AKP’ye ve Türkiye’ye tuzak

 

Suruç’ta canlı bombacının yol açtığı katliam, Orta Doğu’da sıradanlaşan bir görüntünün Türkiye’ye ihraç edilmesini ifade ediyor. Onlarca kişinin ölümüne neden olan bu intihar saldırısının işlevi konusunda fazla bir kuşku yok. Başlangıç sorusu Kobani’ye gitmek üzere Suruç’ta toplanan Sosyalist Gençlik Federasyonu üyelerine saldırılmasının ne anlama geldiği. Amacın Kobani kelimesinde aranması gerektiği ise açık. Katliam sosyalizm karşıtlığı bağlamında değil, sol ile Kürt meselesi arasındaki bağlantıdan hareketle anlam kazanıyor.

 

Bu olaydan sonra Kürt siyasi hareketinin sola karşı manevi bir borç duygusu içinde olacağını ve solu taşımaktan kaçınamayacağını tahmin edebiliriz. HDP ile sosyalist sol arasındaki ilişkinin pekişmesi ise muhakkak ki bu partinin AKP hükümetine daha mesafeli ve soğuk bir politika geliştirmesini ‘doğal’ hale getirecektir. Böyle bir tavrın AKP cenahından da dışlayıcı bir tepkiye muhatap olması şaşırtıcı olmaz. En azından özellikle genç kuşak birçok AKP’linin bu duyguyu taşıyacağını düşünmek durumundayız. Söz konusu atmosferin Çözüm Süreci’nin ilerlemesini veya derinleşmesini sağlaması ise sürpriz olur. Dolayısıyla tamamen saldırının hedefinden gidildiğinde bu olayın Kürt meselesinin çözülmesini istemeyen birilerinin teşviki ile yapılmış olması ihtimali çok güçlü hale geliyor.  

 

Ancak muhakemeyi bir adım daha ileri götürmekte yarar var. Acaba Türkiye’de Çözüm Süreci askıya alınırsa bunun nasıl sonuçları olur? Cevap iki düzlemde aranmalı… Birincisi AKP’nin, ikincisi Türkiye’nin nasıl etkileneceğidir. Seçim sonrası gelişmeler AKP’den ‘kurtulmanın’ hiç de kolay olmadığını herhalde herkese göstermiş olmalı. AKP’siz bir koalisyon mümkün olmadığı gibi, yeniden seçime gidilmesi halinde bu partinin oy artırma ihtimali epeyce yüksek. Belki de birileri şöyle düşünmüştür: Madem AKP yönetimden indirilemiyor, bari ona ‘yönetilemez’ bir Türkiye verelim. Kürt meselesinde barışa yönelemeyen bir hükümet kaçınılmaz olarak söz konusu ‘yönetilemez’ durumla karşı karşıya kalacaktır. Barışa yönelebilmek ise HDP/PKK ile işbirliğini gerektirir. Eğer Türkiye yapay bir sağ/sol ikilemine doğru kaydırılırsa AKP’nin bir barış partneri bulma ihtimali de giderek azalır ve o zaman Türkiye 1980 öncesi atmosferin eşiğine gelebilir. Özellikle hala çözülmeden masada duran Alevi meselesinin solla bağını dikkate aldığımızda ve bu toplumsal kesimin bazı genç gruplarının şiddet eylemciliğini sürdüren DHKP-C saflarına yakınlığını düşündüğümüzde fotoğraf çok daha netleşecektir.

 

Bu türden gelişmelerin dış politika üzerinde etkisi de büyük olacaktır. AKP yönetimindeki Türkiye ‘sağa’ sıkıştırılmak istenecek ve Sünnileştiğine dair algı operasyonları muhtemelen hızla artacaktır. Bu durum Orta Doğu’daki ‘anti Sünni’ aktörlerin eylemlerini Türkiye’ye kaydırmalarını teşvik edebilir. Sonuçta Orta Doğu’daki bataklığın kendisine doğru yayılmasını önlemek uğruna, hükümet Suriye’de işlevsel bir aktör olma arzusunu bir kenara koyabilir veya buna zorlanabilir. Böyle bir gelişmeye direnmesi durumunda ise ‘yönetilemezlik’ halini daha da büyütmeye dönük bir operasyonla karşılaşabiliriz…

 

Bunların olup olmayacağını bilmiyoruz. Gelişmeler AKP’nin de ne yapacağına bağlı… Eğer Alevi ve Kürt meselelerinde hızlı adımlar atılabilir, demokratik reformlar hayata geçirilir, hukuk devletinin gerekleri yapılır, yeni anayasa yönünde adım atılırsa, bu toplu cinayet de boşa çıkarılır. Koalisyonun bu hedefi gözetmesi şart… Aksi halde ‘yeni’yi taşıyabilecek bir kadro ile seçime hazırlanılması lazım.