşılıyoruz.

Bizim bir ülkemiz varsa böyle var. Ama bu sivil kurumlarımızı, doktorunu, mühendisini, öğretmenini, profesörünü, eleştirirken, köy ağasını eleştirirken, orduya bakışımızı da eleştirmemize, aynı şekilde anlamaya çalışmamıza da engel olunmamalı…”

Önceki İçerikİstanbul Sözleşmesi artık AK Parti’nin resmî gündemi
Sonraki İçerikAdalet İçin