Algı yönetimi

Malum, Moda; Kadıköy iskelesi ve dolmuş/otobüs terminali hengâmesi boşluğunun sırtında kalan sükunet içinde, manzaralı, huzurlu, hali-vakti yerinde bir iskân semti. Deniz Kulübü üyelerine hizmet verse de, Koco’da 60’ların sükunetiyle öğlen ve akşam yemeği yenebiliyor hala. Otelin kendisini değilse de adını aşağıdan yukarı kaçırarak seçkinlik izlenimi uyandırılmak istenmiş besbelli.

 

              60’larda Kadıköy meydanı

              Moda sahili

              Moda Deniz Kulübü

              Moda İskelesi

 

SOM tasarımı, iri gövdesiyle oturduğu Maçka vadisini altına alarak hafifçe yükselmesinin ustalığıyla ve sadece Sedad Eldem mahsulü saçağıyla dahi halâ ayaktaki ilk Hilton’a atfa zorlayan mimari demodeliğini de geçelim. Moda-Hilton’un çevresindeki tüm parseller aynı imar iznini istediğinde vereceği cevabı da belediyesine bırakıp; ne de olsa aynı katsayıyı vermezse adaletsizliğinin bedelini eksilen oylarıyla ödemesinden de bize ne? Ama aynı katsayıyla doğacak çevre felaketinden bana ne diyemez, ne mimar ne de vatandaş. Aynı talebin başka semtlere de sıçradığını düşünmek bile istemeyip; yapılmak bilmez anayasanın “teklif dahi edilemez!” başlangıç maddelerine ekletme tedbiri geliyor insanın aklına. Yeri gelmişken, ihlâli cezası idam da olabilir mesela…

 

 

 

Bizim öğrenciler bilir; çevreye uyumu sınıfsal ve ideolojik statünün tahakkümünden kurtarmak için mimari proje atölyelerinde çevreyle alışverişi çevrenin statüsüne bakmaksızın konu ederiz.

 

Onunla yetinmeyip, Türkiye’nin en iddialı ve usta mimarlarından olmasıyla da ilgisiz olmayan şekilde Emre Arolat’ın, Kağıthane vadisinin normatif kalite ölçütlerine sığmayan bir köşesinde prestijli bir arazi geliştirme problemi çözümü diye örnek bir görselini koyduğum çevre analizlerini yaptırdıktan sonra çizdiği projenin inşaatı ertesi resmini de iliştiriyorum. Her proje gibi herkesin fikri kendine, tabii de…

 

 

Sanat eleştirmeni Clement Greenberg’in “gecikmiş, ikinci gözyaşı” diye tanımladığı kitch’den iktidarın köhne sözde tarihsellik‘leri/taklitlerine gömülmeden dem vurmanın fırsatını da kaçıramazdım. Sadece o atölye jürilerinde değil, aramızda da konuşuruz; “Gün gelip bu ipe sapa gelmez çevreye de ağıt yakılıp nostaljisi yapılır mı?” diye. Arolat’ınki gecikmiş, ikinci değil; henüz aslı varken yapılmış olduğuna göre kitch sayılmaz, ama yıllar geçer de o çevreler ortadan kalktıktan  sonra moda olur da yayılırsa, adını şimdiden koyup uyarmış olurken Moda-Hilton’un çevresiyle ilişkisi hakkında epeyce dolaylı da olsa iki lâf etmiş olayım…Tabii Arolat projesinin yegâne ilham kaynağının da döküntü yakın çevre analizi değil, yanı sıra Steven Holl’un dünyaya yeniden tanıttığı bir duyusal [fenomenal] mimarlık eğilimi olduğunu da unutmadan…

 

              Steven Holl, Iowa’da yerleşme

              Londra/City’de Swiss-Re ofisi

 

Sadede gelirsek Moda-Hilton’un imar artışı iştahını kışkırtmanın yanı sıra asıl sorunu; Swis-Re ofisinin Londra Ortaçağ merkezi City’e yerleştiğinde olduğu türden nadide bir mirasın tarumarıyla sınırlı olmayıp orta halli insanların arasında cebindeki parayla böbürlenilmesi misali densizliğinin etik sınır ihlalidir.