Baskı kavramı, laik Burcu ve 28 Şubat’taki polisler

“Mahalle baskısı” kavramı; hayatımıza, farklı yaşam tarzlarının birbirine baskısı değil, genellikle aynı yaşam tarzına sahip, aynı referans grubuna ait insanların birbirleri üzerindeki baskısı anlamında girmişti. Ancak, kısa sürede dönüşüme uğrayarak, “farklı yaşam tarzlarının birbirine baskısı” gibi bir kalıba oturdu.

 

Şimdi dilerseniz başlangıca dönmeyi deneyelim. “Aynı referans grubuna ait insanların birbirine baskısı”na dair iki örnek üstünden düşünce jimnastiği yapalım…

 

1.Örnek: 2016 yılında, Türkiye’nin batısındaki bir kentte yaşayan 20 yaşındaki Burcu’nun yaşamına karışma gücünü bulabilecek (bulabilme ihtimali olabilecek) kişiler kimlerdir? Daeş militanını andıran sakallı adamlar mı vardır Burcu’nun etrafında? Burcu gece dışarı çıkmak istediğinde, yolunu böyle kişiler mi kesmektedir? Yoksa, öncelikle, Burcu’nun kendi “laik” mahallesinin(büyük ağırlığı CHP seçmeni olan) insanlarına (özellikle de erkeklerine) mı bakmak gerekir?

 

Burcu’nun her istediğini giymesine,  yaşadığı kentteki muhafazakarlar mı daha çok engel oluşturabilir; yoksa büyük kısmı CHP seçmeni olan babası, abisi, dayısı, komşuları (ve eğer varsa, hafiften de maçoysa, erkek arkadaşı) mı daha çok engel olabilir? Burcu’nun, eve erkek arkadaşı Hakan’ı getirip onla bira içmesine; çöllerde kafa kesenler, Paris’e bomba atanlar, Irak’lı radikaller, Boko Haram’cılar, radikal toplum projeleri olanlar mı engel oluşturabilir; yoksa CHP(veya küçük bir ihtimal MHP) seçmeni “laik” babası mı engel oluşturabilir?

 

Burcu; eğer Çanakkale’de, Tekirdağ’da, Aydın’da, Ayvalık’ta; Avrupa’daki bir kızın hayatını yaşayamıyorsa,eğer bu kısmen imkansızsa; bu gerçeklik, ne oranda “laiklik karşıtı baskı”dan, ne oranda “laik Türk mahallesinin geleneksel sınırları”ndan kaynaklanıyor olabilir?

 

Burcu’nun hayatını doğrudan doğruya kısıtlama gücü/imkanı olan(ve bu imkanı birçok zaman da kullanan) asıl “sosyolojik alan”ı, kendi “laik” çevresi oluşturmuyor mu? “Öteki mahalle”nin, “öteki sosyoloji”nin, Burcu’ya etki potansiyeli; çok daha sınırlı/dolaylı değil mi?

 

Evet, bu konu, reel hayatta, benim burada anlattığımdan çok daha karmaşık ve etkileşimlidir mutlaka, ama temel gerçeklik büyük bir ölçüde bu şekilde değil mi? (Mahalle baskısı konusunu, sadece içki/erkek arkadaş/giyim üstünden ele almamı yüzeysellik olarak görenleriniz olabilir. Ama bu küçük yazının kapsamı içinde ancak bu kadar oluyor, idare edin… Belki önümüzdeki günlerde “Burcu’nun üniversite deneyimleri”, “Burcu ve Eril Söylem”, “Burcu Taksim’de slogan atarken”, “Rtük’ün Burcu’ya olan bakteriyel etkileri” gibi yazılar yazar, mahalle baskısının başka yönlerini de ele almaya çalışırım. ) Tabii, 2016 yılında, sosyal medya çağında, hiçbir türdeki ve yöndeki mahalle baskısının eskisi kadar etkili olma şansı yok, bunu da ekleyelim…

 

2.Örnek: 28 Şubat’ta, başörtülüleri üniversite kapısından geri çeviren polisler kimdi? Büyük Britanya’nın “Scotland Yard” emniyet teşkilatında yetişmiş, elinde viskiyle polislik yapan, noelde ağaç süsleyen, gay evlilikleri destekleyen, kulağı küpeli kişiler miydi bu 28 Şubat polisleri?

 

Gerçekçi olalım… Başörtülü kızların üniversiteye girişini engelleyen polisler, “Anadolu coğrafyasına paraşütle inmiş marjinal laikler” değil, o dönemin “ortalama Türk polisleri” idi. Belki birinci hassasiyeti din olmayan; ama dini,ahlaki,kültürel değerleri itibariyle toplum ortalamasından hiç uzak olmayan insanlardı bunlar… Yakın tarihimizde, “modern-seküler kesim”in hiçbir zaman çoğunluğu oluşturamadığı birkaç önemli kurum varsa, onlardan biri de emniyettir. 28 Şubat’tan bu yana emniyette türlü türlü sosyolojik değişimler yaşandı elbet, ama bu başka bir yazının(veya bir polisiye roman dizisinin) konusu olabilir.

 

Şunun altını çizeyim: Polisleri sadece “verilen görevi yerine getiren kişiler” olarak görmeyi doğru bulmuyorum. Çoğu zaman; bir ülkenin polisinin yaşam tarzı ve kültürü, devletin yaşam idealini yansıtır. Polisin, devletin enstrümanı olmanın ötesinde, devletin bizzat kendisi olduğunu düşünmek; çok da saçma değildir. Türkiye’de, devletin ruhu, 28 Şubat’ta bile, “İslamiyet’ten tamamen soyutlanmış bir ruh” olmamıştır.

 

Sonuç

Herkes en çok kendi benzerinden, kendi yakınından, kendi komşusundan, kendi kültür grubunda olanlardan baskı görüyor belki de bu ülkede. Baskının en etkilisi, “benzerlerinin sana baskısı” şeklinde hayatına girebiliyor… Ama, kendimize benzeyenler yerine, kendimize benzemeyenleri suçlamayı tercih ediyoruz çoğunlukla. Sorunu hep uzaklarda arıyor, kendi kültür grubumuzda önümüze çıkan “bariyerler”e dair suskun kalmayı seçiyoruz. Kendimize benzeyenleri biraz daha ciddi şekilde sorgulamayı denesek, biraz daha cesur olsak; önümüzde çok farklı kapılar açılabilir.

 

Baştaki ana fikre dönersek: Belki de, laiklere en büyük mahalle baskısını kuranlar; (hala) laiklerin bizzat kendileridir … Belki de, 28 Şubat’ta başörtülü kızlara en büyük zulmü yapanlar; “vatan millet ve din düşmanı laikler” falan değil, ortalama Türk polisleriydi. Ve o polislerde vücut bulan “ortalama Türk devlet ruhu”ydu.